HABER HATTI
Yorum-Analiz
ÖZGÜR-DER
ANKET
Haksöz-Haber'de en çok ziyaret ettiğiniz bölüm hangisidir?
Haksöz Okulu
Haberler
Köşe Yazarları
İktibaslar
Forum

Haksoz haksöz

ARAMA
HAKSÖZ 214. (OCAK 2009) SAYISI
31.12.2008 23:16
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
 
Haksöz Dergisi 2009 yılının ilk sayısını yayınladı. 214. sayıda Haksöz, Gazze’de yaşanan Siyonist katliamı manşete çekti: “Siyonizm Gazze’de İnsanlığı Katlediyor!” diyen Haksöz, herkese sorumluluklarını hatırlatan çağrılarda bulunuyor.

Gündem yazısında aylardır süregelen kuşatmayla zayıf düşürülmüş, gıdasız, yakıtsız, ilaçsız bırakılmış Gazze'nin soykırım boyutuna varan füze saldırılarına karşı başını dik tutmasının gurur vericiliğine dikkat çeken Haksöz, Türkiye ile İsrail arasında sürdürülen ilişkiyi hedef almaya çağırıyor. "Gazze kuşatmasını zincirin buradaki halkasını kırmak suretiyle zayıflatmalı ve böylece kardeşlerimize, Filistin'in özgürlüğü mücadelesine, İslami Direniş'e sahip çıktığımızı göstermeliyiz!" diyen Haksöz, somut taleplere işaret ediyor.

Derginin yayına hazırlandığı sırada gerçekleşen katliama duyulan öfkenin güncesinin verildiği dergide; ülkenin çeşitli şehirlerinde kuşatmaya ve katliama karşı ortaya konan tepkilerden ayrıntı ve fotoğraflara yer veriliyor.

"İşgalciler ve İşbirlikçileri" başlıklı yazısında Iraklı gazeteci Muntazar ez-Zeydi'nin ayakkabı eylemi üzerinden Irak'ta işbirlikçiliğin sefaletine değinen Rıdvan Kayakonuyu Mısır'ın Gazze ambargosundaki rolüne dikkat çekerek genişletiyor.

Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi'nin hezeyan dolu "mahalle baskısı" araştırmasını konu edindiği yazısında Bahadır Kurbanoğlu, araştırma/anketin çelişki ve tutarsızlıklarını ortaya konuyor. TRT'nin Kürtçe TV'sini ele alan Eta Bektaş ise Kürtçe TV'ye karşı çıkanlar ile bunu destekleyenlerin tezlerini kıyaslayarak TRT Şeş ile bastırılamayan toplumsal taleplerin manipülasyonun mu hedeflendiğini tartışıyor. M. Ali Aslan, Can Dündar'ın "Mustafa" filmine yönelik tepkiler üzerinden "Atatürk fetişizmi"ni ele alıyor.

Bir diğer yazısında Rıdvan Kaya, ülke gündeminde çokça tartışılan "Ermenilerden özür kampanyası"nı değerlendiriyor. Tartışmanın taraflarının tutarsızlıklarına ve ırkçı boyutlarına işaret eden Kaya, Ermeni tehciri üzerinden şoven zihniyetle hesaplaşmanın gerekliliğine dikkat çekiyor. Bildiriye karşı çıkanlarla birlikte bildirinin sorunlu taraflarını da eleştiren Kaya, özür bildirisini neden imzalamamız gerektiğine de cevap veriyor.

Bombay'da yaşanan saldırıları ele alan Murat Özer, olaydan ayrıntılara da yer verdiği yazısını Müslümanların Keşmir sorununa yaklaşımlarıyla bağlıyor. Bu çerçevede Hindu fanatiklerin Müslümanlara yönelik terör saldırılarını konu edinen Yusuf Abdullah'tan bir çeviri yazıya yer veriliyor. Bir diğer çeviri yazıda ise Dr. Pervez Şafi, küresel ekonomik kriz üzerinden ABD imparatorluğunun çöküş sürecini değerlendiriyor. ABD'nin Sovyetler benzeri bir süreç yaşama ihtimaline dikkat çeken Şafi, ABD'nin sonunun yapacağı tercihe bağlı olduğunu belirtiyor.

Kemalist resmi ideoloji tahakkümünün seküler kutsallar üretmesi, toplumu tek-tipleştirmesi, eğitim yoluyla öğütmesi gibi faktörlerle nasıl da bir niteliksizleşme ve toplumsal yozlaşmaya yol açtığını analiz eden Mehmet Pamak, daha özgür bir toplum için Kemalizm dininin zorba kuşatmasına son vermenin önemine değiniyor. Ufuk Aktaşlı ise Tanzimat'tan bugüne muhafazakârlık sürecini yorumlayarak Türk muhafazakârlığının özelliklerini irdeliyor. Cumhuriyet modernleşmesinde beliren iki damar çizgi olan Kemalizm ile muhafazakârlık arasındaki benzeşmelere dikkat çeken Aktaşlı, AKP süreciyle gelinen noktayı da ele alıyor.

Ayetler Işığında Hayat yazı dizisi kapsamında bu ay Fevzi Zülaloğlu akıl-vahiy çatışması ve İslam'da bilginin kaynağı konusunu ele alıyor. Hüseyin Alan, tevhidi uyanış ve arınma sürecimizdeki dinamikleri tartışırken Abdulhakim Beyazyüz, bir önceki sayıda işlemiş olduğu nefs tezkiyesindeki kazanımlarımız konusunu bu konudaki zaaflarımızla devam ettiriyor.

Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Erdem Bayazıt ve İsmet Özel gibi isimler üzerinden Türkiye'deki edebiyat ortamını değerlendiren Ahmet Örs, bu ortamın yaklaşımlarını tahlil ederek İslami düşünce ve siyasete etkilerini yorumluyor. Asım Öz, Cumhuriyetçi yazar Melih Cevdet Anday'ın "Bir Defterden" kitabı üzerinden bilinmeyen bir yönüne dikkat çekerken; Güven Yakar, dergideki son yazı olarak hac izlenimlerini ayetler, hac menasıkları ve bu ibadetin toplumsal yansımaları açısından paylaşıyor.

Derginin arka kapağı ise TC'nin bir çelişkisine ayrılmış: "Afganistan'ı ölüm tarlalarına çeviren işbirlikçi katil Raşid Dostum'a kucak açan Ankara, Çeçen mülteci İmran Abdulazimov'u sınırdışı ederek ölüme yolluyor."

HAKSÖZ-HABER

Haksöz Dergisinde Bu Ay Yer Alanlar

Gazze'nin Onuru İşbirlikçiliğin Zilleti
HAKSÖZ

İsrail Gazze'de İnsanlığı Katlediyor!
HAKSÖZ

Siyonizm'e ve İşbirlikçiliğe Karşı Safları Sıklaştıranların Güncesi
HAKSÖZ

İşgalciler ve İşbirlikçiler
RIDVAN KAYA

"Mahalle Baskısı" Retoriğine Bir Örnek Daha: Resmi İdeoloji Endeksli Anket Baskısı
BAHADIR KURBANOĞLU

Resmi İdeoloji Gölgesinde TRT-Kürd Bastırılmayan Toplumsal Taleplerin Manipülasyonu mu?
ETA BEKTAŞ

"Mustafa"ya Tepkilerin İfşa Ettiği Gerçek: Atatürk Fetişizmi
M. ALİ ASLAN

Özür Tartışmasının Ortaya Koyduğu Gerçek: Şoven Zihniyetle Hesaplaşmanın Gerekliliği
RIDVAN KAYA

Bombay Saldırıları ve Keşmir Sorunu
MURAT ÖZER

Hindu Din Adamları ve Ordunun Terör İşbirliği
YUSUF ABDULLAH

Süper Güçlerin İflası ve ABD İmparatorluğunun Çöküş Süreci
PERVEZ ŞAFİ

Kemalizm Dininin Kuşatması Altında Niteliksizleşme ve Toplumsal Yozlaşma
MEHMET PAMAK

Muhafazakar Düşünce ve Türk Muhafazakarlığı
UFUK AKTAŞLI

İslam Açısından Bilginin Kaynağı
FEVZİ ZÜLALOĞLU

Tevhidi Uyanış ve Arınma Süreci
HÜSEYİN ALAN

Tevhidi Uyanış Sürecimizde Nefs Tezkiyesiyle İlgili Kazanım ve Zaaflarımız
ABDÜLHAKİM BEYAZYÜZ

Türkiye'de Edebiyat Ortamının İslami Düşünce ve Siyasete Etkileri
AHMET ÖRS

"Bir Defterden"de Açığa Çıkan Önemli Bir Ayrıntı
ASIM ÖZ

Bir Hac Hissiyatının Paylaşımı
GÜVEN YAKAR

 

Abone Olmak İçin : 0 212 524 10 28

Haksoz haksöz

Bookmark and Share
YORUMLAR
Toplam 17 Yorum
Abdulhakim Beyazyuz
30 Ocak 2009 Cuma 20:43
nefs tezkiyesinde özel yöntem var mı?
Sedat kardeşim, nefs terbiyesi için Kur'anın uyarıları ve onun canlı tanığı resul (as)örnekliği elbette bize yeterlidir. zaten başka ikinci bir yolunda olmadığı da açıktır. Ama mesele bu yolu doğru bir şekilde bulmak ve tabi olabilmektir. Rabbimiz hakkı hak bilip tabi olmayı, batılı da batıl bilip sakınmayı nasip buyursun. yüce Allah'ın selamı tüm müminlerin üzerine olsun....
Murat Kayacan
29 Ocak 2009 Perşembe 20:55
Tasavvufta caiz olan unsurlar
Namaz, nafile namazlar, oruç, Allah'ı anma, zekat, hac,...
"Bunlar zaten İslam'da var bunların dışındakilerde problem var." da denebilir. Fakat Kur'an'da olanları uygulayıp diğer alanlarda yanlış inanç ve uygulamaları olan tek kesim onlar olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. "Tasavvuf ehli" mahza kötülük olarak görülmemelidir diye düşünüyorum.
Her kesimde farklı oranlarda yanlışlar var. Tasavvuf ehli de doğrusuyla yanlışıyla ümmetin bir unsuru. Onları "kesin" olarak ümmetin dışında görme konusunda dikkatli olmamız gerekir diye düşünüyorum.
Bir de soru: İmam Humeyni (ra) başarılı olamasaydı, acaba o da "mutasavvıf olduğu için" başarısızlığı tasavvufa yüklenip bir kenara konmaz mıydı?.
sedat özer
29 Ocak 2009 Perşembe 19:12
Apdulhakim beyazyüz hocama
Hocamın bu yazısının sonuç yazısını merakla bekliyorum. Ve kendi kendimi eleştiriyorum.Kuranla tanışma sürem 15 yıl civarı oldu elhamdülillah... bu süre içinde nefsimi terbiye edebildiğimi düşünüyordum bunu içinde herhangi bir şeye ihtiyaç duymadım çünkü; ben ALLAH'ın ipine sımsıkı sarılmıştım. şunu merak ediyorum; nefsi terbiye için özel bir çalışmamı gerekiyor. hocamdan bunu merakla bekliyorum. tokatlı SEDAT.
özcan yesil
26 Ocak 2009 Pazartesi 21:47
ümmet nerede
biliyormuydun bir toplum bir vardı açık ceza evinde biliyormuydun bir bölge vardı akdeniz kyısında biliyormuydun bir bir çocuk vardı açlıktan ağlayan biliyormuydun birgazze vardı abluka altında bilmiyordun değil mi nereden bileceksin senin ekinlerin hiç yakıldımı hasat zamanı senin çocuğun ağladı mı hiç açlıktan senin hastan öldü mü hiç ilaçsızlıktan BİLMİYORDUN DEĞİL Mİ NEREDEN BİLECEKTİN
suni yıldırımlarla gelen gürültü olmasaydı o bombalar pare pare geceyi aydınlatmasaydı o binalar darmadağın virane olmasaydı o agıtlar feryadu figan ayyuka çıkmasaydı o görüntüler ekranımıza ulaşmasaydı BİLMİYORDUN DEĞİL Mİ NEREDEN BİLECEKTİN bombalar yağdı bebeklerin çocukların üstüne, bombalar düştü anaların babaların üstüne ,bomlarar düştü açlığın ilaçsızlığın üstüne,bombalar düştü kardeşlerin kardeşimin üstüne,BİLMİYORDUN DEĞİL Mİ NEREDEN BİLECEKTİN,çocuklar ağlıyor annelerini arıyor anneler ağlıyor yavrularını arıyor, doktorlar bağırıyor ilaç yok deva arıyor, insanlar ağlıyor insanlığını arıyor,BİLMİYORDUN DEĞİL Mİ NEREDEN BİLECEKTİN gazze yanıyor görüyorsun ,gazze ölüyor duyuyorsun, gazze selaattini arıyor biliyorsun,BİLMİYORDUN DEĞİL Mİ NEREDEN BİLECEKTİN peki biz ne yapıyoruz, ya insanlık nerdede , ya liderler nerede , la müslümanlar nerede, peki biz neredeyiz izliyoruz değilmi liderlerimizde izliyor ve timsah gözyaşları döküyor ALLA BU ÜMMETE SELAATTİNLER NASİP ETSİN ÖZCAN YEŞİL SAKARYA DAYANIŞMA DERNEĞİ.
Ahmet Örs
24 Ocak 2009 Cumartesi 21:19
Tasavvuf
Tasavvufta benimseyebileceğimiz taraflar bulunduğunu mu düşünüyorsun abi?.
Murat Kayacan
23 Ocak 2009 Cuma 22:14
Ahmet Örs'ün yazısı
Ahmet kardeşin yazısında tasavvufun mahza yanlış olduğu izlenimi veren ifadeler var ve öyle takdim edilmiş ki, bu konu üzerinde icma olduğu izlenimi ediniliyor. Halbuki tasavvufun hangi açılardan yazıda söz konusu edilen kişileri yanlış yöne götürdüğü vurgulansaydı daha çözümleyici olurdu.
Tasavvufta Abdülhakim Beyazyüz'ün dikkat çektiği berraklıkta olmasa da nefs terbiyesinin gündemde olduğu gerçeğini de görmezden gelmemeliyiz.
Kur'an'da mevcut "Ehl-i Kitap'tan öyle kimseler var ki." üslubu farklı kesimleri değerlendirirken önemli ipuçları veriyor olmalı..
Bahadır Kurbanoğlu
15 Ocak 2009 Perşembe 11:48
Muhafazakarlık
Ufuk kardeşimin Muhafazakarlığın Türkiye eksenine ilişkin söylediği sözlere katılıyorum.

Ancak Fransız ve Bolşevik devrimlerinin halk tabanı olduğuna dair tespitler ciddi olarak tartışmaya açık. Hatta bolşeviklerin devrime yakın sayılarının daha da düştüğü (ama yine de örgütlü olmalarının getirdiği bir güce sahip oldukları) sosyalistlerin kendi içlerinde de tartıştıkları bir husus.
Fransız devrimi ise gözleöleyebildiğim kadarıyla hiç halk tabanına sahip değil.
Yönlendirilmiş 3000 yağmacı çapulcu sürüsünün devrim yaptığına kimse kimseyi ikna edemez. Devrim denen bu olgunun dinamikleri farklı yerlerde aranmalı ki bu başka bir tartışmanın konusu.

Bu anlamda tepeden inmecilik konusunda Kemalizmle bunlar arasında fark yok; pozitivist-maddeci yaklaşımda da.

Ancak belki fark şurada; Kemalistlere direnebilecek dinamik unsurların hepsi ya telef edilmiş ya da yok edilmiş, dolayısıyla mesela laiklik bir kaç yıl içerisinde yapay bir tarzda anayasaya dahi dahil edilmiş ama mesela Fransa'da 1789'dan 1905'e kadar dinamik unsurların çatışması var. 1905'i şundan zikrettim, Pozitivist laisizmin beşiği Fransa ama LAİKLİK Fransız anayasasına ancak 1905'de girebiliyor.

Dolayısıyla beşeri ideolojilerin, sosyalizm, sekülarizm vs halklar nezdinde yankı bulması farklı süreçler ve yollarla oluyor.

Bu anlamda Muhafazakarlık halkın normal şartlarda İslam'ın muharref de olsa varolan dinamiklerinden ötürü kabullenemeyeceği sekülarizmi aslında yumuşatarak ve tarih, kültür, din yani ahlak katarak halk nezdinde kabullenilmesini sağlıyor.
İçinde fırti doğrulara da seslenen boyutlar var ve tehlikede burada. Sapla saman birbirine karışmış vaziyette, yoksa konu sadece batı mutfağında pişip bize ulaştırılmış olmasında değil.
Bu anlamıyla çok ciddi tahlillere tabi tutulup özellikle vahiy eksenli bir tarzda bu muharref algı ıslah edilmek durumundadır. Türkiye'de dinin muharref yorumunda İslam tarihinin çok önemli bir yeri var ama esasen Muhafazakar yorumların çok daha fazla....selam ile.
Ufuk Aktaşlı
14 Ocak 2009 Çarşamba 22:14
Murat Kayacan'a
Murat Kayacan ağabey Muhafazakar Düşünce ve Türk Muhafazakarlığı yazımla ilgili değerlendirmeler yaptığı Değerlendirme 3 başlıklı yorumunu "Bu yazıyla ilgili değerlendirmeler uzayıp gideceğinden bu kadarla yetinmek istiyorum" diyerek bitirmiş.Ancak kendisi de takdir eder ki muhafazakarlık üzerine yapılan bir inceleme de uzayıp gideceğinden hatta bir dergi yazısı boyutunu aşabileceğinden belirli noktalarla yetinilmiş ve sınırlandırılmıştır.Değinilmediği veya eksik bırakıldığı söylenen konuların nedeni budur.Her şeyden önce yazı modern bir siyasal ideoloji olan muhafazakarlık konusunu ele aldığından peygamberlere gösterilen tepkilerin muhafazakarlıkla ilişkisine değinilmemiştir.Aynı şekilde muhafazakarlığın insan algısıyla İslam'ın insan algısı arasındaki benzerlik veya farklılıklar üzerinde durulmamıştır.Hele de Budizm,Hinduizm veya Çin dinlerinin sekülerleşmeci olup olmadığı meselesine girmek yazının konusuyla alakasız olurudu.
Fransız ve Bolşevik devrimlerinin ayrıntılı biçimde verilmesi ve bunların Kemalizmle karşılaştırılması da asıl konuyu bir hayli dağıtırdı.Elbette ki bu devrimlerin farklı amaç ve içerikleri vardır.Zaten Haksöz okuyucusunun da bu konularda yeterli düzeyde bilgi sahibi bir okucu olduğunu düşünüyorum.Söylenmek istenen bu devrimler arasındaki önemli bir farkın Kemalizmin bir toplumsal karşılığının olmadığının hatırlatılmasıdır.
Muhafazakarlığın halk tabanı olmadığı nın iddialı bir ifade olduğu değerlendirmesine gelince.Burada söylenmek istenen şudur:Türk muhafazakarlığı 1930lu yıllarda bir entelektüel hareket olarak doğmuştur.Kimi akademisyen ve yazarların cumhuriyet modenleşmesine karşı eleştirilerini veya açılımlarını içeren bir düşünce hareketi.Dolayısıyla ilk 20-30 yıl muhafazakarlık halka inmemiştir.Muhafazakarlığın toplumsal bir karşılık bulması Demokrat Parti iktidarıyla birlikte başlayan bir süreçtir ki bu da yazıda belirtilmiştir.Yani ilk 20 yıl muhafazakarlığı temsil eden bir kesim yoktur.Yalnızca muhafazakar düşünürler vardır..
Murat Kayacan
11 Ocak 2009 Pazar 20:34
Değerlendirme 3
Muhafazakar Düşünce ve Türk Muhafazakarlığı yazısında “Muhafazakar düşünce, devrimci düşüncelerin Avrupa’yı kasıp kavurduğu bu dönemde ortaya çıkan siyasal bir düşüncedir.” denilmekte. Kavramlaşması bu dönemde olmuş olabilir ancak bu düşünce tüm dönemlerde peygamberlerin karşılaştığı bir problemdir, yeni değildir.
Bu düşüncenin (muhafazakarlık) insanın tek başına bir anlam ifade etmediği, yetkin bir varlık olmadığı ve kapasitesinin sınırlı olduğunu savunduğu ifade edilmekte. Bu yaklaşıma İslâm çok uzak mı değinilse iyi olurdu.
Muhafazakarlık sekülerleşmeci bir ideoloji denilmekte. Bu bağlamda Budizm, Hinduizm, geleneksel diğer Çin dinlerinin konumu nedir?
Kemalizm ile Fransız ve Bolşevik devrimlerinin farkına işaret edilen yazıda ilkinin darbeci ve halk desteğinden uzak, diğer ikisinin ise halk desteğine sahip olduğu ifade edilmekte. Son ikisi Kemalizm’e benzer ilkelerini sundu ve halk onları mı takip etti? Öyle değilse fark nedir ilkiyle son ikisi arasında?
Türk muhafazakarlığının 1930’lu yıllarda Kemalizm’e tepki olarak ortaya çıktığı ifade edilmekte. Sonra bu kesim zikredilmeyip 1950’li yıllara kadar Anadolu’da var olan kesimlerin geleneksel dindar Müslümanlar olduğu daha sonraları ise bu kesimin Müslümanlar olduğu söylenmekte. Yani söz konusu yirmi yıllık süreçteki kesimler ya Müslümanlarla eşitlenmekte ya da konu dışına çıkılmaktadır.
Türk muhafazakarlığının Kemalizm gibi halk tabanı olmadığı ifade edilmekte. Bu çok iddialı değil mi? Kendisini Müslüman değil de muhafazakar olarak tanımlayan kesimlerin sayısı az mıdır? Bu muhazakarlığın tedric ehli olduğu belirtilmekte ama dünyanın herhangi bir yerinde “devrimci muhafazakarlığın” da mevcut olup olmadığına dair bir bilgi verilmemekte.
Bu yazıya dair değerlendirmeler uzayıp gideceği için bu kadarla yetinmek istiyorum..
Murat Kayacan
11 Ocak 2009 Pazar 19:46
Değerlendirme 2
(Yine Mehmet Pamak ağabeyin yazısına devam edecek olursak)Bu iki ilkenin sözde de olsa varlığı kabul ediliyor ve ülke sınırları içine girememeleri eleştiri konusu yapılmakta. Yani Kemalizm’in yanlışları var ama mahza batıl değil.
Yazıdaki şu cümleler de Kemalizm’in yazının genelinde vurgulandığı gibi –hatta Mehmet ağabeyin Kemalizm’e dair diğer yazılarından da hatırladığım kadarıyla- günümüzde çok da katı uygulanmadığını göstermekte: “Öyle bir eğitim sistemi ki, çoğu doğru olmadıkları ve anlamsızlıkları idrak edilerek yürüklükten kaldırılmış, artık işlevini yitirmiş tükenmiş veya bir kısmı hiç gündem olmamış veya uygulamaya da yansımamış..”
“Öylesine ödev veriyorlar ki, o iki günde (ctesi ve Pazar) çocuk Atatürk şiirleri ezberlemek, Atatürk piyeslerine çalışmak, Atatürk ile ilgili ödevler hazırlamak zorunda bırakılıyor.” ifadesi de çok abartılı. Yeni eğitim sistemi “yapılandırmacı” ve sorun çözen bireyler yetiştirmeyi hedefliyor. Öğretmen tembellik yapmadığı sürece (teşvik edilen interneti de devreye sokarak), öğrencileri büyük oranda özgür düşünceli yetiştirebilir. İslâmi bir yönetim de olsa öğretmen gündemi takip edip öğrencilerini geleneksel ve modern hurafelerden uzak tutma gibi bir cehdi yoksa, farklı şekillerde de olsa bahaneler üretip yine sorumluluktan kaçacak ve salih nesiller yetiştiremeyecektir.
42. sayfada TC bazı konularda Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Beyannamesine itaat etmediği için eleştirilmekte ki bu olumlu.
Haberlerden kesitler verilerek bu sistemin sapık babalar, tecavüzcüler.. yetiştirdiğinden bahsedilmekte. Bu sistem olmasa da bu tür sapkın tipler yine ortaya çıkacaktır. İran’daki idamlar –rejimdeki bazı eksiklikleri rağmen- bu açıdan örnek verilebilir. Yine bu kınanan sistemden beklenin aksine başörtüsünde ısrar eden, hakkını arayan ve Kahrolsun İsrail ve Amerika diyen (Bu arada Konya’da ADD’li üniversiteli gençlerin de İsrail’i kınayan bir eylem yaptığını belirtmiş olayım.) bir nesil de yetişti..
Murat Kayacan
11 Ocak 2009 Pazar 19:45
Değerlendirme 1
214. sayı değerlendirmesi
Yazı karakterleri yazı çokluğundan mı oldu? Dergiyi okumak pek kolay değil bu küçüklükteki yazı karakterleriyle.
Rıdvan ağabeyin “İşgalciler ve işbirlikçileri” yazısının başlığı çok genel olmuş. “Şoven zihniyetle hesaplaşma” konulu yazıdan faydalandım. Ancak yazının son cümlesindeki “Kendimiz bu düzenin her şeyinden beri kılmalıyız!” ifadesinin pek gerçekçi olmayacağı kanaatindeyim. Beri olmayı zulüm ve şirk içeren uygulamaları ile sınırlandırmak daha doğru olurdu. Çünkü beşeri tecrübe ile ortaya konmuş bazı uygulamalar var ki, tam tersini ya da onun dışında bir pratiği ortaya koymaya çalışmak teklifu ma la yut’ak bazen de anlamsız olur.

Pervez Şafii’nin metninin çevirisinde “..en önemlisi el-Kaide ile ilişkisine bakmaksızın Saddam Hüseyin’i devirmek.” ifadesi “Saddam’ın el-Kaide ile ilişkisi var ama yine de Amerika onu devirmeye çalışıyor. Öyle şey mi olur?” gibi bir anlam da çıkarılabilir.

Mehmet Pamak ağabeyin yazısında “öğretmenleri de seküler rahip haline getirip..” ifadesi çok genel. Günümüzde “Ben Kemalist olarak yetiştirildim ve sonuna kadar da Kemalist’im diyen öğretmen sayısı kaçtır ki?”
Yazıda tevhid-i tedrisat eğitimine haklı bir itiraz var ancak askeri okulların bu kapsamda eğitim vermemesi ve kendini dışarıda tutması eleştirilmemiş, eleştirilebilirdi. Yine Şerif Mardin’e atıfla eğitim sisteminin kötü olduğu için kötülük ürettiği tespiti haklı olmakla birlikte, iyi eğitim sistemi de olsa insanların bir kısmı hevalarına uyduğu için eğitim yoluyla önceden onların geleceklerini belirleyebilmek tamamen mümkündür denemez. Hz. Nuh ve oğlu örneği.
Atatürk ilkelerinden halkçılık ve cumhuriyetçilik ilkelerinin hiçbir zaman bu ülke sınırları içine girmediği ifade edilmekte. Demek ki ilkelerin bazıları “kesinlikle uzak durulması gereken ilkeler” değil. İlke diye ön plan çıkarılan bazı unsurlarla araya mesafe koyma konusunda temkinli olunabiliyor..
Eta BEKTAŞ
06 Ocak 2009 Salı 21:43
Ahmet Yasin'e Teşekkürler!
Q, W ve X harflerine yer verilmeyeceğinin bilgisinin sızmasından ve tartışılıyor olmasından kaynaklanan endişeyle yazıda yer vermiştim. Konjonktür değiştiğinde Türkiye'de nelerin değiştiğini yaşayarak çok iyi öğrendik. Böylesi bir yasağın (olmayacağını ümit ediyorum) ileride gündeme gelmesi halinde müslümanların, Kürtçenin nasıl bir kıskaca alındığını anlamaları açısından yer vermiştim.

Ona vurgu yapamamıştım uyarınız için Allah razı olsun..
Mukadder Değirmenci
01 Ocak 2009 Perşembe 17:41
Gazze; Duadan, Dudaktan, Sokaktan, Kapaktan Düşmesin!
Hayırlı olsun.
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun..
ismail coktan/ mardin
01 Ocak 2009 Perşembe 15:26
...
dergiyi dört gözle bekliyorum aralık sayısı harikaydı...
bu arada selahaddin eş çakırgil haksöz dergisinde yazı yazmıyormuydu._?.
Ahmet Yasin Elki
01 Ocak 2009 Perşembe 04:37
Yeni Sayımız Hayırlı Olsun
Haksöz dergisinin yeni sayısı hayırlı olsun. Özellikle Müslümanlar açısında gündemin çok sıcak olduğu bir dönemde zamanında derginin çıkmasında emeği geçen ve yazılarıyle bir ufuk açan kardeşlerden Allah razı olsun.

Sadece bir hatırlatmada bulunmak istedim. Eta kardeşimizin TRT 6 (Kürtçe kanal) hakkındaki makalesinde herhalde yazının erken yazılmasından kaynaklanan bir hata var. Q, W, X harflerinin TRT 6'da kullanılamayacağı konusunda bir bilgi verildiği konusu. TRT 6 test yayınlarına başladığı günden beri bu harfleri kullanıyor. Hatırlatmak istedim. Bunun dışında Eta Kardeş sorulması gereken tüm sorular sorumuş ve değişik bakış açılarından konuyu irdelemiş teşekkürler..
Bahadır Kurbanoğlu
31 Aralık 2008 Çarşamba 22:45
Dergi Cuma Günü Postaya Verilecek
Perşembe günü yılbaşı tatili olması dolayısıyla dergiyi ancak cuma günü (2 ocak) postaya verebileceğiz. Bu da Pazar gününün araya girmesi anlamına da geliyor.

Bu yüzden dergiyi posta yolu ile elde eden abonelerimiz gecikme yaşayabilir...

Selam ve dua ile....
Esat Fırat
31 Aralık 2008 Çarşamba 20:48
Tebrik!!!
Hayırlı mübarek olsun...En kısa zamanda bize ulaşmasını diliyoruz....
30 Temmuz 2010
DÜŞÜNCE PLATFORMU
İKTİBASLAR