
SABED: Özgürlüğün Temeli Adalet!
Sapanca Bilgi Eğitim Dayanışma Derneği(SABED)’in her ayın ilk Cumartesi günü saat 12:30'da Sapanca Güner Ekici parkında gerçekleştirdiği aylık basın açıklamaları devam ediyor. SABED tarafından yapılan Mayıs ayı basın açıklamasını SABED Başkanı Ömer SEVİM
Basın açıklamasında toplumun tüm kesimlerinin askeri, bürokratik ve yargı vesayetinin baskıları altında olduğu belirtilen açıklamada MİT'e ait 2009 ve 2010 yılları "Yıkıcı Dini Faaliyetler" raporlarına da değinilerek bu raporların rejimin genel karakterine ilişkin önemli ipuçlarını içerdiği belirtildi. Anayasa değişikliğinde yaşananlardan, gündemde olan açımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunulan açıklamada özgürlüğün temelinin adalet olduğu vurgusu ve adaleti unutan toplumların akıbetlerine ilişkin Kur'an-ı Kerim'de defalarca vurgulan "Hala akıllanmayacak mısınız!?" ayeti hatırlatıldı. Açıklama, 5 Haziran Cumartesi günü saat 12:30'da tekrar buluşma dileği ile sona erdi.



Basın açıklamasının tam metni:
"Herkes İçin Adalet Başörtüsüne Özgürlük" pankartının açıldığı, "Başörtüsüne Her Yerde Koşulsuz Özgürlük! Hemen, Şimdi!", "Başörtüsü İslam'ın Emri, Müslüman Kadının Kimliğidir", "Direniş Hayattır, Hayat Kur'an'dır", "Başörtüsü Açılımı: Ya İkna, Ya Sürgün" ve "Yasak Sürüyor, (D)uyuyormusun?" dövizlerinin taşındığı eylemde "Uyan, Dirfen, Özgürleş!" ve "Tevhid, Adalet, Özgürlük" sloganları atıldı.
Mayıs ayı basın açıklamamıza başlarken herkesi Allah'ın selamı ile selamlıyoruz.
Bilindiği gibi Türkiye'de siyaset, basın, ilk ve orta öğretim, üniversiteler ve STK'lar başta olmak üzere diğer tüm toplum katmanları askeri, bürokratik ve yargı vesayetinin altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Bir çoğu bu vesayete teslim olarak varlıklarını sürdürseler de sağcılık, statükoculuk, muhafazakarlık ve milliyetçilik kirlerinden uzak kalamıyorlar. Oysa bu ülkenin her şeyden önce çözülmesi gereken sorunu bu vesayete dayalı rejimdir. Ortaya çıkan sorunların ekseriyeti bu baskıcı dayatmacı rejimin ortaya çıkardığı kaotik ve çelişkili uygulamalarından kaynaklanıyor.
Yıllardır insanları laik eğitimden geçirerek ve laikliği anayasa ile teminat altında tutmaya çalışan Kemalist seçkinler halkın en ufak fırsatta laikliğin dikenli tellerinin dışına çıkmalarını kabullenemiyorlar. Müslüman halka İslam dini ile taban tabana zıt olan bu laik sistemi ve kimliği benimsetemiyorlar. Daha önce TCF, SCF, MNP, MSP, RP gibi örneklerde görüldüğü gibi müslüman halk laik dayatmacılığın karşısında gördüğü bu tür siyasi oluşumlara iltifat etmekte kendince sakınca görmüyor. Sonrasında yeterli direnişi ortaya koyamayan bu politik oluşumlar laikçi elitlerin baskı ve dayatmalarına karşı koyamayarak yeniliyorlar ve halkın beklentilerini de boşa çıkarmış oluyorlar. Bu on yıllardır bu şekilde sürüp gidiyor.
Daha yeni ortaya çıkartılan ve Vakit gazetesinde yayınlanan MİT'e ait 2009 ve 2010 yılları "Yıkıcı Dini Faaliyetler" raporları rejimin genel karakterine ilişkin önemli ipuçlarını bir kez daha herkesin gözüne sokuyor. "Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı Yıkıcı Dini Faaliyetler Başkanlığı 2009 ve 2010 Yılı Hedef Öncelik Tablosu" olarak yer alan raporda İHH'dan Mazlum-Der'e, Akder'den Asder'e, Fethullah Gülen Cemaatinden Süleymancılara, Adnan Oktar'dan Nakşibendiliğe kadar neredeyse bütün müslüman kitle hedef alınıyor. Bugünlerde Anayasa değişikliğine kendisini odaklamış olan Hükümet bizzat kendi denetimi altındaki bir kurumda böylesi bir rapor hazırlanmasına ilgisiz kalıyor. Hükümetin bu duyarsızlığına şaşmamak elde değil. Kendileri hakkında kapatma naraları ayyuka çıkmışken MİT tarafından altlarının oyulmasına da "bir dakika" diyebilecek cesaretleri olabilecek mi?
Kendilerine potansiyel düşman yaratma ve üretmede mahir olan sistemin elebaşlarının en çok işlerine yarayacak olan da işte bu duyarsızlık ve tepkisizliktir. Şemdinli ile başlayan süreç boşluk kabul etmeyen bir süreçtir. Bu süreç duraksamanın yok olmakla sonuçlanabileceği bir süreçtir. Bu süreç geri adım atmanın kaybolmaya yol açacağı bir süreçtir. Bu süreç Taksim'i 1 Mayıs'a açmakla örtülemeyecek kadar önemli bir süreçtir. Bu süreç Kemalizmin geriletilmesi gereken bir süreçtir.
Ayrıca ülkedeki çarpık laik zihniyetin ortaya çıkardığı gariplikler de olanca hızıyla devam ediyor.
Çorlu'da yeni doğan bebeğine aşı yaptırmak için hastaneye giden bir müslüman burada kıyafetinden dolayı hakaretlere maruz kalarak dışarı çıkartılıyor.
Anayasa değişlik oylamalarında CHP ve MHP ile aynı kulvara düşen BDP'li Osman ÖZÇELİK içinin kan ağladığını söylüyor.
Hiçbir gerekçe ileri sürülmeden hukuk katledilerek Mustazaflarla Dayanışma Derneği Diyarbakır 2.Asliye Mahkemesi tarafından kapatılıyor.
CHP, MHP ve BDP yıllar önce arkadaşlarını asan darbecilere yargılanma yolunu açan anayasa değişliğine destek vermiyorlar.
Ahmet Türk'e atılan yumruk peşi sıra iki polisin ölümüyle sonuçlanıyor ve kirli savaş ivme kazanıyor.
Hükümetin bir bakanı yumruklanıyor Hükümet Emniyet Müdürünü Karabük'e atayarak ödüllendiriyor.
Alevi açılımı dinsel bir yanılgıya Kürt açılımı farklı bir şovenizme Roman açılımı ise ambalajlanmış bir tehcire evriliyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor. Ve Müslüman bir yazar "cemaat açılımı" istiyor.
Bu ayki basın açıklamamızı bitirirken; her şeyin olduğu gibi özgürlüğün temelinin de adalet olduğunun bilinmesini istiyoruz. Adaleti unutan toplumların akıbetleri Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de defalarca vurgulanır ve der ki;
Hala akıllanmayacak mısınız !?
