Neredesiniz?

08.04.2012 15:54

MURAT AYDOĞDU

“İman ettik diyorsunuz, ancak onlara uzak bir yerden el uzatmak nedir?” Sebe 52

Ağabey bildiklerimiz, âşık olduğumuz kahramanlar neredesiniz? Uzaktan atıp tuttuğunuz şeylerle aranızdaki engeller mi sizi geri tutan.

Bir Yunan efsanesinde narsizm ve uyuşturulmuş kendini beğenmişlik anlatılır. Ekho, kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve güzel bir peri kızıdır. Ekho, bir gün Narkissos adında çok yakışıklı bir avcıya âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermez. Ekho bu kara sevda içinde günden güne eriyerek ölür, vücudunun kemikleri kayalara, sesi de bu kayalarda yankılara dönüşür.

Bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi güzelliğini görür. Daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında öylesine etkilenir ki, günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir.

Narkissos, öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. Narsizm’in, narkozlu halin, nergis çiçeklerinin uyuşturucu etkisi bundan türer.

Mazlumlara kulak vermeyen/veremeyen insanların vicdanları onları unutulmaz hikâyelere dönüştürür. Aralık 2010 Kurban bayramında Moğolistan’da Taylaran (Tarım alanı) adlı bir kasabanın yaşlılarından duyduğum Hotun hikâyesi de bunu anlatır: 

Moğollar yüzyıllarca Hotunları baskı altında tutmuş ve sayılarının 1000’i geçmesine izin vermemişler. 150 yıl öncesine kadar yılda bir kez kasabayı kuşatıp bin kişiyi sayıp ayırır, kalanı iki dağın arasında katlederlermiş. 200 yıl kadar önce, öldürülmek için ayrılan gruptan bir çocuk dağlara kaçmış ve “Aga Hayta” diye feryat etmiş. Halk arasında söylenen anlatıma göre, bu haykırış haftalar boyunca dağlarda yankılanmış. Bu dağlara şimdi “Aga Hayta” dağları deniyor.

Bu gün Hotunlar, sadece adları Müslüman kalmış mazlum bir halk olarak varlıklarını sürdürüyorlar.

Aga haytasın? (Ağabey neredesin?)

Fransız Devrimi ile sonuçlanan isyanların sembolü ekmektir.

Fransız Kraliçesi Antoinette her ne kadar; ‘Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler’ dese de,

“Le pain se lève!. Ekmek kabaracaktır!” isyanın sembol cümlesi olur.

İsyan eden halk devasa bir ‘ekmek hamuru’, ‘maya’ ise Fransız Devrimi’ni oluşturan ideallerdir.

Ekmek kabarır ve devrim sokakları sarar.

Bir İskandinav efsanesinde Sigurd (Siegfried) adlı kahraman vardır. Sigurd öldürdüğü bir ejderhanın kanı ile yıkanarak vücudunu silah işlemez hale getirir. Ama ejderhanın kanında yıkanırken, sırtına yapışan bir yaprağı fark edemez ve iki kürek kemiği arasında kalan bölgede zayıf bir bölge oluşur.
Sigurd, daha sonra Kraliçe Kriemhild ile evlenir. Kriemhild'in Kral kardeşleri Sigurd’u bir tehdit olarak görürler. Sigurd’un zayıf noktasını öğrenir ve bir av partisinde, O’nu zayıf yerinden vurarak öldürürler.

İçimizde, yüreğimizde Roboski/Uludere’nin 34 masum canını, komşumuzda Suriye’nin harabeye dönen şehirlerini, geçmişimizde hesaplaşılmadan kapatılmış, katliamlar, darbeler, zindanları duyabiliyor musunuz?

1511 yılında Hatuey adlı bir Kızılderili reisi Küba'da isyan hareketi oluşturma suçuyla tutuklanır ve yakılarak idama mahkûm edilir.

Onu bir direğe bağladıktan sonra, Hıristiyanlık dinine davet ederler. Böylece kendisine, görkemli bir dünyanın ve ebedî istirahatın beklediği gökyüzüne gideceğine inanması aksi takdirde ise sonsuz acılar ve işkenceler çekeceği cehenneme gitmek zorunda kalacağı söylenir.

Hatuey, biraz düşündükten sonra, Hıristiyanların gökyüzüne gidip gitmediklerini sordu. Evet, cevabını alınca da, böylesine vahşi insanlarla beraber olmamak, onları görmemek için cennete değil, cehenneme gitmeyi tercih ettiğini haykırır.

Yoksa sizin dininiz de mi bu tip bir Hıristiyanlığa döndü…

Yine Yunan Mitolojisinde Sisyphos bir kayayı dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkûmdur. Sisyphos kayayı tepeye kadar getirir, kaya sürekli kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşer. Yararsız, umutsuz ve sonuç vermeyen bir çaba en dehşetli cezadır.

İki tip Sisyphos sendromu vardır. Birincisi, anlamsızca çabalarla sadece zirveye varmak güdüleri ile hareket etmek. İkincisi ise, zirveye vardığında başa dönmenin anlamsızlığı ile vazgeçmektir.

Şimdi Faşizmin ana yapısı “Ödev için ödev” mantığı ile zirve idealleri ile ve şartlı reflekslerle zirveye kaya yuvarlama organizasyonları içerisinde figüran olmaktır. Hermetizmin, afyonkeş münzeviliğin ana yapısı da çabayı terk edip kaya’dan kopmaktır. Günümüzde birinci sendromu yaşayan koşulsuz itaatçilerle, ikinci sendromu yaşayan komplocu zihin buluşmuş ve birlikte hareket etmektedirler.
Oysa kayanın yukarı çıkarılışında yapılan ruhunda yukarı çıkışıdır ve kaya aşağı tekrar yuvarlandığında ruh aşağı yuvarlanmamaktadır. Ve kaya’yı tekrar yukarı çıkarmaya çalışan insan değil, insanlık tarihidir. “Toplum Mühendisliği” ya da “Tarihin Sonu” hezeyanlarını bırakıp insan olma sorumluluğunu yükleniniz. Birilerini beklemeyi ve zirveye varacak dünya cenneti ütopyalarını terk ediniz. Kıyamet sizin kıyama kalktığınız anda başlamış ve son nefesinizi verdiğiniz an tamamlanacak bir şahitliktir. Birey, daha doğrusu bir ümmetin ruh’u zirveye varsa da varmasa da, eylem anında hedefine ulaşmıştır.

Emperyalistler sizi en zayıf yerinizden vuracaktır, en zayıf yerinizi, siz kendiniz, hatalarınızla korumasız bıraktınız ve suçlu bizzat siz kendinizsiniz.

Kendini beğenmiş bir ben merkezlilikle, kendi pastanızın hesapları ile mazlumlara tıkanan kulaklar bir gün sizi de yiyip bitirecektir.

Yiyip bitirilecek vicdan kalmamışsa, mazlumların intifadası kabarıp, filizlenecek, yankılanacak, tarihe gömeceği zulümlere sizi de ekleyecektir.

Siz ise narkozlu beyinlerinizle, yankılanan sesi duymuyorsunuz.

“Ağır ağır ölürler yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar. Ağır ağır ölürler alışkanlıklarına esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler, ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler, bir yabancı ile konuşmayanlar...” Pablo NERUDA

 “Ayakta durduğunu sanan dikkat etsin, düşmesin!
Her insanın karşılaştığı denemelerden başka türlü denemelerle karşılaşmadınız.
Allah güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez.
Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır.”
Korintliler 10/10-13

“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler!
Siz her malın ondalığını verirsiniz de,
Kutsal Yasa'nın daha önemli yönleri olan adalet, merhamet ve sadakati ihmal edersiniz.
Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız!
Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar.
Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz.
Dıştan insanlara doğru kişilermiş gibi görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz.
Peygamberlerin mezarlarını yaparsınız, doğru kişilerin türbelerini donatırsınız.
Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik' diyorsunuz.
Zalimler olduğunuza siz kendiniz tanıklık ediyorsunuz.
Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin!” İncil,Matta 23/32

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” Nisa 75

“Allah yolunda infak etmeye çağrılıyor, buna rağmen cimrilik ediyorsunuz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip değiştirir.” Muhammed 38

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim