Nerde Bu Devlet, Nerde Bu Millet, Nerde Bu İnsanlık?

05.03.2016 16:38

MUSTAFA SİEL

Suriye’de Halkın Katledildiğinden Haberi Olmayanlar

5 yıldır her sabah sayısı bir elin parmaklarından az olan duyarlı birkaç medya unsurundaki haberlere baktığımızda, ilk önce Suriye’de bu gün kaç masum sivilin katledildiğini okuyoruz.

Candaş medya bu haberleri hemen hiç duymadı, yandaş medya ise ilk günlerde manşetten çekti, sonra kenar sütunlarda da olsa verdiler bir süre. Sonra onlarda candaş medya gibi davranmaya başladılar ve derin bir sessizliğe büründüler nedense. Lakin kendilerince konjonktürün gerekli kıldığı durumlarda masum sivil ölümlerini manşete çekerek, duyurmaktan ziyade kullanmaya çalışıyorlar maalesef.

Aylan Bebek Nerede Kaldı?

Daha önce yıllarda da ara sıra olurdu, Avrupa’ya geçmek isterken tekne ve botların batmasıyla boğulan mülteci haberleri. Lakin son bir yıldır, tıpkı Suriye’deki masul sivil katliamları gibi, artık günü birlik bir facia haline döndü.

Aylan bebeğin ölüm fotoğrafı yerel ve küresel çapta bir ciddi bir duyarlılık oluşturdu oluşturmasına da, tez söndü bu duyarlılık. Artık neredeyse her hafta boğulan Aylan bebekler değil gündem haber bile olmuyor, sadece adli sicillere geçen istatistiki bilgilere döndüler.

Boğulan Çocuklar Artık İstatistiki Veri Haline Gelmiş

İşte size istatistik bir haber, Ocak ayında Ege denizinde 5’i çocuk olmak üzere 244 mülteci boğulmuş, 55 bin mülteci Yunanistan’a ulaşmış? Durumun trajik yönü, binlerce kişinin boğulma riskini bile bile botlarla denize açılmaları ve bir kısmı çocuk ve kadın olan 244 kişinin bizim sahillerimizden boğulmuş olması.

Bu insanların bu tercihleri elbette anlaşılır. Ama devlet bu insanların adeta göz göre göre ölüme gitmesine ve bir kısmının bu şekilde boğulmasına karşı nasıl duyarsız ve aciz kalabiliyor. Suriye sınırına (haklı olarak) adam başı asker diken, duvarlar ören devlet, bu mültecilerin botlarla denize açılmasına nasıl engel ol(a)mıyor?

Ya halkımız, Amerika’da bir artistin kanayan parmağını gündemine alabilen halkımız, nasıl oluyor da bu trajediyi, bu faciaları gündemine almıyor, önlenmesi için değil kılını kıpırdatmak, dudağını bile oynatmıyor?

Mültecileri Ölümüne İstismar Edenlere Ne İsim Vermeli?

Basına yansıyan haberlere göre Ege sahilinde insan kaçakçılığı çeteleri oluşmuş. Bu insanları bile bile ölüme gönderen kaçakçılar ile, onlarla işbirliği yapan balıkçıların baş rolü paylaştığı anlaşılan bu çetelere destek kıtası mahiyetinde hizmet eden ciddi bir insan kaçakçılığı sektörü oluşmuş gibi görünüyor.

Mültecilerin altınlarını düşük fiyatla kapatan kuyumcuların, kurtaran değil batıran sahte can yelekleri yaparak birkaç kuruş için yüzlerce insanın denize gömülmesine göz göre göre yol açan imalatçıların, mültecilerin zor durumlarını fırsat bilip cinselliklerini bile kullanabilecek seviyede düşmüş insan müsveddelerinin haberleri yansıyor medyaya.

Bir de bu çetelerle gerekli mücadeleyi yapmayan devlet ile, boğulan insanlara dair haberlere maç yayınları ve evlilik programları kadar ilgi göstermeyen halkımız ile, Aylan bebek için döktükleri timsah gözyaşlarıyla vicdanlarını rahatlatıp tekrar cüzdanlarının hesabına dönen batılılar.

İnsanlığımız Resmi Sınırlarla mı Sınırlı?

Sormak gerekiyor devlet yetkililerine ve halkımıza, bu boğulanlar Türkiye vatandaşı olsa idi aynı duyarsızlık gösterilir mi idi, gerek halk gerek devlet tarafından? Bu insanların dindaşlarımız olmasına bile gerek yok, mazlum insanlar olması yetmiyor mu, kendimiz için istediğimizi onlar için istememiz gerektiğine dair yalın fıtri - vicdani hassasiyet ölçüsü gereğince?

Sınırın bu tarafından öldürülen bir asker, polis, sivil trajedi ve facia; öbür tarafında öldürülünce istatistiki bilgi olarak görülüyor. Asıl trajedi ve facia bu bakış açısı aslında, neresinden bakarsanız bakın. Türkiye’de yaşayanların canı canda, Suriye’dekilerin patlıcan mı? Sadece Suriye’de her gün şehit olan savaşçılara değil, acımasızca katledilen sivil halka karşı da aynı duyarsızlık söz konusu.

Sınır ötesi farklı varlıklar mı yaşıyor

Yoksa sınırların ötesinde bizim gibi insanlar değil de farklı varlıklar mı yaşıyor da ondan bu çifte standart, bu vurdumduymazlık.

Kıyamın ilk yıllarında Suriye’de Arap’lar katledilirken, Türkçülerin de Kürtçülerin de hiç haberi olmuyordu, Sonra Kürtler katledilmeye başlayınca Kürtçüler, Türkmenler katledilmeye başlayınca Türkçüler hoplamaya başladılar. Türkiye sınırları içinde yaşayan Araplar fazla olmadığından (olanlarda genelde devletçileştiğinden), Suriye’de katledilen Araplar için pek ses çıkmadı bu güne değin, her kavimden bir avuç duyarlı ümmetçi hariç.

Maalesef ümmeti sınırlara, mezheplere, ırklara feci halde bölmüşler ve bu bölünme insanlarımızın kanlarına kadar işlemiş. Üstelik dinsiz yada din düşmanı değil, dindar ve hatta şeriatçı, ve hatta hatta bilinçli! İslamcılarda da var bu bölünmüşlük.

Bu nasıl çifte standart, bu nasıl insanlık, bu nasıl Müslümanlık. Yanyana namaza durduğumuz insanlar, aynı ırktan, mezhepten, devletten, ırktan olunca mı kıymet kazanıyor? Hani Allah indinde tek değer (ekrem – kıymet) ölçüsü takva idi.

Katledilen Her Mazlumun Hesabı Bizden de Sorulacak

Hangi  suçtan öldürüldü diye sorulacak diri diri toprağa gömülen kız çocuklarına diyor 81.Tekvir Suresi 8 ve 9. ayetlerde Yüce Allah. Haksız yere bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş, kurtaran da tüm insanlığı kurtarmış gibidir diyor 5.Maide Suresi 32.ayette.

Öldürülen, zulüm gören, işkence ve tecavüze uğrayan her mazlumun hesabı sorulacak mutlaka ve mutlaka.

Elbette bu hesap öncelikle faillerinden sorulacak, lakin bununla sınırlı kalmayacak, ikinci derecede bu failleri mezhep, ırk, vs. nedenlerle direkt yada dolaylı destekleyenlerden de sorulacak.

Ahiret Kurtuluşumuz İçin Tüm Zulümlere Karşı Durmak Zorundayız

Lakin bununla da kalmayacak, bu zulümleri duymayan ve duyurmayanlardan, engel olmak için eliyle, diliyle ve kalbiyle çaba göstermeyenlerden yada gösterse bile elindeki tüm imkanları kullanmayanlardan da sorulacak hesap.

Sakın ha sakın, ne adına olursa olsun elimizi zulme ortak etmediğimiz gibi, dilimizi ve kalbimizi de etmeyelim. Tam aksine, elimizi, dilimizi ve kalbimizi yılmadan, bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, geri adım atmadan zulmü engellemek için kullanalım ki, ola ki zulmü engellemiş oluruz, yada en azından rabbimiz katında mazeretimiz olsun, 7.Araf Suresi 164. Ayette bildirildiği gibi.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim