Neoliberalizm nasıl zombileşti

24.06.2009 00:32

Enver Tok

1980'lerden bu yana mekân tanımaksızın pek çok ülkeyi yörüngesine alan neoliberal ideoloji bugün artık derin bir krizle boğuşuyor. Kimi yorumcuların deyişiyle 'neoliberalizm sonrası' bir dönemdeyiz artık. Belki bundan 10-15 sene sonra ekonomistler makalelerinde bugüne dair 'kapitalizmin döngüsel bir krizi' olarak bahsedecekler. Ancak bu sefer, neoliberalizmin önceki krizlerinin aksine (Latin Amerika, Doğu Asya, Türkiye, vb.) artık neoliberal 'hızlı çözüm' stratejileri durumu idare etmeye yetmiyor. Neoliberalizmin siyasi meşruluğu ve kendini farklı coğrafyalara rahatça adapte edebilen yapısı bugün artık tükenmiş durumda. Neoliberalizm belki öldü ancak hâlâ yaşayan, yaşayabilen bir ölü, bir anlamda 'zombi' safhasında. Yaşanan 'sahte' devletleştirmeler, yeni sanayi politikaları, IMF gibi uluslararası kurumlara biçilen yeni düzenleyici rol ve kısaca artan Keynesyen uygulamalar bizlere 'zombi neoliberalizm ve hoşnutsuzlukları'nı tartışmak için daha iyi bir zaman olmadığını gösteriyor.

Bu tartışmaya yön veren ve bugün neoliberalizmin 'zombi' hallerini kanımca çarpıcı bir şekilde betimleyen ve nasıl 'zombileştiği' hakkında önemli ipuçları sağlayan benzetme ise Wall Street'in çöküşü için kullanılan 'Berlin Duvarı 2.0' tabiri oluyor. Berlin Duvarı'nın 1989'da yıkılışı komünizm için ne ifade ediyorsa, bu tabire göre 2008-2009'da Wall Street'in çöküşü de neoliberalizm için aynı şeyi ifade ediyor. Evet, bu krizle birlikte daha çok Keynes, daha az Milton Friedman ve Von Hayek konuşuyoruz. Adeta Sovyetler Birliği'nin dağılışına eş değer bir süreçten geçiyoruz. Tükenen neoliberal paradigmanın bugünkü tezahürlerinin ve zombi hallerinin yeni oluşacak düzenin şekillenişi bağlamında dikkatle irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu irdelemeyi 'Berlin Duvarı 2.0' benzetmesi üzerinden yapmak, neoliberalizmin 'zombileşen hallerini ve hoşnutsuzluklarını' teşhis etmede aydınlatıcı olabilir.

BERLİN DUVARI 2.0 MI?

Üç gözlemle başlayalım. İlk olarak, son 25 seneye damgasını vuran neoliberal hegemonyanın ardından bugün yaşanan kriz, neoliberalizmin bir değerler, politikalar bütünü olarak krizde olduğu anlamına gelmiyor. Neoliberalizmin farklı derecelerde ve formlarda, devlet yapılarına, politika araçlarına ve toplumsal dokuya nufüz edip yerleşik hale geldiğini unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla, neoliberalizmin krizi dediğimizde, belki haklı olarak bir dönemin bittiğini ifade ediyoruz, ancak 'yıkılan duvar' sonrasında da neoliberalizmin kendini önceden eklemlediği farklı süreçlere, politikalara ve toplumsal tezahürlere, diğer bir deyişle, neoliberalizmin bir bütün olarak olmasa bile, farklı mikro tezahürlerine şahit olacağız. İkinci olarak, 'Berlin Duvarı 2.0' benzetmesi duvar kavramının doğası gereği iki 'farklı' mekân olduğunu ima ediyor. Ancak yıkılan duvarın ardında ne olduğunu henüz göremiyoruz. Neoliberal ideolojinin karşısında 'sağlam' bir rakip olmayışı önemli bir etken, aynı zamanda duvarın diğer tarafında olmak neoliberal paradigmadan tam anlamıyla çıkılmış olması anlamına da gelmeyebilir. Üçüncü ve kanımca en ilginç olarak ise, neoliberalizmi kendi içinde tutarlı, homojen bir yapı olarak değil; pek çok çelişkiyi barındırabilen, çok katmanlı ve görünürde kendisine zıt gözüken sosyal demokrat, otoriter ve devlet sosyalizmi gibi sosyal formasyonlar içerisinde 'parazit' olarak hayatta kalabilen bir yapı olarak görmek gerekiyor.

Dolayısıyla neoliberalizm aslında 'melez' bir fenomen ve farklı devlet ve yönetişim yapılarında, ideolojiler içinde, farklı bağlamlarda kendini siyasi olarak yeniden üretebiliyor, yeniden kurumsallaştırabiliyor. Neoliberalizm ve milliyetçilik, neoliberalizm ve muhafazakârlık arasındaki örtüşme ve eklemlenme bu durumun Türkiye örneğindeki dikkat çekici tezahürleri. İşte be nedenle neoliberalizmi pek çok gerilimi, çelişkiyi, eklemlenmeyi barındıran bir politikalar bütünü, sosyal disiplin mekanizması ve siyasi bir proje olarak görmek gerekiyor. Kuşkusuz neoliberalizmin barındırdığı belki de en dikkatle incelenmesi gereken çelişki, genetik yapısının bir 'denge' yakalamaktan ziyade, 'eşitsiz bir kalkınma' yaratmak üzere kodlanmış olması. Kendi içinde tutarlı olmayan, farklı coğrafyalarda hareket edebilen, bu süreçte yerel kurumsal yapılara parazit olarak eklemlenen neoliberalizmin sürekli değişen coğrafyalarındaki ortak etkisi, yarattığı mekânsal eşitsizlik, sosyo-ekonomik kutuplaşma, artan yoksulluk, sosyal dışlanma oluyor.

NEOLİBERALİZMİN PARAZİTLEŞMİŞ KALINTILARI

Eğer neoliberalizm bahsettiğimiz gibi kendi başına var olamayan, ancak farklı ideolojilere, devlet yapılarına, süreçlere parazit olarak yerleşip eklemlenerek, bazı çıkar gruplarına hizmet eden siyasi bir proje ise, o zaman 'Berlin Duvarı 2.0', yani neoliberalizmin ötesine gidebilmek ani bir şekilde olmayacaktır. Zira, yaşanan kriz her ne kadar neoliberalizm üzerinde ağır bir tahribat yaratmış ve artan Keynezyen politikalar bir devrin sonunu işaret ediyor olsa da, neoliberalizmin parazit olarak yerleştiği devlet kurumları, süreçler, kentsel koalisyonlar, farklı ideolojilere eklemlenişleri, neoliberalizmin bugün bir ideoloji olarak yaşasa da, pratikte adeta bir 'zombi' safhasına girdiğini, deyim yerindeyse 'öldüğünü', ancak parazitleşmiş kalıntılarının hâlâ refleks verebileceğini gösteriyor.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim