1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Neo teşkilat-ı mahsusa’nın kastından size ne
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Neo teşkilat-ı mahsusa’nın kastından size ne

A+A-

Taraf Uludere’yi “Devlet halkını bombaladı” manşetiyle gördü.

Başbakan Erdoğan’ın ertesi gün kameraların karşısına geçip, Taraf’ı hedef tahtasına oturtan açıklamalarının ardından, “Türkiye Türklerindir” gazetesi de “devlet halkını bombalar mı” diye sordu.

Şaşırmıyoruz elbette. Ancak niteliği farklı olsa da, vicdanı ve cesaretiyle tanıdığımız Gülay Göktürk bile bu inkâr nöbetine durup Taraf’ın hükümete ve Genelkurmay’a haksızlık yaptığını yazınca üzüldüm.

Uludere’nin ertesi günü ben de “...devlet kaçakçı vatandaşlarının üzerine jetleriyle bomba yağdırdı” diye yazdım.

Taraf’ın manşeti gibi, bir tercih ya da yorum değildi bu da.

“Devlet halkını bombaladı” yaşananların fotoğrafıydı sadece.

Öyle ya, ortada 35 vatandaşımızın ölüsü vardı ve bombalamayı yapan uçakların sahibi de devletti.

Ama anlaşılan” hakkaniyet” adına bizden istenen, fotoğrafta rötuştu.

Şöyle insafsız bir rötuş. Bir kamyon aralarında çocukların da olduğu 35 kişiyi eziyor. Ve bizlerden “Kamyon 35 kişiyi ezdi” değil de “Kamyonun altında kaldılar, zaten orası yaya geçidi değildi” dememiz isteniyor. Akıl alır gibi değil gerçekten.

Kaldı ki o manşetimiz de, bizlerin fotoğraf altı yazıları da, kamyonun frenlerinin patlatıldığına dair ciddi şüpheleri ele alıyordu. Kimse direksiyondaki Genel Kurmay Başkanı’nı ve kamyonun sahibi Başbakan’ı kasıtla itham etmiyordu.

Anlaşılan, eskiden soru soran öğrencisine tahammül gösterdiği halde, sorular zorlaşıp da eksiklerini ortaya çıkartmaya başlayınca kompleksleri depreşen öğretmen misali, Ak Parti de demokratlardan kuzu gibi olmalarını istiyor artık.

Aklıma yedi askerin yaşamına mal olan PKK’nin Hantepe baskınında, izledikleri Heron görüntülerinin gereğini yerine getirmeyerek “kast-ı mahsusa” iddialarına muhatap olan Karargâh hakkında AK Parti’li Bekir Bozdağ ile yaptığımız telefon görüşmesi geldi.

Bozdağ, Karargâh’ın iddialar karşısındaki sessizliğine ve sorularımız karşısındaki tehditkâr üslubuna kızıp “Önce iddialar araştırılmalı. Çünkü bunu gözardı edip, sadece söz konusu görüntüleri, iddiaları sızdıranların saptanmaya çalışılması kafalardaki soru işaretlerini gidermeye yetmiyor” demişti. Bu aramızda kalan bir konuşma değil (Bkz. Taraf, 18 Ağustos 2010 tarihli manşet.)

Evet, birileri kızsa da, bizim için “devir” değişmiyor, gazetecilik yaptığımız sürece soracağız. Suçlamıyoruz, itham etmiyoruz.

Sadece tıpkı Bozdağ’ın zamanında dediğini şimdi de biz Uludere için tekrar ediyoruz: “Önce iddialar araştırılsın, çünkü bunu gözardı edip, olayın üzerine gidenlerin, iddiaları kamuoyuna duyuranların hedef tahtasına oturtulması soru işaretlerini gidermiyor!”

Kuşkusuz ki kastınız yoktur Sayın Başbakan ve hükümet üyeleri. Ancak soru sonralara ya da imalarda bulunanlara yanıt vermenin tek yolu azar ya da beylik açıklamaların ardına sığınmak değil.

Demokratik devletlerin uyguladığı bir yöntem var. O da, kastı, ihmali ya da her neyse, sorumluluğu olan askerî-sivil bürokratların ve ilgili bakanlıkların “soruşturulacağının” garantisini vermek; özürden imtina etmemek. Özetle gocunmamak.

Tıpkı Fransa’nın, Kıbrıs’ın, Hırvatistan’ın, hatta Kolombiya’nın ve Azerbaycan’ın böyle vakalarda yaptığı gibi...

Ondan sonra ne “kast-ı mahsusanız var” diyen çıkabilir, ne de siz devlet içinde halen varlığını koruyan “teşkilat-ı mahsusa”nın kasıtlarını savunmak zorunda kalırsınız.

Kürt, kaymakamını görmesin

Nihayet bakanlar ve bölge vekilleri yas evine gittiler. Başbakan Erdoğan da aileleri arayarak taziyelerini iletti. Yetmez, devamını bekliyoruz ama evet.

Ancak yıllardır Ergenekon Fırat’ın öte yakasına geçsin dedikleri halde, rahat koltuklarından kalkıp, nehri çoktan geçen Ergenekon ve Susurluk davalarına teşrif etmeyenler, Uludere’nin ardından da hedef şaşırtıyorlar. Çünkü yine dertleri canlar ve hesaplaşma değil.

Siyasal iktidara karşı görevleri olan muhalefetlerine kimsenin sözü olamaz. Ancak Uludere’deki karanlık elin ortaya çıkartılmasına engel olan provokatif söylemleri ve faaliyetleri kaygı verici.

Bakın, acılı aileler taziye giden Uludere Kaymakamı öldürülmeye çalışıldı.

Acaba ne istiyorlar? Devletin, hükümetin yakınlarını kaybedenlere sahip çıkmasını, onların yanında olmalarını, desteğini, varlığını hissettirmesini istemiyor muyduk?

Eeee...

Hikâyeyi bilirsiniz. Laz ve Kürt idam sehpasındadır. Kürt’e son isteği sorulur. “Anamı görmek isterim” der. Sıra Laz’a gelir; düşünmeden söyler son dileğini: “Kürt anasını görmesin!”

“Gelmeyin, gençleri tutamıyoruz” tehditleri...

Murat Karayılan’ın “Kürt gençlerinin kanı yerde kalmayacaktır” taziyesi...

Acılarımızı kinle, intikamla kangren hale getirmek için “intikam hakkınızdır” diye gaz verenler...

“Kürt hükümetini, devletini görmesin” diyorsunuz.

Asker cenazelerinde ahaliyi siyasilere karşı kışkırtan Türk milliyetçilerinden, onun bunun çocuğunun canıyla delikanlılık yapan faşistlerden gram farkınız yok, birbirinizin simetrisindesiniz.

Kaymakama siper olan o yaşlı amcanın fotoğraflarına bakın da utanın.

melihaltinok@gmail.com

TARAF 

YAZIYA YORUM KAT