1. YAZARLAR

  2. Ferhat Kentel

  3. Nefret nesnesi olarak ‘yetmez ama evetçi’ dil
Ferhat Kentel

Ferhat Kentel

Yazarın Tüm Yazıları >

Nefret nesnesi olarak ‘yetmez ama evetçi’ dil

A+A-

Son günlerde AKP’nin ve özellikle Başbakan Erdoğan’ın bir yandan alevlenen milliyetçi söylemleri, diğer yandan “tıksırarak içki içmek-ucube heykel” gibi mevzulardaki muhafazakâr çıkışları, birtakım çevrelerin sabit hiddetlerini dönüp dolaşıp gene “yetmez ama evet” kampanyası yürütmüş olan çevrelere yöneltmesi için kaçırılmayacak derecede iyi bir fırsat yarattı.

Bir zamanlar, pek vatansever, pek kemalist, pek laik Emin Çölaşan’ın “entel-liboş-yobaz” payesine mazhar olan; şimdilerde de genellikle “hakiki solcular”, “has laikler”, “endişeli modernler” ya da “ulusalcılar” tarafından “AKP’ci liberal solcu” olarak nitelendirilen “yetmez ama evetçiler” bütün günahların müsebbibi ya da en azından günahlara zemin hazırlayanlar olarak işaretlendiler.

Ergenekoncusundan Balyozcusuna, vesayetçisinden militaristine her türlü milliyetçinin hedef tahtası ve günah keçisi olan ve bu “liberal solcuların yuvalandığı” Taraf gazetesinde AKP hakkında eleştiriler yoğunlaştıkça, general destekli yargı sisteminden sonra şimdi de Erdoğan tarafından tazminat davası açılmış olması, “günahkâr” arayanlar için “biz dememiş miydik?” diyebilmek için bulunmaz bir fırsat daha yarattı.

Bu fırsatı yakalayanların bu dava karşısında Taraf gazetesine destek vermek akıllarından geçti mi, yoksa “yesinler birbirlerini!” mi dediler, bilemem ama belli ki, Taraf gazetesi ve (etiketleyenlerden başka kimsenin kullanmadığı tanımlarıyla) “liberal solcular” adamakıllı bir “nefret nesnesi” olarak her durumda epey işlev görüyor.

Ve belli ki, etiketleyenlerin “liberal solcu” olarak tanımlamayı tercih ettikleri, aslında bu iki kelimelik etikete sığmayacak kadar heterojen bir görünüm sunan ve en somut olarak “yetmez ama evet” kampanyasında yan yana / biraraya gelmiş olan “nefret nesneleri”nin çevreye verdikleri rahatsızlık ciddi boyutlara varmış durumda...

Çünkü bugün gelinen noktada, örneğin Anayasa referandumunda “evet” sonucunun çıkmış olmasına neden olarak eğer –nefret ederek- “yetmez ama evetçiler” gösteriliyorsa, bu durum “yetmez ama evet”in dilinin gücünden ötürüdür ya da bu dili inşa eden duyarlılıklar varolan “otomatik” düşmanlık dillerini ve önkabullerini sarstığı içindir.

Çünkü belli ki, “yetmez ama evet”teki bu yan yana gelme hali, birbirlerini duyma hali, kendinden başkalarına dokunma ve onları duyma halinin ortaya koyduğu dil, bu toplumda sadece kendi göbeğine bakanları, kibir dolu efendileri, kendilerini “doğruluk timsali” gören her türlü (muhafazakâr, ulusalcı, solcu ya da liberal! vb.) cemaatçiliği ciddi bir şekilde sarsıyor.

Bu dilin herşeyi “öngörme kabiliyeti”ne sahip modernlerin diliyle alakası olmadığı çok açık. Bu dil birtakım sabitliklere saplanıp kalmak yerine, “geleceği bilmediğini ve bilemeyeceğini” kabul eden bir dil. Hiçbir şeyin tek bir veçhesinin olmadığını ve gelecekte de olmayacağını; homojenliğin ve saflığın en fazla yarış atlarında (o bile şüpheli ya!) olabileceğini teslim eden, onun ötesinde her türlü tek boyutlu saflığın sadece ve sadece bir “kurgu” olduğunu bizzat pratiklerde yaşayarak gören bir dil...

Bu dil “kirlenmeyi”, “bulaşmayı” göze alan; bu sayede siyasette şimdiye kadar düşünmediğimiz yeni kapıların açılabileceğini öngören bir dil (topu topu bütün “öngörüsü” de bu zaten)...

Bu dil nihayet “sosyolojik düşünmeye” başlayan bir toplumun dili... Yani kendi üzerinde düşünen, ezberleri kabul etmeyen, varolan tasniflerin, etiketlerin ötesinde doğrunun tekeline kimsenin sahip olmadığını, insanlar arasında çok daha derin bir ilişkiselliğin olduğunu kabul eden bir dil...

Bu yüzden, bu dil hem AKP’yle (ya da başka birileriyle) zaman zaman örtüşür hem de onunla itişir. Çünkü evet AKP hem bu toplumun demokratik yürüyüşünün bir partisidir, hem de muhafazakâr reflekslere ve milliyetçi damara sahip; zenginleşen ve zenginleştikçe, devletin tepesine yürüdükçe çeşitli toplumsal kesimlere saygısını kaybeden; hem kendine aşırı güvenen ve kibirli, hem de sürekli güven krizi yaşayan, korkan bir partidir. Hem askerî vesayete karşı demokratik mücadele veren bir partidir, hem de bu toplumun bütününün geçtiği gibi, kemalist mühendislik (“ben yaparım, olur!”) tornasından geçmiş insanların partisidir. Ve hem de bütün bunlardan daha da karmaşık bir partidir.

Daha çok dönecek bu devran... Tabii devran dönerken, oldukları yerde duranlar için “biz dememiş miydik?” deme fırsatları da çıkacak. Ancak onlar bu fırsatları cemaatlerinin “temiz kalmış” ve “güvenli” kollarında kollamakla uğraşırken, “yetmez ama evet” dili bile aşılacak; başka rahatsızlık verecek diller de gelecek...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT