Neden Evet yetmez? Neden Evet -1

24.07.2010 04:29

Ümit Kardaş

Referanduma gidilirken hangi yönde oy kullanacağına ilişkin ikilem içinde olanlara yardımcı olabilecek gerekçeleri özetleyen en yararlı ipucu "yetmez ama evet" sloganı olacaktır.

Hükümet üyelerinden bazılarının "12 Eylül'de demokratik bir anayasamız olacak", "12 Eylül Anayasası'ndan kurtuluyoruz" gibi çıkışları referandum sonuçlarını olumsuz etkiler. Söz konusu kısmî anayasa değişikliği ile başta Kürt sorunu olmak üzere hiçbir önemli sorunumuzu çözecek bir sonuca ulaşmayacağız. Askerî vesayetin tüm kurumları yerinde durmaktadır. Bu değişiklikler yetersiz, kısmî bir demokratikleşmeyi sağlıyor. Belki yeni bir sivil anayasa yapma cesaretini veriyor, bunun yolunu açıyor. Bu nedenle hükümetin referandum sürecinde seçim sonrası yeni bir sivil anayasa vaadinde bulunarak kısmî değişiklikler için destek istemesi gerekir. AKP, bu sözü vermeyip kısmî anayasa değişiklikleri ile yetineceği izlenimini verirse inandırıcılığını yitirir ve anayasa değişiklikleri referandumda yeterli oyu almayabilir. Bu nedenlerle "neden yetmez?" ve "neden evet?" sorularını ayrı ayrı cevaplandırmak gerekir.

Neden yetmez?

1) Sivil bir anayasa ihtiyacı Bir anayasanın gerçekten demokratik ve kalıcı nitelikli olabilmesi yapılma yöntemiyle sıkı sıkıya ilgilidir. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde toplumun barış içinde, hukuk güvenliği altında ve özgürce yaşamalarını sağlayan temel ilkeleri ortaya koyan anayasa meselesi çoktan çözülmüş ve aşılmıştır. Türkiye'nin halen demokrasi, özgürlük, çoğulculuk, katılımcılık, hukuk güvenliği konularında toplumsal bir mutabakatla belirlenecek ilkeler temelinde sivil bir anayasa oluşturamamış olması hazin bir durumdur. Defalarca değiştirilmiş ve yine değişecek olan darbe ürünü bir anayasanın yamalı bohça haline geldiğini ve bir ucubeye dönüştüğünü görüyoruz. Tekçi felsefesi başlangıç metninde ve içeriğinde aynen korunan, çoğulculuğa, özgürlüğe, yargılama birliği ve tabii hakim ilkelerine yer vermeyen, vesayet kurumlarını barındıran ve özgürlükleri soyut ölçütlerle kullanılamaz hale getiren bu anayasadan kurtulmak gerekmektedir. Aşağıda örnek olarak sunulan ilkeler temelinde bir mutabakata gitmek mümkün olabilir.

a-) Anayasa askerî vesayete olanak sağlayan kurumları barındırmaz. Askerî bürokrasi sivil otoritenin emrinde olup, ordunun görevi dış güvenliğin sağlanmasıdır.

b-) Hakim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi, tabii hakim ilkesi ve yargılama birliği ilkesi adil yargılanma hakkının asli unsurlarıdır. (Böylece çift başlı yargı sorunu çözülmüş olur.)

c-) İnsanlar özgür doğarlar. İktidarın ve devlet kurumlarının görevi insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasını sağlamak ve hukuk güvenliğini garanti etmektir. Hak ve özgürlükler düzenlendikten sonra, bu hak ve özgürlükleri kullanılamaz hale getiren istisnalara ve sınırlamalara yer verilemez. Hak ve özgürlükler uluslararası sözleşmeler ve AİHM kararları ışığında yorumlanır.

ç-) İfade özgürlüğü ancak ırkçılık, şiddete teşvik ve tahrik oluşturma nedenleriyle sınırlanabilir.

d-) Anayasa, Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların ve halkların haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini korumayı ve hukuk güvenliğini garanti eder. (Farklılıklarımızla birlikte bir arada barış ve özgürlük içinde yaşamayı sağlar, çoğulculuğu güvence altına alır.)

e-) Tek ve bölünmez bir bütün olan demokratik Cumhuriyet, yerel özerklikleri yerinden yönetimin güçlendirilmesine yönelik olarak ve bölgeleri dikkate alarak tanır ve gerçekleştirilmesini kolaylaştırır. (Kürt sorununun çözümüne açılım sağlamak açısından önemli. Ayrıca merkezin ve yerelin yetkileri tek tek anayasada gösterilir.)

f-) Devlet, bireyin ve toplumun tüm kesimlerinin hak ve özgürlüklerini korumak ve kullanılmasını sağlamak, bireyin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmek ve yoksulluğu aşmak için hukuk içinde hareket etmek üzere oluşturulmuş, ideolojisi bulunmayan bir aygıttır.

g-) Güvenlik sektörünün (ordu, polis, jandarma, MİT) güvenlik harcamaları ve faaliyetlerinin denetimi, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin hazırlanması ve denetlenmesi Parlamento'nun denetimi ve gözetimi altındadır.

Yukarıda belirtilen ve örnek olarak sunulan ilkeler düzeyinde bir toplumsal mutabakat sağlanması ve yeni anayasanın sivil bir süreçle inşa edilmesi, bu anayasanın ilke ve amaçlarının gerçekleştirilmesi ve halk tarafından sahiplenilmesi açısından önemlidir.

2- Farklı etnik, dinsel ve mezhepsel grupların ihtiyaçları

Tek millet söylemi milletin aynı dil, din, mezhep, ırk, kültür özellikleri gösterdiği ülkelerde sorun yaratmayabilir, ancak birden çok dil, din, mezhep, ırk, kültür çeşitliliğine sahip bir ülkede devlet bu siyasi birliği oluşturan unsurlara karşı eşit davranmak, eşit mesafede durmak zorundadır. Bu nedenle tarafsız olması gereken devlet çoğunlukta da olsa bir etnik topluluğu, belli mezhep sahiplerini ön plana alan, kayıran politikalar izleyemez. İşte farklılıkları barındıran bir ülkede hakem olması gereken devletin merkezi de teknik bir merkez haline gelmiştir. Avrupa, federal örnekler yanında (Almanya, Belçika gibi) bölgesel devletler yapılanmasıyla bunu sağlamıştır. Üniter devlet olan bölgesel devletlerde de siyasal iktidar tektir. Siyasal planda birliği sağlama amacı tüm bölgesel devletler için temel olup, devlet olmanın hedefinde bu vardır. Ancak siyasi birlik çok değişik tekniklerle sağlanmıştır. Tüm bölgesel devletlerin anayasalarında devletin tekliği ve bölünmezliği belirtilmiştir. Bölgesel devletlerden İspanya'da 1978 anayasası ile geniş bir toplumsal mutabakat sağlamaya dayalı özerklikler tanınmıştır. Anayasanın girişinde bütün İspanyolların ve İspanya halklarının insan haklarını, kültürlerini, geleneklerini ve dillerini koruma amaç edinilmiştir. Anayasanın 2. maddesinde ulusal birlik ve ülkenin bölünmezliği belirtildikten sonra bölge ve milliyetlerin özerklik hakkı tanınmış ve aralarındaki dayanışma ve işbirliği garanti edilmiştir. İspanya'da 17 özerk bölge ve iki özerk kent bulunmaktadır. (Çoklu İspanya) Anayasa milliyetlere de özerklik tanımaktadır. (Katalonya, Bask ülkesi, Galisya) İspanya'da özerk topluluklar Almanya'nın federe devletlerinden daha geniş bir yasama yetkisine sahiptirler. Yine İspanyol anayasası ifade özgürlüğü alanını genişleterek ayrılıkçılığı savunan parti ve derneklerin kurulmasına imkân tanımıştır. İspanyol anayasasına göre ortak tarihsel, kültürel ve ekonomik özelliklere sahip, komşu iller, adalar ve tarihsel bölgesel varlığı olan iller özerk topluluk oluşturabilirler. Her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır. Ancak yargı birliği ilkesi uyarınca bölgelere yargı yetkisi tanınmamıştır. İtalya'da 20 özerk bölge vardır. İtalyan anayasası 5. maddede tek ve bölünmez cumhuriyetin yerel özerklikleri tanıdığını ve gerçekleştirilmelerini kolaylaştıracağını belirtir. İtalyan özerk bölgeleri daha çok yerinden yönetimin güçlendirilmesine yönelik olarak belirlenmiştir. İtalyan dili cumhuriyetin resmi dili olarak kabul edilmiş ancak 6. maddede dil açısından mevcut azınlıkların özel önlemlerle korunacağı garantisi verilmiştir. İtalya'da da her bölgenin parlamentosu ve hükümeti bulunmaktadır. Her iki devlet de üniter devlettir. Bu bölgelerin anlamı belirli bir coğrafya parçasında yaşayan ulusaltı bir halkın siyasal varlığının ve yaşadığı coğrafi sınırların tanınması ve bir kısım siyasi ve idari yetkilerin bu bölgeye aktarılmasıdır. Her iki ülkenin anayasası da bölgelere mali özerklik tanımaktadır. Ayrıca bölgelere kolluk gücü kurma yetkisi de verilmiştir. Anayasa özerk bölgeleri kentleşme, konut planlaması, bölgesel ulaşım, tarım, ormancılık, balıkçılık, bölgesel ekonomik kalkınma, yerel fuarlar, sağlık konularında yetkili kılmıştır. Savunma, ordu, yargı, dış politika, vatandaşlık, gümrük rejimi, devlet maliyesi, sosyal güvenlik, öğretime ilişkin temel normlar gibi konularda merkezî devlet yetkilidir. Bunun dışında devletin özerk bölgeler üzerinde yargı denetimi dışında da denetim yöntemleri bulunmaktadır. Bu nedenle bölgeli devlette yine de siyasal merkeziyetçilik belirgindir. Özerklik sadece farklılıkların yarattığı çatışma ve gerilimlerin yönetilmesinde barış içinde birlikte yaşamayı sağlayan bir seçenek sunmaktadır.

Ayrıca laik olan ve toplumu demokrasi-hukuk kuralları içinde özgürce yaşatmaya çalışan rejimlerde Diyanet İşleri Başkanlığı gibi nev'i şahsına münhasır bir kurum bulunmamaktadır. Bu yapılanma insan hak ve özgürlüklerine, vicdan, din, inanç özgürlüğüne, laikliğe, demokrasiye, eşitliğe ve adalete aykırıdır. Bu kurumun Sünni, Alevi, inançsız ve Müslüman olmayan tüm yurttaşların vergilerinden pay alarak çoğunlukta oldukları için sadece Sünnilere hizmet vermesi hukuka, adalete, ahlaka ve vicdana aykırıdır. Bunun dışında bir dinin veya mezhebin resmileşmesi onun donmasına ve başka ideolojilerin aracı durumuna düşmesine neden olur. Devlet her dine ve mezhebe karşı eşit mesafede durarak, dinî yaşamı sivil topluma, cemaatlere bırakmalıdır. Her kesim kendi ibadethanesinin inşasını ve bakımını üstlenmeli, kendi din adamını istihdam etmelidir. Sivil toplum kendi din ihtiyacının bedelini karşılayabilecek güç ve inançtadır. Tıpkı askerî vesayet altında bir demokrasi olamayacağı, hukuk devleti gerçekleşemeyeceği ve ifade özgürlüğü sağlanamayacağı gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun bulunduğu yerde din ve vicdan özgürlüğü ve laik devlet sağlanamaz. Toplumdaki tüm din, mezhep ve inanç sahipleri bu alandaki ibadet yeri, din adamı, din eğitimi ihtiyaçlarını kendileri karşılamalı, bu konuda herhangi bir engel ve kısıtlamayla karşılaşmamalıdırlar. Ayrıca hiçbir kesim devlet tarafından kayırılmamalıdır. Din kültürü ve ahlak öğretimi zorunlu ders olmaktan çıkarılmalıdır.

3-) Hukuk güvenliği ve adil yargılanma ihtiyacı

Referanduma götürülen kısmî anayasa metninde mevcut askerî yargıyla ilgili değişikliklerin, yargılama birliği ve tabii hakim ilkeleri doğrultusunda tam bir sivilleştirme-demokratikleştirmeden çok askerî yargı alanını bir ölçüde daraltarak bir sıkışıklığı gidermek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Askerî mahkemelerin görevlerini belirleyen 145. maddede öngörülen değişiklikle sadece askerî mahal ölçütü kaldırılarak askerî mahkemelerin görev alanı asgari ölçüde sınırlandırılmıştır. Askerî mahkemelerin görev alanını belirleyen askerî suç ölçütü, askerlerin askerler aleyhine suç işlemesi ölçütü, askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili suç ölçütü aynen korunarak yargılama birliği ve tabii hakim ilkeleri göz ardı edilmiş, adil yargılanma hakkı sağlanamamıştır. Yapılması gereken, askerî mahkemelerin ve disiplin mahkemelerinin anayasal organ olmaktan çıkarılması, dolayısıyla 145. maddenin tamamen kaldırılması ve askerî mahkemelerin yetki alanının sadece askerî disiplin suçlarıyla sınırlı tutulmasıydı. Askerî suçlarda temyiz incelemesi yapan Askerî Yargıtay (md. 156) ve idari yargıda görev yapan Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (md. 157) korunmuştur. Söz konusu iki mahkemenin de yargılama birliği ilkesi ve adil yargılanma hakkı bakımından kaldırılması gerekmekteydi. Böylece çift başlı yargı korunmuştur. Milli Güvenlik Kurulu'nun da Anayasa'da korunmasıyla birlikte askerî bürokrasi, ceza ve idare hukuku alanlarını da kapsayan yetkileriyle birlikte kurumsal etkinliğini devam ettirmeyi bilmiştir.

Anayasa'daki kanuni hakim güvencesi tabii hakim güvencesine dönüştürülmemiştir. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, Terörle Mücadele Kanunu ve çift başlı yargının anayasal dayanağı yerini korumuştur.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim