1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Necatigil’i İçerleten Sıkıntı ve İran Edebiyatı
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Necatigil’i İçerleten Sıkıntı ve İran Edebiyatı

A+A-

Ustalık katındaki şiirinin yanı sıra, özlü radyo oyunları; kendine özgü, üslupçu, kıvrak, özel sözdizimli düzyazıları; aileye, arkadaşlara yazılmış, alçakgönüllü hayatı dile getiren mektuplarından ötürü Selim İleri'nin Kırık İnceliklerin Şairi olarak andığı Behçet Necatigil’in hep titiz, sabırlı, çalışkan olduğu izlenimi oluşmuştu bende, hakkında yazılan yazılarda yuvalanan tanıklıklardan hareketle.

Bu durum arkadaşlarına yazdığı Mektuplar'ında bir defa daha kendini gösterdi: Tahir Alangu'ya 11 mektup, Oktay Akbal'a 10 mektup, Salâh Birsel'e 22 mektup, Kâmuran Şipal'e 10 mektup, Yüksel Pazarkaya'ya 29 mektup... Ve tek mektup yazdığı kişiler... Behçet Necatigil, belli ki, bu mektupların hepsinin kopyasını çıkarmış... Çoğu yazarda olan savrukluktan oldukça uzak bir durum bu. Necatigil'in 11-12 Nisan 1977'de Edip Cansever'e yazdığı "Sevgili Edip Cansever," diye başlayan mektup ise Necatigil'in nasıl titiz bir şair olduğunu, nasıl usta bir şair olduğunu gösteren bir belge. Behçet Necatigil'in büyük edebî çabası noktalanalı yıllar geçti. Bununla birlikte onun mektuplarında üzerinde durduğu bir mesele var: İran edebiyatının Türkçede yeterince karşılık bulamaması durumu. Öyle sanıyorum ki, yakın gelecek bir zamanda da geçerliliğini koruyacak bir tespittir bu.

Necatigil'in Türkçe'ye söyleyiş, ifade ediş zenginlikleri katan çevirileri hakkında dile getirdiği düşünceler içinde İran edebiyatının tanınmayış oluşu da yer alıyor. Merak edip durduğu İran edebiyatından bir roman çevirerek bu edebiyatın Türkçede tanınmasına katkıda bulunmuştur Necatigil. Bozorg-i Alevi ve Sadık Çûbek ile birlikte modern İran öykücülüğünün kurucularından. Sadık Hidâyet’ten(1902-1951),  yapılan bir çeviridir bu. Türkçe edebiyat dünyasının Sadık Hidâyet'le tanışması, Behçet Necatigil'in Kör Baykuş adlı uzun öyküsünü çevirişiyledir. Bir bunalım öyküsü olan kitabın, yazarının özyaşamöyküsüyle örtüşüşü dönemin okurlarını oldukça etkilemiştir.

Necatigil’in Kör Baykuş’la ve Sadık Hidâyet'le tanışması bu eserin Batı’da büyük yankılar uyandırmış olmasından kaynaklanır. Ortadoğu edebiyatlarının çevirisinde yaşanan büyük handikaptan İran edebiyatı da nasibini alır. Dilleri birbirine yakın ülke okurları ne yazık ki çoğu kitabı Arapçadan, Farsçadan değil de; İngilizceden, Almancadan veya Fransızcadan yapılan çevrilerle tanımak durumunda kalıyor Necatigil de Kör Baykuş’u Almancasından çevirir. Bunu yaparken Farsça aslı ile de karşılaştırmalar da yapar. Romanın kendini birdenbire çevirttiğini de belirtme gereği duyar.

İlk önce aklına takılan ve bu gün de geçerli olan şu soruyu sorar:”Latin Amerika’lardan bile romanlar çevrildi de, Balkan komşularımızı romanların aynasında enine boyuna öğrendik de, Doğu’ya uzak kaldık hâlâ. Bir Mısır, bir Irak, bir Kuveyt romanı var mı Türkçede? Çağdaş bir İran romanı(Samed Behrengi’in çocuk kitapları değil) yok Türkçede.”  Türkçe kültür dünyası coğrafi konumu gereği, bölgeyle iç içe bulunmasına rağmen İran edebiyatına, şiirine neden bu kadar uzak? Neden birbirlerinin edebiyatına bu kadar yabancı, edebiyatçıları neden birbirlerini bilmiyor ve tanımıyor? Dilleri bu denli birbirlerine yakınken kitaplar neden çevrilmiyor? Neden yakın yabancılık durumu devam ediyor? Son yıllarda Rasim Özdenören’den, Mustafa Kutlu’dan, Mevlana İdris’ten, Enis Batur’dan vb. Farsça’ya yapılan çeviriler bütün göz önünde tutulduğunda oldukça yetersiz. Üstelik tek yönlü: Farsça’dan çeviriler yapılmıyor çünkü.

Tabii sadece edebiyat meselesi değil bunun nedeni. Özellikle 1979 sonrası bağlamdan da söz edilmeli. Çünkü İran İslam Devrimi’nin yol açtığı etkiler nedeniyle özellikle homogarbicus’ta oluşan körlüğün boyutunu yalnızca edebiyat içinden okuyarak kavramak bana olanaksız görünüyor. Batı'da popüler olan yazarlar da etkili tabii. Kültür dünyasının bu edebiyata kulaklarını kabartmaktan, dikkat kesilmekten uzak olması da eklenmeli buna ilk elden. Bu biline/meye/n soru/n/lar uzatılabilir.

Keşke İran edebiyatı, yakın yabancılıktan çıksa da, birbirlerimizin edebiyatıyla ilgilenir olabilsek... Ha bazıları, bu bölgenin dünya edebiyatına katkısını sorabilir veya görmezlikten gelebilir. Ama bir gerçek var, İran sineması diye bir ses de yükseliyor bu dünyada ve bu başarının bir ayağı edebiyatın sesi ve temasıyla örülü ve var olabilmiş. Bu nedenle duyarsız kalınamaz diye düşünüyorum.

 Bugün sanat ve edebiyatı yorumlarken dikkatleri komşulara da yoğunlaştırmalı düşüncesindeyim. Düşünce eserlerini tercih ederken edebiyatı görmezlikten gelmemeliyiz. İran edebiyatını keşfetmeli. Yabancı edebiyatçıları ağırlamakta oldukça eli açık davranan Türkçede, hak ettiği ilgiyi ve yeri bulacağı günleri bekliyorum İran edebiyatının.

YAZIYA YORUM KAT