Ne yani, şimdi tüm suç rektörlerin mi oldu?

26.02.2008 02:15

Beytullah Emrah Önce

Önce süreci kısaca hatırlayalım: MHP lideri Devlet Bahçeli, bir sabah yaptığı basın toplantısında başörtüsüne üniversitelerle sınırlı bir serbestliğin; hizmet alan/veren ayrımına dayalı olmak üzere, anayasanın 10. maddesindeki değişiklikle sağlanabileceğini söyledi. Yerel seçimlerin yaklaştığı bir süreçte, MHP; bir bakıma AKP’den başörtüsü sorununda rol kaparak, çözüm inisiyatifini ele almış gibi göründü. AKP de bu hızlandırılmış treni kaçırmamak için, MHP ile işbirliği yaptı. Böylece, hiçbir hukuki/yasal dayanağı olmayan yasakçı bir uygulamanın, anayasal bir değişiklikle kaldırılması gibi, dünya tarihine geçecek ucube bir olaya hep beraber tanık olduk.

Değişikliğin psikolojik baskı oluşturarak yasağın kaldırılmasına yönelik bir hamle olduğu ve buna mecbur kalındığı söylenebilir. Fakat bu durumda yapılması gereken, mevcut maddelerin özgürlük alanını genişletmesi ve özgürlüklerin hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde somut olarak teminat altına alınmasıydı. Sırf gürültü kopmasın, tepki çekmesin ya da konjonktür/reel-politik bu kadarına müsaade eder gibi ürkek bahanelerle; gerçek bir özgürlük ortamının önü bizzat siyasiler tarafından kesildi... Ama görüyoruz ki, tüm bu tedbir halleri dahi, korkulanın başa gelmesini engellemiyor.

Şimdi tartışma, “yasağın kalktığı ama ‘bazı’ inatçı rektörlerin buna direndiği, CHP’nin de rektörlere arka çıktığı” görüntüsü üzerinden yürüyor. Tepkiler giderek rektörler ve CHP üzerine yoğunlaşıyor. Elbette rektörlerin şirretlikleri, yasakçı tavırları ağır bir eleştirinin konusudur ama yaşanan son süreçte, tüm faturayı rektörlere kesmek; haberlerde, açıklamalarda ve protestolarda spotları tamamıyla onların ve Baykal’ın üzerine çevirmek; sorununun asıl kaynağının karanlıkta kalmasına hizmet ediyor. Rektörler, anayasa değişikliğinin hiçbir şeyi değiştirmediğini ifade ederlerken, aslında teknik olarak doğru bir noktaya da işaret ediyorlar. Yasağın dayanağı o maddeler değildi ki, değişiklikle iş bitmiş olsun? Bu bağlamda yasakçılar, kendi siyasetleri açısından tutarlı bir yol izlemektedir. Kesin çözüm için Ek 17. maddeyi göstererek de açıkça tuzak kuruyorlar; lakin bu maddeyi çözümün parçasıymış gibi sunanların AKP ve MHP olduğunu da unutmamak gerekiyor!

Rektörler nasıl değişiklikten önce suç işliyorsa, bugün de suç işlemektedir, fakat son tepkilerde, suç unsurunun yeni anayasa maddelerinin yürürlüğe girmesiyle oluştuğu gibi yanıltıcı bir hava da sezinleniyor. Asıl yanıltıcı nokta ise, tüm suçun giderek rektörlere yıkılmaya başlanmasıdır. Üstüne basa basa vurgulanması gereken husus; rektörlerin oluşturdukları direnç noktasının, askerin ülke siyasetinde işgal ettiği yere yaslandığıdır. Yasakçı rektörler, silahlı bürokrasinin gölgesine sığınırken, rejimin doğasına uygun hareket etmektedir. Maalesef, muhafazakar medya da, bu süreçte yasağın temel dayanak noktasına işaret etmediği gibi, aksine; Başbakanın okuduğu şiirlerle poetik destek sağladığı harekatın duygusal(!) iklimine kendilerini kaptırmış bir vaziyette, ‘şehit analarının örtüsü’ ya da ‘başörtülüler terörist mi’ gibi tepkiler üzerinden propaganda yaparak, zihinleri iyice bulandırıyor.

Tekrar edelim: Yasağın asıl kaynağında; başörtülü anneleri başörtülü kışla kapılarından çevirenlerin, oğlunun askerde olduğunu belgelemek için askerlik şubesine gittiğinde başörtülü olduğu için asker annelerini kapıdan kovanların, eşi ve oğlu için sağlık cüzdanı çıkarmak isteyen askere "Eşiniz türbanlıysa o şekilde fotoğraf kabul edilmiyor. Perukla çektirin ya da bazı fotoğraf stüdyoları ayarlıyormuş" diye akıl verenlerin, kendi personeline “Eşinin başını aç, generale göster” baskısı yapanların, başörtülü hanımların olduğu törenleri topluca terk edenlerin ya da Tevhide Kütük’ü sahneden indirenlerin... olduğu iyice anlaşılmadığı sürece, başörtüsü sorununun çözümü için doğru bir vasatta buluşmuş olunamaz!

Özetle; hükümetin, YÖK başkanının ve muhafazakar medyanın son hamleleri, sorunu çetrefilli bir hale getirdiği gibi, yasağın asıl muhataplarının da önüne perde çekmektedir. Dolayısıyla bu konuda yapılacak açıklamalarda ve eylemlerde, başörtüsü yasağının arkasındaki militarist yapının deşifre edilmesi gerekmektedir.  

 

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim