Ne töre cinayeti Kürt'tür, ne işkence Türk

19.05.2009 02:35

Berna Müküs Kaya

Eski Alman Cumhurbaşkanı Rau'nun Almanya'nın en büyük psikanalisti ve terapisti olarak tanımladığı Alman barış hareketinin öncülerinden Sayın Horst-Eberhad Richter'in 1993'te yayınlanan ve bence herkesin okuması gereken bir kitabı vardır: Acı Çekmek İstemeyen Nefret Eder.

Ne yazık ki bu kitabın başlığını insana çok sık hatırlatacak deneyimler yaptığımız bir ülkede yaşıyoruz. Geçenlerde kendisini solun solunda olarak tanımlayan bir arkadaşın seçim sonuçlarını değerlendirirken Kürtlere ilişkin yaptığı tespitlerin ardından, tekrar kilitlendi bu başlık düşüncelerime. 'Kürt dostu' postunun içindeki nefret, kendisini konuşma boyunca hissettirdi. Kürtler, şehir yaşamına uyum sağlayamıyorlarmış. Kürtler gericilermiş. Kürtlerin yoğun yaşadıkları bütün şehirlerde AKP güçlüymüş. DTP, zaten oy verilecek parti değilmiş vs. vs... Ben şaşkınlıkla dinliyorum söylenenleri. Yıllardır söylenen çok şeyi dinlediğim gibi. Örneğin Kürt olduğumu duyan çok insandan aldığım ilk tepki şudur: "İnanmıyorum, Kürt müsünüz! Hiç benzemiyorsunuz Kürtlere." Bazen kendilerine "Muhtemelen kendinizce iltifat etmeye çalışıyorsunuz ama hangi açıdan benzetemediniz Kürtlere?" diye oldukça kaba bulunan başka bir soru ile dönerim. İşte cevaben yönelttiğim bu soruyla aslında baştan koymak istedikleri fakat koyamadıkları çekmeceye hemen tıkıverirler beni: "Kaba Kürt". Ya da çok sık duyulan büyük sosyolojik/psikolojik solcu analiz vardır: "Kürtler çok ezildikleri için kişilikleri sağlam değildir." Burada Kürt'ün var olduğunu ve ezildiğini kabul eden solcu ilerici söyleme eşlik eden, ırkçı bir söylem vardır. Kürt'e olan nefreti kabullenilir kılmaya çalışan, sözde bilimsel analiz! Bu ezilmişliğe seyirci kalan kişiliğin de ezilenin kişiliğinden daha sağlam olmadığını, olamayacağını göremeyen zavallı analiz!

Bilge köyü katliamı ardından benzer bilimsel analizler yine aldı başını gidiyor. Sayın Hadi Uluengin ve Sayın Ertuğrul Özkök, yaptıkları yorumları cesur, bilimsel buluyorlar ya da yorumlarını bilimsel çalışmalara dayandırıyorlar. Bana sorarsanız, her ikisinin yorumları da cesaretten çok nefret kokuyor. Bremen'de İşkence Tedavi Merkezi Refugio'da psikolog olarak çalışıyorum. İşkence gördüğü için, köyü yakıldığı için, koruculuğa zorlandığı için ülkesini terk etmek zorunda kalmış onca Kürt'e yardım etmeye çalışıyorum. Sayın Beyler, cesaretten bahsediyorsunuz. Dediğiniz gibi cesaretliyseniz, benim işimi azaltmaya yardımcı olun.

BİRBİRİMİZ İÇİN ACI ÇEKME ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Gelelim bilimsel analizlere... Öncelikle Kürtlerin yoğun yaşadığı belli bölgelerde(!) arkaik toplum yapısının devam ettiğine yönelik büyük bir tartışmaya gerek olmadığı kanısındayım. Ortadoğu'da yaşayan birçok toplumda olduğu gibi. Bu toplum yapısı kendi kanunlarına sahiptir. Yani eğer bir kan davası varsa ortada, kadın ve çocuğa kurşun sıkılmayacağını bu toplum yapısını biraz tanıyan herkes bilir. Bu katliamın hepimize anlattığı gerçek, Türkiye'de hâlâ töre cinayetlerinin devam ettiği gerçeği değildir. Çünkü törelerin açıklayamayacağı bir vahamet vardır ortada. Yani olayın nedeni, vahametini bu arkaik yapının kanunlarına göre de açıklayamıyor. Açıklayamaz da. Bilimsel düşünme yansızlığını göstererek olayı değerlendirebilecek kişi, bu katliamın törelerden değil, Türkiye'deki mevcut çürümeden kaynaklanan bir durum olduğunu hemen anlayacaktır.

Bu ülkede bilim, yıllarca Kürt dilinin, kültürünün olmadığını söyledi. Şimdi bilim diyor ki; töre cinayetleri Kürt'tür. Bilim bu ülkede tarafsızlaşmaya demiyorum -çünkü buna gelinceye kadar daha çok mesafe kat etmemiz gerekiyor-, sivilleşmeye başladığı zaman ciddiye alabilir insan bu tespitleri. Fakat şimdi ne bu ve benzeri bilimsel çalışmaları ne de bu çalışmalara sığınarak yapılan politik yorumları ciddiye almak mümkündür. Bakınız, ilim irfan yuvası üniversitelerimizin arazilerinden çıkan cephaneliklere. Buralarda yapılan bilimin ne denli bilimsel olduğuna yönelik çalışma yapacak kadar cesaretli, yürekli kimse var mı acaba?

Bu sözde 'bilimsel tahlil uzmanları' Kürt'ün yıllardır Kürt'le savaşmak zorunda bırakıldığını, silah almayı, korucu olmayı kabul etmedikleri için binlerce köyün insansızlaştırıldığını bilmiyorlar mı? Peki ya devletin bölgede ihaneti, ihbarı ödüllendirdiğini, kimliğini reddedene, kendine yabancılaşana dost olduğunu, yıllardır bölgede şiddet tohumları ektiğini, aşiret çelişkilerini, geleneksel toplum yapısını canlı tutmaya çalıştığını bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Nasıl bilmezler. Eksik olan, bilgi değildir. Fakat sahip olunan bilgi miktarı değil, onu çevreleyen duygudur belirleyici olan. Bilgi ancak doğru duygulara büründüğü zaman insan mutluluğuna hizmet eder. Aksi takdirde zarar bile verebilir. Yaşamı arkaik bölünmüş bir savunma düzeneğiyle yanıtlayan bu insanların nefret duygularını, sahip oldukları bilgi birikimi yok edemez. Bu savunma düzeneği, yaşamı iyi ve kötü olarak parçalar. Dünya, dosttan ve düşmandan ibaret olur. Ve bu düzenekle yaşayan kişinin, kötünün yok edilebilmesi için en yıkıcı duyguları harekete geçer. İşte bu militarist çığırtkanlık bunun sebebidir. Oysa düşman dışarıda değildir, kendi içindedir. İçindeki düşmanı yok edemediği sürece de, dışarıdaki düşman yok olmayacaktır.

Genelleme yapmak, yapılan acımasız genellemelere çok maruz kaldığım için olsa gerek, pek âdetim değildir ama 'Kürtler' genellemesine ben de genellemeyle karşılık vereceğim. Ancak bu, etnik kimlik olarak değil, ötekileştirilmiş bir grup olarak yapılan genellemedir. 'Kürt' geniş bir yansıtma alanı olarak, yukarıda bahsettiğim bölünmüş ruh haline sahip bu zavallı insanlara yıllarca hizmette bulunmuştur. Kendilerinde görmek istemediklerini, kabul etmek istemediklerini yansıtabildikleri ideal bir alan oluşturmuştur. Benzer şeyi elbette Alevi, Yezidi, Ermeni, Çingene, Rum vb. de yapmıştır. Ama bu konuda Kürt'ün hatırı sayılır hizmeti olduğunu kabul etmek gerekir.

Bence öyle büyük bilimsel çalışmalara, analizlere gerek yok. Kürt'ün yaşadıkları, bu ülke gerçeğinin bir parçasıdır. Bu noktada Kürt'ün yaşadıklarından herkesin sorumluluk duyması gerekir. Ne töre cinayeti Kürt'tür, ne işkence Türk'tür. Genellemeler, önyargıların, önyargılar kalıp yargıların, kalıp yargılarsa ırkçılığın tohumlarını atarlar. Sayın Richter, 'acı çekebilmek gelişkin, olgun bir duygu halidir' diyor. Bu duygunun insanın içgörü geliştirebilmesinde, kendini tartıp gözden geçirebilmesinde, başka insanlara karşı empati geliştirebilmesinde ve sorumluluk hissetmesinde önemli rol oynadığını vurguluyor. Birbirimizden nefret etmek noktasında eksik koymadık. Bu duygu bizi bir adım ilerletmedi, on adım geriletti. Artık birbirimiz için acı çekmeye başlama zamanı gelmedi mi dersiniz?

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim