‘Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzûr..’

13.01.2007 21:58

Selahaddin E. Çakırgil

Kerkük’lü bir dost 10 Ocak akşamı, beni evine götürdü.. Sohbette, tabiatiyle gündemi değerlendiriyorduk.. Dostum, Irak’taki bugünkü kaotik durumun aslî faillerinin, işgalci Amerikan emperyalizmi ile siyonist İsrail ajanlarının zemini müsaid hale getirmesiyle, Saddam’ın 35 yıllık Baas rejiminin kalıntılarının olduğunu, 800 binlik Saddam ordusu ve 35 yıllık Baas ideolojisi ve partisinin eğitip organize ettiği bu kadroların, rejim yıkılırken, bütün askerî depoların bu güçler tarafından yağmalandığını ve onların birbirleriyle bağ kurmakta ve istedikleri eylemleri gerçekleştirmekte zorlanmadıklarını ve ‘her ne pahasına olursa, kendilerine hükmedilememesi için karışıklık çıkardıklarını, bombalar patlattıklarını; âşinalıklardan istifade ederek, bazı resmî mekanlara kolayca girip zararlar verdiklerini’ vurguluyordu. Ki, bunlar bu sütunda, önceden beri de vurgulanan hususlardı.

Dostum, hemen çoğu Irak’lı gibi, ailesinden, yakın çevresinden ‘kurban’ vermiş olduğu onlarca sevdiklerinin başına getirilenleri hatırlarken hıçkırıklarını frenliyemiyordu..

Ama, yakın çevresinden niceleri, Saddam’ın îdâmından sonra, konuya sadece bir insanın o şekilde öldürülmüş olmasından duydukları tepkiyle çarpık bir mantık sergilediklerini söylüyor, ‘Irak halkının yüzbinler halinde can verdiği o korkunç zulümlerin, şöyle veya böyle, intikamının alınmasına bir de tepki duyulması’ndan hayal kırıklığı yaşıyordu..

Özellikle nicelerinin konuya tam da Amerikan ve diğer şeytanî güçlerin planlarına uygun olarak ‘şiî-sünnî’ açısından bakmaya başlamalarına da adetâ isyan ediyordu.. Kendisi de bir ‘sünnî müslüman’ olan bu dostum, Saddam’ın hele de bazı müslümanlarca ‘mezheb’ asabiyetiyle benimsenmesinden ve îdâm ânında ‘kelime-i şehadet’ getirmesi münasebetiyle onu ‘şehidlik’ mertebesine kadar yüceltilmek istenmesinden ve bunlar arasına‘Yûsuf el’Qardavî’ gibi ünlü isimlerin bile katıldığını görmekten kahroluyordu.. Ki, Qardavî, geçen hafta Qatar- Duhe’de, *****’a hutbesinde de, Saddam’ı, son andaki ‘kelime-i şehadet’ getirmesi yüzünden temize çıkarmaya çalışmıştı. (Qardavî , Qatar Emîri’nin yıllar boyu, Diyanet Musteşarı’dır..)

Dostum, 20 yıldır, Irak’tan uzakta yaşıyordu ve ancak geçen sene gidebilmişti.. Sohbetimiz sürerken, Irak tv. kanallarından birine de bakıyorduk. ‘Es-Sovre..’ (Devrim ) isimli kanalda, canlı yayında şiddetli bir tartışma yaşanıyordu, Saddam üzerine..

Birisi, Saddam’ı övüyor, ona rahmetler diliyor, onu bir ‘şehîd’ ve ‘arab kahramanı’ olarak temcîd ediyor; öteki ise, Saddam’ın yüzbinlerce kadın ve çocuğu bile öldüren bir ‘kanlı diktatör’ olduğunu söylüyordu.. Saddam’ı yücelten kişi, karşısındakine ‘Sen İrancısın, İran’lısın, İran ajanısın, sen bir arab değilsin.. Sen bir kürdsün.. Kürdler de farslarla aynı kökten gelirler..’ diye saldırılarını sıralıyordu; tam bir ‘arab kavmiyetçisi’ şirretliğiyle..

Saddam’ın da gider ayak, ‘Safevîlere (İranlılara) karşı dikkatli olun..’ diye de vasiyet ettiği iddia edilmişti. Amerikan emriyle İran’a saldırdığı ve her iki taraftan en az 1 milyona yakın insanın dünya hayatına mal olan 8 yıllık savaşta da, Irak şehirlerinin duvarlarını ‘Mecûsîler, ateşperestler’ dediği Müslüman İran halkına düşmanlık sözleriyle donatmıştı.. (İran’da ise, sadece Saddam ve Baas ideolojisi/ partisi hedef alınırdı.) Yani, bu yaklaşım, Saddam’ın arabçılığına aykırı değildi.. Yine de, ihtiyatla karşılamak istedim. Çünkü, Amerika ve diğer şeytanî güçler bildiriyordu bu haberleri ve mezhebî/ etnik kavgalar istiyorlardı..

Nitekim, o akşam, ‘Daily Telgraph’ isimli bir İng. gazetesi de, ‘Saddam’ın intikamını almak amacıyla ‘sünnî’lerin de onlarca ‘şiî'yi minibüslerden indirip, sokaklardaki elektrik direklerinde, halkın gözü önünde astıklarını, 102 ‘şiî’nin cesedinin bulunduğunu’ bildiriyordu. Bu arada, Hayfa Caddesi'ndeki bir markette çalışan İmâd Advan isimli kişinin, ‘Bu adamlar asılırken, bazıları da başlarından vurulurken biz izledik. Burada sünnîyiz, o yüzden militanlara destek verdik..’ dediği de ihmal edilmiyordu.

Bu arada Tahran’da yayınlanan Cumhûrî-i İslamî gazetesinde de 11 Ocak günü, (Irak İslam İnkılabı Yüks. Mecl. Başk. Abdulazîz el’Hekîm’in siyasî danışmanı) Muhsin el’Hekîm’le yapılmış bir röportaj yayınlandı. Muhsin el’Hekîm, Saddam’ın idâmında Muqtedâ es’Sadr ile Abdulazîz el’Hekîm’in hazır bulunduğu iddialarını kesinlikle reddediyordu..

Ancaaak, Ahmedinejad, ‘Saddam’ın, diğer bir çok suçlarının muhakeme konusu edilmeden, tek bir suçlamadan dolayı muhakeme ve îdam olunup, sırlarının üzerinin kapatıldığını, mezara gömüldüğü’nden rahatsızlığını dile getirmişken;‘Muhsin el’Hekîm’ , ‘sadece ‘Duceyl Katliâmı’nın yargılamasının bile 1yıl sürdüğünü, diğer yargılamaların da yapılması halinde, 40-50 yıla ihtiyac duyulabileceği’ gibi tuhaf iddialarda bulunuyordu.. O ayrıca, ‘îdamın kendilerine göre, bayram günü değil, bir gün evvel, yapıldığı’ gibi iddialara da tutunuyordu.

‘El’Hekîm’in sözlerinden çıkan mâna şuydu ki, ‘Saddam hayatta kaldığı sürece Irak’ın karışıklıktan kurtulması mümkün değildi ve onun iktidarı yeniden ele geçirmek için çalışabileceği’nden korkuluyordu..

Bu arada, Bush’un yeni ‘Irak Projesi’ne Başbakan Mâlikî destek verirken, Muqtedâ es’Sadr’dan ayrı olarak İran İslam Cumhûriyeti’nin de kesinlikle karşı çıkması, Irak içindeki güç dengelerinin çok kırılgan olduğunu bir daha gözler önüne seriyor..

Keza, USA Dışbakanı Condoleezza Rice, ‘Irak’ta başarılı olamamaları halinde Irak’ın bölüneceği ve bir ‘kürd devleti’nin kurulabileceği ve komşularının da bu durumda devreye girebilecekleri’ne dair son konuşması ve Tayyîb Erdoğan’ın, 11 Ocak akşamı NTV’de, ‘Amerika'nın on binlerce kilometre uzaklıktan Irak'a gelmesi, Irak'ın içişlerine müdahale değil de, benim Türkiye olarak, 300-350 kilometre sınırım ve tarihî bağlarım olan bir yerle ilgili olarak görüş açıklamam mı müdahale sayılacak?. Yok böyle bir şey! Kaldı ki bu, Irak'ın içişlerine karışmak değil, Irak'ın geleceğiyle ilgili endişelerimizi ortaya koymaktır..’ diye, Bush’un Irak Özel Temsilcisi Zaimal Khalilzad’a cevab teşkil eden sözleri, büyümekte olan tehlikelerden haber veriyor..

Evet, Saddam’ın 35 yıllık diktatörlüğünün sonunda, Osmanlı şairi gibi, ‘Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzûr.. /Çekilip gitti dünyadan, dayansın ehl-i qubûr..’ demek de yetmiyor.. Ve, Amerikan emperyalizmi, bölge halklarının kanına doymamışa benziyor..

e-mail: cakirgil@yahoo.de

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim