1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Ne imiş bu yahu...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Ne imiş bu yahu...

A+A-

Demokrasici Türker Alkan’ın, başörtüsüyle ilgili eskilere nisbet tornistan yazısını hayranlıkla okuduk...

Kara çarşaf’ın Atatürk döneminde bile yasaklanmadığını cesaretle itiraf ediyorlar. Sadece Abdülhamid döneminde ve o da güvenlik gerekçesiyle peçe yasaklanmış...
Kimseden korkmayıcı bu demokratlığının karşısında saygı ile eğiliriz...
Mersin’deki çarşaf yırtma hadisesine fena halde bozum olmuşlar... ‘Eğer CHP, solda bir parti olacaksa, üniversite talebeleriyle mebusluğa layık görülen kadınların başlarını örtme haklarına saygılı olmalıdır’a kadar vardırıyor, demokratlığını...
Bir teşekkür ve bir saygılı reverans daha, kendilerine...
Saygımızı ve teşekkürlerimizi geri almamıza gerekçe teşkil etse de, aşağıdaki final vurgusuna rağmen, şahsen bizler de verilen sözden geri dönme gibisinden kaypaklığa yer bulunmadığından, kendisine karşı hürmette kusur etmeme şiarımızda direneceğiz.
Türker bey diyorlar ki,
‘Son bir not: Kadın ruhu güzelliğe düşkündür.. O kara çarşafı kendi öz ve özgür iradeleriyle giymeleri mümkün müdür? Hiç sanmıyorum doğrusu’...

Muhafazakarlığın, erkek egemen özellikte bir yapıya sahip olduğu söylenir... Yatak yorganlı muhabbet ve edebiyatın erkekler dünyasında, hem de her zeminde, bolca ve patavatsızca tedavülde oluşundan zahir, böyle söylenir...
Her ne kadar denilse ki, muhafazakarlıkta erkekler kadın üzerindeki mutlak tasarruf ve tahakküm hakkına sahiptir, kadın mal gibi görülür ve yarım insan sayılır; amma bütün bu yakıştırmalara rağmen bizim erkek milleti, biraz da Müslümanlığın şiarından, kadınların yanında ulu orta uçkurlu muçkurlu konuşmaz...
Erkekler kendi aralarında al takke ver külah giderek, enseye tokatta sınır tanımasalar da, kadınların yanında süt dökmüş kedi gibiliklerini bozmazlar...
Türkiye’nin eski muhafazakar zemininde aynı cinslerin halveti ayıplanırdı, çirkin görülüp günah sayılır ve o tür işlere kalkışanlara da, ibne damgası vurulurdu...
Zaman içerisinde Türkiye, dünyanın tek dişi kalmış canavarların dünyasına yakınlaşınca, kadınları da erkekleriyle eşitlendi... Bu eşitlik erkekleri inceltti. Snobizm, erkeğin dilini düzeltirken, eskilerin hastalık teşhisi koydukları ibne’liğe de demokrasi çetelesinde yer vererek, Türkçe’ye yeni bir sıfat kattı...
Gay...
Bizim erkek milletinin gevezeliğinden midir yoksa Türkçe'nin deyim zenginliğinden mi bilmiyoruz, Türk snobizminde yer alan bu gay kavramı, çarşı pazar alemini kesmedi... Yeni maço kavram ve tanımlamalar üretildi, ‘yumuşak, nonoş’ ve benzeri köprüaltı kavramlarıyla demokrasi çetelemizin dil zenginliği daha bir çeşitlendirildi...

Demokrasi çetelemizdeki hak zenginliği ile lügat kitaplarımızdaki dil zenginliği atbaşı birlikte gelişiyor... Meclislerimize kadınlar duhul ederek bakanlık koltuklarına oturmaya başlayınca, haliyle gayluk guyluk gibisinden yatak yorgan edebiyatı hak olarak, kadın dilinde de yer alır oldu...
Mesela, Aile Bakanı Kavaf hanımefendi, kadınlar günü, o da ne demekse, münasebetiyle ve de kadınların temsilcisi sıfatıyle boş durmayı kendine yakıştıramadığı için konuşup bir şeyler yapma ihtiyacını hissedince, patt diye damdan düşürürcesine bir laf ediverdi...
Gaylık guyluk gibisinden kişinin yatak yorgan dünyasına, biyolojik hastalık teşhisini kondurdu...
‘Vayyy sen misin bu teşhisçi... Hangi uzmanlık yetkisiyle böyle konuşursun’...
Tüm demokratlar birer hallaç oluverdiler, ellerindeki tokmakla Kavaf hanımefendinin çulunu çaputunu başladılar yaylamaya...
Ortalığı toz duman bürüdü... Demokrasinin de ırzı demokratça parçalandı...

Anladığımız kadarıyla medeni dünya insanının kendi cinsiyle yatak yorgan halveti, temel haklar ve hürriyetler kitabının ilk sıralarında yer almaktaymış...
Uçkur hürriyeti dokunulamaz geri alınamaz ve bu hakkını kullananlar için aşağılayıcı ifadeler kullanılamazmış...

Türker Alkan, bak sen şu şeytanın işine, yahu...
Diyorsun ki, ‘Kadın kısmı güzelliğine düşkündür, o kara çarşafı kendi öz ve özgür iradesiyle giymesi mümkün değildir’...
Yani mutlaka bir baskı olacak, ya kocası, ya da vurun kahpeci imam muhtar ortaklığı, veya ana baba ağabey ve aşiret ağaları, falan filan kadını çuvala tıkalayacaklar...
İyi de biraderim, erkeklerin de takım taklavatına düşkünlüğünü kim inkar edebilir... Gelir dağılımı adaletsizliğinin ürettiğii dünya çapındaki bunca yoksulluk ve sefaletin, kökenindeki tetikleyici dinamik faktör, erkek milletinin kendi takım taklavatına ahlaksızcasına, namussuzcasına düşkünlüğü değil mi... Bir erkeğin bu azgınlığından feregat ederek gaylığı guyluğu mümkün görülüyor da, bir kadının kendi güzelliğini ahardan gizlemesi niye gayri mümkün...
Zorlamayın kendinizi, olduğunuz gibi olun... Mesela bakınız bana efendim.. Demokrasiye inandığım minandığım falan yok, hepsi masal hikaye, daha açıkçası, afyon...
Her neyse şahsınıza saygım ve hürmetimde sebatkarım...
Faks: (0212) 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT