1. YAZARLAR

  2. Taha Kıvanç

  3. Ne bu gürültü yahu!
Taha Kıvanç

Taha Kıvanç

Yazarın Tüm Yazıları >

Ne bu gürültü yahu!

A+A-

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın 30 Ağustos Zafer Bayramı şerefine verdiği davete Sabah yayın yönetmeni Ergun Babahan davet edilmemiş. O yokmuş, ama Sabah'ın Ankara temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş davetteymiş. "Hayret" nidasıyla ekliyor bazıları, "Cumhuriyet'in öndegelen kalemlerinden biri de davetli değilmiş..." İlhan Selçuk? Hayır, o değil...

Nelerle meşgul oluyorum, görüyorsunuz.

Böyle yerlere insan neden gider? Adının da işaret ettiği üzere '30 Ağustos Zafer Bayramı'nı kutlamak üzere değil mi? Oysa konuyla ilgili haberlerde zaferlerimiz de, bayram da kaybolup gitmiş... Varsa yoksa "Kim davetliydi, kim değildi, kim eşli gelmişti?" sorularının cevabını teşkil edecek ayrıntılar... Bir de "Kim kime nasıl davrandı?" bilgisi...

Davette 'bahar havası' görüntüsü alınmış, ama Ertuğrul Özkök'ün gazetesi "Soğukluk devam ediyor" hissi verecek bir ayrıntı yakalamış yine de. Uğurlama sırasında kapıdaymış Fatih Çekirge; Org. Büyükanıt Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ı uzaktan, TBMM Başkanı Köksal Toptan ile eşini ise yanlarına kadar giderek uğurlamış... "Dalgınlık mı Paşam?" sorusuna şu cevabı vermiş: "-Hayır Fatih bir dalgınlık yok. Ben normali yaptım. Eğer tersini yapsaydım anormal olurdu. / -Yani Paşam? / -Yani böyle davranmayı uygun buldum. Eşiyle gelmiş olan benim Meclis Başkanımı baş selamıyla uğurladım. Gerekirse amuda bile kalkarım. O kadar..."

Yani? Yani 'sorun' devam ediyor...

Ne mutlu bize. Demokrasimiz o kadar gelişti ki, askerin başkomutanı ile ilişki tarzı bile değişti. Buna göre, asker devlet hiyerarşisinde '2 numara' olanı kendi hiyerarşisinde '1 numara' yapmış... Bundan mutluluk duymamız isteniyor herhalde... 'Sürekli krizler memleketi' görüntüsünden de...

Paşa, gecenin bir vaktinde kendisine, "Cumhurbaşkanı Gül'ün Meclis'teki yemin törenine neden katılmadınız, bir tavır mıydı bu?" sorusunu yönelten gazetecilere, "Bizim prensiplerimiz var, değerlerimiz var, bunlara göre duruşumuz var" dedikten sonra eklemiş: "Sonra millet bize kızar, yeter artık der yani."

Benim de burada bir ara sorum var: Asker milletin kızdığını nasıl fark eder?

Soruyu boşuna sormuyorum; çünkü bulunduğum topluluklarda homurtular artmaya başladı. Homurtu, bütün kültürlerde 'kızmak' anlamına geliyor. İçinde yaşadığım topluluklar 'millet' sayılıyorsa, Org. Büyükanıt'ın 'sonra' beklediği olay 'bugün' oluyor demektir. Nitekim, hipodromdaki törende, tribünleri dolduranlar, yani 'millet', yaşananlardan duyduğu rahatsızlığı, Cumhurbaşkanı Gül'e olağanüstü tezahürat yaparak dışa vurdu.

Org. Büyükanıt'ın da katıldığı Washington'daki resepsiyon dahil sızmadığım yer kalmadığı halde uzun yıllardır Genelkurmay'ın kapısından içeri adım atmadım, bu yüzden bana sorma fırsatı yok Genelkurmay Başkanının; olsa ve sorsa görüşümü şöyle açıklardım: "Millet tepedeki kavgaya kızıyor ve 'yeter artık' diyor..."

Kafamın almadığı yön şu: Bizde askerler toplumun 'orta sınıf' ailelerinin çocukları... Çoğunun anne-babası ile Abdullah Gül'ün anne-babası arasında bir fark yok. Hayatıyla ilgili belgesellerde izliyorsunuz; yeni cumhurbaşkanının ailesinde esnaf, tüccar, sanayici olduğu kadar profesör, şair, yazar ve sanatçı da var. Ortalama bir Türk ailesi. Komuta kademesini teşkil eden komutanların aileleri de, eminim, öyledir.

Benzerler birbirini çeker miydi, iter miydi?

Aslında medya da farklı değil. Ertuğrul Özkök'ün babası küçük bir esnaftı İzmir'de; benim babamın kolonyacı dükkânına yakın bir matbaası vardı. Anneannemin oturduğu Kahramanlar semtinde, 'Tenekeli Mahalle' denilen yere yakın yaşıyordu ailesi. Babası, tıpkı benim babam gibi, elinden tutup kendisini cuma/bayram namazına götürüyordu.

Şimdi Hürriyet'in tepesinden Yeni Şafak'a ve bizlere ters bakıyor. Kendisini gerçekten 'Rodos Şövalyesi' gibi gördüğüne eminim.

Oysa Abdullah Gül Kayseri'dense, Aydın Doğan da Kelkit/Gümüşhane'den çıkma.

Ne oluyoruz Allah aşkına? Hepimiz titreyip kendimize dönsek ya... Hiçbirimiz büyük veya küçük burjuva kökenli değiliz; hepimiz bu milletin bağrından çıkmış, varlığını millete borçlu insanlarız. Cumhurbaşkanı olanımız da, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı yapanımız da, Hürriyet'i yöneten veya Yeni Şafak'ta yazanımız da...

Çok mu önemli bu davetler? Önemliyse, neden yapıldığını hep akılda tutmaya yarayacak biçimde davranalım da dikkat dağılmasın. Eğer 'kim, kiminle kavgalı' görülsün yanlışlığına çekiliyorsa, herkesin gitmesi şart mı? Cumhurbaşkanı bir mesajla zaferlerimizi kutlayıversin, bitsin... Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesini Genelkurmay Başkanı öyle kutlamadı mı?

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT