NATO geleneği Paşa geleneği

04.08.2011 00:42

Necmettin Turinay

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel için kullanılan en çarpıcı ifade, bulunduğu rütbeye gelinceye kadar NATO’da görev yapmaması!.. Kendisi ile ilgili haberlerde, devamlı bu hususa vurgu yapılması size şaşırtıcı gelmiyor mu? Fakat asıl önemlisi bizdeki şaşkınlıktan ziyade; haberi üreten merkezlerin şaşkınlığı olmasın? Çünkü okuduğumuz haberlerden anlaşılan o ki; sanki bir kaide bozulmuş, Türk ordusu tarihi bir geleneğinden sapmış gibi bir hava sızıyor. Dahası haberlerin zımnında söylenmemiş fakat ima edilen bir şey daha var. O da şu: Eğer şartlar normal seyrinde devam etse imiş, NATO görevi yapmamış bir askerin, bu seviyelere kadar yükselmesi mümkün olabilir miymiş gibi, daha neler neler!..

Fakat yeni genelkurmay başkanı için kamuoyuna yansıtılan en enteresan bilgi ise, şu satırlarda gizli:

“Çalışkan, yurdunu seven, akıllı, dürüst bir kişidir. Bir önderin sahip olması gereken bütün vasıflara sahiptir. Üç yüz kişilik Bulgar taburunun, üç bin kişilik Türk tümenini Çatalca’ya kadar kovalamasının ardındaki nedenleri bilir.”

Hemen hatırlatalım, ilk haberin kaynağı ile, bu sonuncusunun kaynağı birbirinden farklı. Dolayısıyla her merkezin kendi muhtevasını ve bakış açısını, verdiği habere yansıtması nasıl da ortaya çıkıveriyor?

Fakat burası işin ayrıntısı. Asıl önemli olan, Balkan savaşının niçin ve nasıl kaybedildiği. İşte o husus, Harp okulu yıllarında Necdet Özel paşanın içine dert olmuş demek ki... Arkadaş sohbetleri arasında da en çok o konuşulmuş ki, hatıra olarak onun bu yanları öne çıkarılıyor. Yani havadan sudan şeylerle değil, ülkesi adına duyduğu bir acı ile kamuoyuna mal oluyor. İşte bu onun bir nasibidir, onun adına bir artı değerdir.

1908 Meşrutiyeti’nden sonraki hürriyet havası, öyle yanlış yorumlara yol açmıştı ki, o yıllarda sivil ve asker herkes siyasi parti kurabilir, siyasi partilere üye olabilirdi. Dolayısıyla yeni dönemde sırf İttihat Terakki değil, onun gibi sayısız siyasi parti vardı. Her birinde de askerler ve komutanlar üye durumunda!.. İşte Balkan Savaşına da Türkiye, birbirine kanlı-bıçaklı düşman haline gelmiş, böyle karmaşık bir ordu ile girmişti. Savaştan galip çıkılırsa ülke değil, şu veya bu siyasi hizip/parti güçlenecekti. Onun için Osmanlı subayları, birbiri ile uğraşmaktan savaşmaya vakit bulamadılar. Edirne’yi de bu yüzden kaybettik. İşte Necdet Özel paşa bu acı tecrübeden bir ders çıkarmış, onu asla unutamamış!..

Türk ordusunda bu yara, yani Balkan yarası acı bir tecrübedir. Özellikle de Fevzi Çakmak geleneği bu yara etrafında teşekkül etmiştir denilebilir.

Güzel Sanatlar Akademisi Başkanlığı yapan Burhan Toprak’ı tanır mısınız? Felsefecidir ve Yunus Emre Divanı’nı da 1930’larda ilk o yayınlamıştır. Fakat Burhan Toprak’ın diğer bir özelliği Fevzi Paşa’nın damadı, ayrıca da Necip Fazıl’ın en yakın arkadaşlarından biri olmasıdır.

İşte bu ikili bir gün, Fevzi Paşa’yı evinde ziyaret ederler. Ziyaretin sebebi de, Necip Fazıl ona bir soru soracak, sessiz bir sfenksi hatırlatan Fevzi Paşa’nın gizli kalmış bir yanını teşhis edecektir. Dolayısıyla Necip Fazıl, fırsat doğar doğmaz sorusunu soruyor:

- Uzun yıllar hep sustunuz!.. Bunca menfi uygulamalara karşı da hiç ses çıkarmadınız. Halbuki bizim yakından tanıdığımız Fevzi paşa, bütün bu olup bitenlerden rahatsız olmalı idi.

Necip Fazıl’ın, Fevzi Çakmak hakkındaki düşünceleri doğru olduğu gibi, sorduğu soru da kuşkusuz yerindedir. Fakat Fevzi Paşa Necip Fazıl’a ne cevap veriyor biliyor musunuz? Yukarıda açmaya çalıştığımız Balkan yarasını ve sebeplerini geniş geniş anlatıyor. Sonra yutkunuyor ve “Anlatabildim mi, bilmiyorum” diyerek, karşı bir soru ile mukabele ediyor.

İşte İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar Türkiye’yi, Fevzi Paşa’nın bu geleneği taşıdı. Ardından Türkiye 1952’de NATO’ya girdi. Dolayısıyla bu tarihe biz, Fevzi Paşa geleneğinin sonu nazarıyla bakabiliriz. Fakat NATO geleneği kendini, ilk olarak 27 Mayıs 1960 darbesi ile ihdas etmiş sayılmaz mı.

Peki NATO geleneğinin en bariz hususiyeti nedir?

İlk başta kurmay sınıfların eğitimini Amerika’da tamamlaması. İkincisi de güvenlik stratejilerinin, ülkelerin milli menfaatlerinden ziyade, global NATO stratejileri düşünülerek kurgulanması!.. Dolayısıyla dış politikanın da aynı doğrultuda yürütülmesi icabederdi.

Sizin anlayacağınız bir yandan dış politika, öbür yandan askeri stratejiler, ABD ve NATO tarafından inşa edildiği takdirde geriye ne kalıyor? İşte NATO’nun oynadığı rol, burda ortaya çıkıyor. Uluslararası sistem adına, kendi ülkelerindeki hükümetleri ve sivil kadroları, sürekli denetim altında tutmak!.. Onları izlemek ve ikaz etmek!.. Eğer bunlar kâr etmiyorsa, (ABD ve NATO)dan alınan bir ruhsatla kendi hükümetlerini devirmek!..

İşte Türk ordusunun 60 yıldır işi-gücü maalesef buna ayarlı!.. Yani o kadar acı ki, bizim ordumuz kendi kendini, adeta jandarma seviyesine indirgedi. Meşguliyetinin yüzde doksanının, iç güvenlik sorunları arasında heba edilip durduğunu görmüyor musunuz?

YENİ AKİT 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim