Nasrullah’ın Üç Dili: İdealizm, Diplomasi ve Pragmatizm

04.01.2012 14:40

Bülent Şahin Erdeğer

Lübnan İslami Direniş Hareketi Hizbullah’ın Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah 1 yıldır süren Ortadoğu İntifadaları sürecini değerlendiren bir konuşma yaptı.  Müslümanların 2006’da İsrail’e karşı iftiharı olan Nasrullah’ın son sürece dair politika farkı hep gündemdeydi. Bu açıdan söz konusu beyanatlar kendi dilinden olaylara yaklaşımını göstermesi açısından önemli.

Nasrullah’ı, Bin Ladin’i ya da başka bir şahsiyeti aşırı severek ikonlaştırmak ve efsaneleştirerek dokunulmaz, hatasız addetmek de kimi hareketlerinden dolayı tamamen üzerini çizmek de dengesiz ve duygusal tavırlardır. O açıdan bizler bu şahsiyetlerin dünyada insanca attıkları adımları istişari temelli konuşabilmeliyiz.

Nasrullah bir politikacı. Doğal olarak Lübnan iç siyasetindeki konumunu korumak ve Suriye ile geliştirdiği mezhebî-stratejik dostluğu devam ettirmek için olayları Baas penceresinden yorumluyor.

Konuşmasını üç ayrı dil ile yapıyor. İdealist, diplomatik ve pragmatist dil. Bu açıdan haklı olduğu birçok nokta yer yer diplomatik ve pragmatist yorumlarıyla karışmış...

İdealist diline örnek olarak, El-Kaide’nin yöntemlerine dair yaptığı tespitleri gösterebiliriz. Nasrullah isabetli biçimde tekfircilik ve kör şiddet yönteminin Sünnisiyle Şiisiyle Hristiyanıyla tüm bölgeyi tehdit ettiğini ve emperyalistleri sevindirdiğini belirtiyor. Bombalı saldırıları ve sonuçlarını değerlendiriyor. Nasrullah’ın aynı idealist tutumunu bölgedeki Ortadoğu İntifadaları konusunda da gösterdiğine şahit oluyoruz.  Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Bahreyn devrimlerini analiz ederken hakkaniyetle olaylara yaklaşıyor.

Burada Türkiye’deki kimi Nasrullah’tan çok Nasrullahçı kardeşlerimizin tüm Ortadoğu İntifadalarını töhmet altında bırakan tutumuyla Nasrullah’ın tutumu arasındaki bariz çelişkiye de dikkat çekmek gerekir. Tunuslu, Mısırlı ve Libyalı devrimcilere iftira düzeyinde saldıran bu komplocu yaklaşıma karşın Nasrullah’ın idealist ve gerçekçi tutumu ibretlik...

Başka bir ibretlik durum ise garip biçimde İran ve Taliban arasında hayali bir işbirliği-dostluk ve birlik olduğunu varsayan aynı çevrelerin sanal söylemlerinin aksine Nasrullah’ın Taliban’ı ve el-Kaide’yi İslami hareket olarak bile tanımlamamasıdır. Nasrullah bu hareketleri yöntemsel hataları sebebiyle tamamen karşısında yer alıyor.  Burada mezhepçi bir ayrışmadan söz edebiliriz. Biz istemesek de gerçek bu.

Nasrullah’ın Taliban, Şebab ve El-Kaide’ye yönelik toptan karşı duruşuna da bir başkası emperyalistlerle aynı kareye düşmek olarak yorumlayabilir. Çünkü öyle ya da böyle bu hareketler de emperyalizme karşı direniş gösteriyorlar. Sünni kökenli direniş hareketlerinin yöntemleri sebebiyle tamamen mahkum ediliyorken “Direnişe” zarar gelmiyor mu emperyalistlerin çıkarlarına hizmet edilmiyor mu?  

Ayrıca Taliban’ın işgal sonrası özeleştiri yapıp yöntem değişikliğine gittiğini ve Nasrullah’ın bahsettiği olumsuzluklardan ayrışmaya çalıştığını hatırlatalım. Bu açıdan Nasrullah zayıf ve eski argümanlarla Taliban’ı yargılıyor. El-Kaide ile Taliban’ın eşitlenmesi ve toptan reddi de bu açıdan sağlıklı değildir. Herhalde Nasrullah bunu benden daha iyi biliyordur/bilmesi gerekir...

PRAGMATİST DİLDEKİ MANTIK HATALARI

Nasrullah’ın Taliban konusunda değişen dili Bahreyn’e gelince pragmatist bir dile evriliyor. "Çifte standartta Bahreyn-Suriye karşılaştırması" yapıyor. Oysa mantıksal olarak birisinin çifte standardı başka birinin çifte standardını meşrulaştırmaz. Aksine ortada iki yanlış olduğunu tanımlar.

Semahatuş Şeyh Nasrullah diyor ki, "Bahreyn'in bir tek uydu kanalı bile yok". Bahreyn devrim sürecini bilen bilir ki Bahreyn'in uydu kanalı açmasına gerek yoktur, Menar TV, Kevser TV, Sahar TV, İRİB-1-2, Press TV zaten yeteri kadar bangır bangır Bahreynli devrimcilerin hizmetindedir.

“Bahreyn için dünya nerede?” diye soruyor üstad. Kendisi de çok iyi biliyor ki, Batı medyası ve özellikle ABD medyası Bahreyn devrimini sahiplenmiştir. Suudi Arabistan ekseni dışında Batılı liberal dünya Bahreynli devrimcilere destek olmaktadır.

Bahreynli muhalifler hem ABD ile en üst düzeyde görüşmeler yapmakta hem de Batı'da lobi faaliyetlerine devam etmektedirler. Bu negatif bir durum değil. Garip olan bu durumun Suriyeliler yapınca kınanması ama Bahreynliler yapınca saklanması durumudur.

Konuşmadan öğreniyoruz ki, Hamas'a Gilad Şalit'i İsrail'e vermesini Nasrullah tavsiye etmiş. Bu da ilginç bir anektod. Demek ki siyaset gereği İsrail’le müzakere edilebilir ve kazanım için masaya oturulabilirmiş. Bu durumu yani "Şalit için arabuluculuğu" Türkiye hükümeti yapınca yeri göğü inletenler Nasrullah'ın bu politik hamlesi karşısında ne diyecekler? Nasrullah'ın idealist ve diplomatik dilinin yanı sıra pragmatist tavrı en çok Suriye Devrimi konusunda açığa çıkıyor. Öyle ki gerçek dışı tutum ve yansıtma ile karşılaşıyoruz.

NASRULLAH İNTERNETE GİRİYOR MU?

Mesela, “Nasrullah, Şam ve Halep dışındaki birçok şehirde, kalabalık halk, rejimi desteklemek için meydanlara döküldü.” diyor. Gerçek bu mu? Nasrullah ya tek bir bilgi kaynağını yani Baas propagandasını esas alıyor ya da internete hiç girmiyor. O insanların hangi şartlarda meydanlara döktürüldüğünü kendisi de iyi biliyor. Memurlar, öğrenciler ve işçilerin istihabaratın baskısıyla kayıt altına alınarak o meydanlara götürüldüğünü, Suriye’nin 25 milyonluk bir ülke olduğunu, ülkede yaşayan 2.5 milyonluk Alevi kesimin çoğunluğunun diktatörlüğe destek verdiğini ama %80’e varan kesiminin özgürlük istediğini Nasrullah da iyi biliyor.  Aynı Nasrullah Yeşil Meydan’daki Kaddafi “yandaşlarını” ve Bağdat’taki Saddam’a destek gösterilerini de böyle mi yorumluyordu? Hiç sanmıyorum...

Üstad tek başına sadece youtube'a yüklenen gösteri görüntülerinde sörf yapsa Suriye'de olan gösterilerin kitleselliğini görür. Sadece şu linklere baksa yeter:

http://www.youtube.com/user/SHAMSNN

http://www.youtube.com/user/SuriyeDevrimi

Tabi Hollywood setlerinde çekilmiş sahte görüntüler(!) olarak tanımlayabilecek kadar komplocu ve paranoyak insanlara da inanmıyorsa...

Nasrullah, şöyle devam ediyor: "Bu halk, lideri Beşşar Esed’in yanında durdu. Suriye, son on yılda, Amerika’nın bölgede hegemonya kurmak için yaptığı saldırılar karşısında direniş gösterdi.

Beşşar Esed, halkının desteğini almasaydı bunu yapabilir miydi?" Bu da açıkça polemik içeren bir cümle. Suriye rejiminin görece direncinin halk desteğinden kaynaklandığı önermesi yanlış bir gerekçelendirme.

Bir ülkenin rejiminin direnişçi olması için halk desteğine ihtiyacı yok. Eğer öyle olsaydı, Saddam Irak'ı da Kuzey Kore'nin de Çin'in de "direnişini" halk desteğine bağlamamız doğru olurdu. Ama bizler biliyoruz ki totaliter ve halkını ezen diktatörlükler de direniş rejimleri olabilirler. Esed rejiminin halk desteğiyle değil askeri bürokrasinin dikta yöntemleriyle ve İran-Rusya ikilisinin dış desteğiyle ayakta durduğunu Nasrullah hepimizden iyi biliyor... Ama mantık hatalarını bilinçli biçimde aynı cümle içinde kullanarak bakışları başka yere çekip manipülasyonunu tamamlıyor.

Nasrullah, konuşmasının Suriye bölümünde rejimin reformlara başladığını ileri sürüyor. Göstermelik kimi makyajlardan öteye geçmeyen yüzeysel icraatların ötesinde 9 aydır sistematik biçimde uygulanan devlet teröründen ise hiç bahsetmiyor. Irak’taki bombalı saldırılarda rakam rakam ayrıntı veren Semahatuş Şeyh, Suriye’deki insanlık suçlarında Baas sahte iyimserliğinin dilini kullanıyor. Katledilen çocuklardan, tecavüze uğrayan kadınlardan, kirletilen mescidlerden de hiç bahsetmiyor. O bahsetmese de Suriye halkı ve dünya kamuoyu bunları bildiği için Nasrullah’a ve onun gibi olaya yaklaşanlara yönelik öfke katlanarak büyüyor. Peki, bu öfkeye sebep olanlar “Direnişe” zarar vermiyor mu? Muhasebe edelim...

Daha önce kaleme aldığımız bir yazımızda Nasrullah’ın muhaliflerle rejim arasında köprü olmasını temenni etmiştik. Ama bu konuşmasından anlaşılıyor ki Nasrullah, direnen halk kesiminin mazlumiyetini gidermek için arabulucu olmak yerine rejimin “Reform yapıyoruz, direnmeyin, itaat edin!” çizgisine ortak oluyor. Ortadaki insani krizi ve katliamları “görmüyor”.

NASRULLAH DERHAL ESED’E SEÇİM ÇAĞRISI YAPMALI

"Halkın çoğunluğu yönetimin yanında." diyen Nasrullah'tan acilen bu iddiasını kanıtlaması için dostu Beşşar Esed'e tüm kamuoyu önünde özgür ve adil seçimlere gitmesi çağrısında bulunmayı bekliyoruz. Suriye halkı kimin yanındaymış, görelim...

 

  • Yorumlar 39
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim