1. YAZARLAR

  2. İsmail Yaşa

  3. Nasıl yani?
İsmail Yaşa

İsmail Yaşa

Yazarın Tüm Yazıları >

Nasıl yani?

A+A-

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CNN Türk'te önceki akşam katıldığı programda ABD-İran yakınlaşmasının Türkiye'nin lehine olduğunu iddia etti ve şöyle dedi:

"Türkiye, ABD ve İran arasındaki yakınlaşmadan rahatsız olmaz, aksine bu hep teşvik ettiğimiz, desteklediğimiz bir gelişmedir. ABD ile İran arasındaki gerilimin düşmesi Türkiye'nin etki alanını daraltmaz, yeni imkanlar yaratır. Zira bölgede istikrarın gelişmesinden en fazla yararlanacak ülke Türkiye'dir. Aynı şekilde Türkiye ve İran arasındaki işbirliğinin gelişmesi de bölgedeki sorunların çözümü yönünde yeni alanlar yaratır."

Arap Baharı ve Suriye'deki halk ayaklanması başlamadan önce olsaydı Davutoğlu'nun bu sözlerine belki hak vermek mümkün olabilirdi.

Fakat şu anda Washington ile Tahran arasında yaşanacak yakınlaşmanın Türkiye lehine olacağını söylemek maalesef herkesin gözünün önünde duran gerçeklerle bağdaşmıyor.

İran, Türkiye'nin burnunun dibinde, Halep'te ve Suriye'nin diğer bölgelerinde Ankara'nın destek verdiği Suriye halkına karşı silahıyla, askeriyle ve subayıyla fiilen savaşıyor.

Tahran'ın Washington'a yakınlaşma ihtiyacı duymasının altında da Suriye'yi kaybetme korkusu yatıyor.

İran'ın ABD'ye önerisi, Baas rejimi ayakta kalacak şekilde Suriye'yi yeniden şekillendirmek ve Türkiye'nin desteklediği devrimci gruplara karşı birlikte savaşmak.

Tahran'ın Suriye'de "terörist gruplar" olarak gördüğü sadece IŞİD ve El Nusra değil.

ÖSO dahil Baas rejimine karşı savaşan herkes İran için "tekfirci ve terörist".

Türkiye ise IŞİD ve El Nusra'yı "tehlike" olarak görüyor fakat bu grupların dışındaki mücadeleyi destekliyor.

Daha da ötesi Ankara, Baas rejiminin gitmesi gerektiği yönünde çok açık ve net tavır koydu.

Durum buyken, ABD-İran yakınlaşması sonucu Baas rejiminin ayakta kalması ve Ankara'nın desteklediği devrimin yok edilmesi nasıl Türkiye'nin yararına olabilir?

ABD-İran yakınlaşmasının bölgede gerilimin düşmesini sağlayacağı öngörüsünde bulunan Davutoğlu, bu tür bir yakınlaşma sonucu Suriye'de gerilimin nasıl düşeceğini ve istikrarın nasıl sağlanacağını da söyleyebilir mi?

Örneğin, Tahran Baas rejimine verdiği desteği mi çekecek?

Suriye halkının özgür iradesiyle kendi yönetimini seçmesini kabul mü edecek?

Hamaney'in kontrolünde ve Ruhani öncülüğünde başlayan ABD açılımının hedefinde bölgedeki birçok sorunu içine alacak kapsamlı bir anlaşma var.

Böyle bir anlaşma İran'ın Irak'taki, Suriye'deki, Lübnan'daki ve Körfez'deki nüfuzunun Batı'da ve Amerika'da meşru kabul edilmesini sağlayacak.

Yani İran bölgenin tescilli "lider ülkesi" ve "ağabeyi" kabul edilecek.

Bunun aynı şekilde bölgesel liderlik hedefi olan Türkiye için yararlı olacağı söylenebilir mi?

Dışişleri Bakanı'ndan televizyon ekranları aracılığıyla "ABD-İran yakınlaşması Türkiye'nin aleyhine olur" demesi elbette beklenemez.

Fakat eleştirilere cevap verme adına olmayan şeyler de varmış gibi gösterilmemeli.

***

Genel sekreterliğini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başdanışmanlarından Erşat Hürmüzlü'nün yaptığı Uluslararası Türk – Arap Diyaloğu Birliği'nin iki gün sürecek toplantıları dün İstanbul'da başladı.

Mısır'daki darbeye ve Türkiye'deki Taksim protestolarına en hararetli desteği verenlerden El Arabiya Genel Müdürü Abdurrahman El Raşid de davetliler arasındaydı.

Türkiye'yi yakından takip eden Suudi Arabistanlı diplomat Abdullah El Şemmeri, toplantıyı yorumlarken "Körfez ülkelerinin açıkça Gül'ü Erdoğan'a tercih ettikleri ve gelecekte Türkiye'nin başında Erdoğan'ı değil Gül'ü görmek istedikleri mesajını verdiklerini" söyledi.

Gül'ün "halkıma hizmet etmeye devam edeceğim" açıklamasından sonra Türkiye iç siyasette ilginç bir döneme girdi.

Gelişmeleri izleyip neler olacağını hep birlikte göreceğiz.

MİLAT

YAZIYA YORUM KAT