1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. Nasıl bir 'statü'?
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

Nasıl bir 'statü'?

A+A-

Murat Belge, geçenlerde çıkan bir yazısında şöyle diyordu: "Epey bir zamandır, BDP'nin uyguladığı politikaların, bunlar arasında öncelikle AKP'yi 'baş düşman' ilan etme politikasının düpedüz akıldışı olduğu kanısındayım...

Yalnız AKP'ye düşmanlık belirtmek değil, onun düşmanlarına ufak tefek dostluk kıyakları çekmek de var işin içinde." (Taraf, 28 Mayıs) Oysa BDP'nin bu politikasının ardındaki "akıl" ve "mantık" hakkında bir fikrimiz var; ihtiyaç duyulan, bu akıl ve mantığın daha iyi çözümlenmesi.

Normal olarak, Kürt sorununun çözümüne, yani Kürt kimliğinin tanınması ve Kürtlerin bütün etnik-kültürel haklarıyla eşit yurttaş statüsü kazanmasına odaklı olan bir BDP'nin, Kürtleri inkar politikasına son veren, tanıma yolunda adımlar atan AKP'yi "baş düşman" görmemesi, onun yapacağı reformlara destek olması beklenebilir. Pek çok Kürt de böyle davranılması gerektiğini düşünmekte. Oysa BDP'nin mantığı bu değil. BDP Türkiye Kürtlerinin, en azından Kürt çoğunluklu bölgede yaşayan Kürtlerin (ve hatta burada yaşayan Arapların ve Süryanilerin) iradesinin "gerçek" temsilcisi olma iddiasının; onları "vesayeti," güdümü altına alma politikasının bir uygulayıcısı. Bu seçim için geliştirilen "Emek, Demokrasi, Özgürlük Bloku" taktiği de bu stratejinin bir parçası.

AKP ise bu politikanın (ya da stratejinin) önündeki baş engel. Çünkü Türkiye Kürtlerinin en az BDP'ye oy verenler kadar geniş bir bölümü AKP'ye oy veriyor. Çünkü onlar AKP hükümetinin, Türkiye'yi Kemalist vesayetten kurtarabileceğini; soruna kendi taleplerini karşılayan bir çözüm getirebileceğini; bir "kardeş kavgası" olarak gördükleri kavgayı bitirebileceğini düşünüyor; BDP'nin iradesinin Kürtlerin iradesi olarak dayatılmasına karşı çıkıyor. BDP bu düşüncenin Kürtler arasında giderek yayılması ve sonunda kendisinin ("tasfiye" olarak da ifade edilen) marjinalleşmesine yol açabileceğinden kaygılı. Bunun için AKP'yi "baş düşman" olarak görüyor; yalnız AKP'ye düşmanlık belirtmekle kalmıyor, AKP'nin düşmanlarına ufak tefek dostluk kıyakları da çekiyor.

BDP sözcülerinin son günlerde, yapılacak yeni anayasa ile istedikleri "statü" de Kürtler üzerinde vesayet kurma politikası ya da stratejisinin bir parçası. Bu da, yeni anayasa ile Kürt çoğunluklu bölgeye "nasıl bir statü" sorusunu gündeme getiriyor. Demokrasinin yerleşmesi için idare sisteminin merkeziyetçilikten kurtarılması, yerinden yönetim ilkesi üzerinde yeniden örgütlenmesi gerektiği konusunda yaygın bir mutabakat olduğu söylenebilir. Bu bağlamda Kürt çoğunluklu bölgeye daha geniş özerklik tanınması gereği de hayli açıktır.

Evet, Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi için bir çözüm (örneğin 1921 Anayasası'nda öngörüldüğü üzere) yerel yönetimlere çok geniş yetkiler tanınmasıdır. Başka bir çözüm (örneğin İspanya ve Britanya'da olduğu gibi) ülkenin idari bölgelere ayrılıp, merkezi devletten bölgelere değişik ölçülerde yetki devri yapılmasıdır. Yine başka bir çözüm Türkiye'nin (örneğin Kanada, Belçika veya Irak'ta olduğu gibi) federal bir yapıya bürünmesidir. Bütün bunlar yeni anayasanın yapımında tartışılmaya, müzakereye açık olmalıdır. Yeni anayasa ve yasalar ile Kürtlerin ayrılıp (örneğin Irak Kürtleri ile birleşmesi) fikri de hiç şüphesiz özgürce savunulabilir hale gelmelidir.

Ne var ki Türkiye'nin geleceğine ve demokratikleşmesine ilişkin bütün tasavvurların konuşulabilmesi için, muhakkak ki, silahların susması, kimsenin kimseye (ne Türk'ün Kürt'e, ne de Kürt'ün Kürt'e) iradesini silah zoruyla kabul ettirmesine zemin kalmaması gerekir. Ve evet, Kürt çoğunluklu bölgeye, öteki bölgelerden daha geniş özerklik tanınması, Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından ciddi bir ihtiyaçtır, ama PKK silahlarıyla dayatılan, KCK ya da BDP vesayeti altında bir özerklik, hiçbir anlamda demokratik olmaz. Bunun Türkiye'de kurtulmaya çalıştığımız Kemalist vesayetten, İran'da mollalar vesayetinden ya da Çin'de Komünist Partisi vesayetinden pek bir farkı olmaz.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT