Namus

31.07.2009 20:20

Şefik Sevim

Son dönemlerde Batman DTP Kadın Kolları tarafından “Em Jin in Ne Namusa Kesî ne, Namusa Me Azadiya Me Ye!” “Biz Kadınız Kimsenin Namusu Değiliz, Namusumuz Özgürlüğümüzdür!” yazılı pankartların şehrin belli noktalarına asılması ve söz konusu pankartların toplumun büyük bir kesiminde rahatsızlık yaratması, hatta kimi STK ve partilerin bunu yüksek sesle dillendirmesi, bölgede yaşayan her birimiz için söylem ve gündemlerimizde kendimizin dışındaki insanların dünyalarını da hesaba katma gerçeği ile bizleri tekrar yüzleştirmiştir.

 

Bu topraklarda yaşayan her birimiz birbirimize ölüm fermanlarını ilan etmeden, birbirlerimizin dünya görüşlerine tahammül etmeyi, adil, erdemli ve medeni bir topluma gitmenin ilk adımı olarak kabul ederek, zihnimizde tabulaştırdığımız doğmalardan mümkün mertebe soyutlanarak, şartlanmışlıklardan berileşerek, irademizi birilerinin iradesinde buharlaştırmadan, gündem ve gelişmeleri merhamet donanımlı insanlar olarak, hayrı hedefleyen bir endişeyle konuşabilmeli, tartışabilmeliyiz.

 

Kuşkusuz her birimiz veya her kesim, kendi beslendikleri kaynaklar ve olayı algılama biçimiyle vakıaya bir anlam yükleme durumundadır. Laik seküler bir bakış açısıyla biz kavramlarımıza bir anlam yüklediğimiz takdirde, Kur ‘an ve sahih sünneti esas alan bir bakış açısıyla ters düşmesi beklenen bir sonuçtur. Her bir kavramın, toplumların genetik kodlarında farklı anlamlar çağrıştırabilme gerçeğini göz ardı etme gibi bir lüksümüz olamaz. Binlerce yıl toplumun sosyal yaşam ve örfüne yerleşen ve hassas duyguları şekillendiren zeminlerde hoyratça bir bakış açısı sergileme lüksümüz olamaz. Kimi süreçlerde doğru bildiğimiz gerçekleri bile, toplumsal maslahat ve hikmet adına bastırabilme erdemliliğini göstermek, kendilerini demokrat gören bir zihin yapısının etik ilkeleri içerisinde yer almalıdır.

                 

Hiçbir topluluk, kavim, devlet, organizasyon ödedikleri bedele bağlı olarak başkalarının kırmızıçizgilerini görememe zafiyetine düşmemelidirler. Böyle bir zafiyet, toplumsal barışımızı zedeleyebilecek ve fitne üretme durumunda olan güç odaklarına malzeme sunma gibi riskli bir zemini de tetikleyeceği muhtemeldir.

 

Tanzimatla başlayan batılılaşma sürecimiz/serüvenimizle beraber kavram ve kelimelerimizin ruhu ile de oynamaya başladık. Kitlesel hareketlerin/yapıların/kurumların bir kavramın mahşeri vicdandaki tekabüliyetini önemsememesi, birilerine bu durumun söz konusu kitlesel hareketlerin “tekebbür” psikolojisiyle açıklama hakkını vermiş olmuyor mu?

                 

Kelimenin epistemolojik kök ve aidiyetinin tartışmasını yapmadan, kutsalları ile ilgili halen hassasiyet direnişini gösteren bir toplumda “kadın” “namus” “aidiyet” “özgürlük” gibi bir dünya görüşü ve perspektifi içeren söylemlerde bu denli rahatlığı anlamak çok güç. Hele modernizme karşı ailenin masumiyetini ve meşruiyetini güçlendirmemiz gereken böyle bir süreçte bu söylemin aileyi zayıflatan, sahih geleneksel değerlerimize karşı bireyselciliğin kontrol dışı vahametini/fitnesini besleyebilecek bir yaklaşıma müsait bir üslup. Kısacası, cesur ve riskli bir yaklaşım.

 

Bir müminin dünya görüşünde kavramları, eşyayı, olayları değerlendirme, tanımlama ve netleştirmede belirleyici unsurlar, vahyi ve fıtri değerlerdir. Bu değerlerin bir açılımı olarak, vicdan, duygu, tecrübe, bilgi gibi imkânları işlevsel kılıp, her şeyin sahibi olan Allahın muradına uygun, seçkin elçilerinin naif açılımlarını esas alarak,bu değerleri bir yaşam formuna dönüştürmemizle ancak adil ve fıtri bir tanımlama formunu oluşturabiliriz.

             

Heva ve heveslerimizin, nefislerimizin, egolarımızın kontrolünden kurtulamayan sadece yetim yeteneklerimizle hayata dair algı ve tanımlamamızı oluşturmak, bizleri çıkmaz sokaklara mahkûm edecektir.

              

Medeniyetimizde namus çok naif bir kavram. Geniş bir anlam dünyasına sahip. Kimi yerde dürüstlük algılanır, “Adam namusuyla çalışan biridir!” gibi.

              

Medeniyetimizde namus iffettir, kadının takva zırhıdır, tesettürde mücessemleşen hayâdır, Mezepotamya’ya ruh katan Selahiddin’i doğuran annenin kendini bir aile müessesesine (malbata) ait hissetme duygusudur. Kuran’ın ifadesiyle eşlerin birbirlerinin velileri olma disiplinin arka planıdır. Meşru bir örfle evlenip, özel (mahrem) bir yaşam neticesi/ ürünü olan ve aynı zamanda Allah’ın bir ayeti olan bebeğini doğuran annenin bebeğini ilk kucağına alışında babasına gönderdiği ilk bakışın arka planındaki anlam dünyasıdır. Neslin/soyun bir kimlikle şekillenmenin netliğidir. Nesebinin hukuki boyutunun meşruluğunun zımnen belirleyicisidir.

             

Yaşlı Kürt ninelerimizin giydikleri geniş fistanlarına (kıras) rağmen erkeklerin yanına gittiklerinde önlerine takma ihtiyaçlarını hissettikleri peştamelin sadeliğinde saklı masum bir duygudur namus…

              

Özgürlük de gencecik kızlarımızın batılı tarzı giyimleriyle akşam karanlığında Sanat Sokağımızda veya Diyarbakır Caddemizdeki bir cafede sanal dünyada kontrolsüz chatleşmesi değildir. Vesselam.

  • Yorumlar 10
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim