“Namaz Ölçek Gibidir; Mutaffifîn’den Olmayınız!”

12.01.2010 00:54

Abdullah Yıldız

Geçen haftaki yazımızın başlığı “Hz. Şuayb’ın Namazı ve Adalet Çağrısı” idi.

Yeni çıkan “Hz. Şuayb / Namaz-Ticaret-Adalet” kitabımızın kısmi özetini verdiğimiz yazıda; o kutlu nebinin, kavmini Tevhîd inancına ve ölçü-denge-adalet (mikyâl-mîzân-qıst) esaslarına uymaya çağırması üzerine kavmin önde gelenlerinin “Senin namazın mı sana bunları emrediyor?” diye sormalarının derin anlamı üzerinde durmuş ve namazın birey ve toplum hayatını kökten değiştiren aktif bir ibadet olduğunu vurgulamıştık. Kitapta ise, kavmin önde gelenlerinin durum ve tutumlarını tanımlarken, “mutaffifîn” ve “muhsirîn” kavramlarına da yer verdik; bu bağlamda ölçü ve tartıda hile yapıp insanların malını/hakkını çalıp eksilten bu taifenin bugün de elan mevcut olduğundan hareketle, Hz. Şuayb’ın (a.s) kıldığı aktif namazların günümüze taşınması gerektiğini hatırlattık.

Namaz Gönüllüleri’nin var oluş sebeplerinden biri de, Hz. Şuayb’ın (a.s) aktif namazını bu çağa taşıyarak, fahşâ ve münkeri engellemek ve mutaffifîn ve muhsirin’in egemenliğine son vermektir.

Namaz Gönüllüleri’nin çalışmaları aralıksız sürüyor, elhamdülillah. Siz bu satırları okuduğunuz sırada biz, inşallah, Trabzon-Rize hattında olacağız. Namaz merkezli okuma, yazma, konuşma çabamız devam ederken, bu yazının başlığına yansıttığım harika bir hadisle karşılaştım. Hadis-i şerifin de içinde yer aldığı Ebû’l-Hasan el-Maverdi’nin “Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn” kitabından ilgili bölümü sizlerle paylaşıyorum:

Farzların tertibi ile namazın esrarı:

Namaz kılan kimse, namazını Peygamberimizin (s.) veciz ifadesi ile dağda sürüsünün başında namaz kılan bir çobanın ihlâsı ile sırf Allah için kılması ve tam bir sükûnetle gönül hoşluğu içinde “korku ve ümit arasında” bulunması gerekir.

Onun için Allah Resûlü (s.) bir hadislerinde mealen şöyle buyurmuşlardır:

“Sizden biriniz namaza doğrulduğunda Rabbi ile konuşuyor demektir. Artık o kimse Rabbi ile ne gibi şeylerle konuşacağını düşünmelidir.”

Hz. Ali’nin (r.a) ahvalinden olarak anlatıldığına göre, namaz vakti geldiği zaman tertemiz nurlu yüzleri bazen sapsarı bazen de kıpkırmızı kesilirmiş. Sebebini sorduklarında şu cevabı vermiş:

“Göklerin ve yerin üzerine yüklenmek istenip de kabul etmedikleri halde benim kabul ettiğim Allah’ın emanetinin edası zamanı gelmiştir. Bilemiyorum ki verdiğim sözü hakkiyle yerine getirebiliyor muyum?”

Namazın şartlarında bütün kir ve pisliklerden temizlenmek esastır. Bu, namaz kılan şahsın “mü’minin miracı” olan namazında Yaradan’ına karşı yaptığı münacat (ve yakarışlarında) daimi bir temizlik içinde bulunmasını sağlıyor. Bu zat namazı esnasında Kur’ân-ı Kerîm’den bir parça tilâvet ederek burada geçen emir ve yasakları düşünecek, böylece lâfız ve mananın yüceliği ruhunu ulvî duygularla ferahlandıracaktır.

Namaz vakitlerinin tayinindeki hikmet:

Namazın aradan günler gibi uzun bir zaman geçmeden bir kaç saat zarfında vaktinin girmesi yani muayyen bir tertibinin bulunmasının hikmeti ise; kulun gönlünde Allah’a karşı ümit, sevgi ve korku arası bir duygunun devamı içindir. Bundan dolayı aradan günler geçmeksizin bir kaç saat zarfında namaz vaktinin gelmesi kulun Rabbine karşı ümit-korku arası duygunun ibadetle birlikte devamı içindir. Durum böyle olmasa kulun hayatında düzen kalmaz, insan başıboş, şaşkın bir vaziyete düşerdi.

Fahr-i Âlem Efendimiz (s.) bir hadislerinde şöyle buyurdular:

“Namaz ölçek gibidir. Tam veren (ta’dil-i erkâna riayet eden) tam alır. Eksik verenler hakkında Cenâb-ı Hakk’ın “Mutaffifin” sûresinde ne buyurduğunu bilirsiniz.”

(Mutaffifîn suresi; “Ölçekte ve tartıda hile yapanların vay haline!” ayetiyle başlar.)

Efendimiz (s.) diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurmuşlardır:

“Bir kimseye kıldığı namaz ehemmiyetsiz görünürse, Allah nazarında da ehemmiyeti olmaz.”

Bu konuda ediplerden birinin şu beyitleri okuduğunu görmüştüm. Şiir:

“Ey mü’min, beş vakitte namazına devam et.

Çok kimseler sabaha girer de (bakarsın) akşama çıkamaz (ölür).

Yenilenen her günü tövbe ile karşıla ki dünkü günahlarını mahvetsin.

Zira emin ol ki, kabre girip çürüdüğünde devran sana, karanlığın güneşe yaptığını yapacaktır.

Yani o güzelim yüzün abus bir şekil alıp o tazecik çehren lime lime, bitip tükenecektir.

Bu halleri şimdiden düşün, gözünün önüne getir de iman sahifeni namaz ile nurlandırmaya çalış.”

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim