1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Naipaul ve değirmenin suyu
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Naipaul ve değirmenin suyu

A+A-

2001 yılının Nobelli yazarı Naipaul, Avrupa Yazarlar Parlamentosu’nun “onur konuğu” olarak İstanbul’a davet edilince,

kızılca kıyamet koptu. Naipaul’un eserlerindeki İslam karşıtlığı, o derece keskindi ki, entelektüel endişeden, eleştirel mesafeden çok; “nefretli dışlama”, “alaycılık” ve “hakaret”e kadar varan, etekleri nerdeyse tüm “uzak”ları ve “Asya”ları süpüren post-kolonyal bir “giysi dili” demek belki daha doğrudur…

“Giysi dili” derken, sonradan edinilen ve elit modüler beğeninin takdirine sunulmuş tüm üst aksesuarları kastediyorumHilmi Yavuz’un Naipaul hakkındaki uyarıları ile patlak veren tartışma, ne yazık ki; mahalle kavgası üzerinden işlerken… “Hoşgörü” adını verdiğimiz aslen muktedirlerin tahammülüne dayalı o üstenci öğreti yeniden gündeme geldi… Eyüp Can; Naipaul eleştirisi üzerinden adı geçen Edward Said’in Columbia Üniversitesi’nde yaşadıklarından bahisle, bizleri entelektüel duruşa davet etti. Hatırlayacaksınız Said, İntifada sıralarında tel örgü arkasındaki İsrail’e taş atarken çekilen resmi sonrasında, Yahudi Lobisi tarafından ciddi tenkitlere uğramış, Columbia Üniversitesi’nden atılmasına kadar bir dizi müeyyideler konuşulmuştu. Eyüp Can, Üniversite’nin entelektüel kimlik ile aktivist kişilik arasında ayrım yaparak, kendisi de aslen Yahudi olan Başkanının, Said’in arkasında durduğunu hatırlatıyor… Bunun değerli bir duruş olduğunu teslim etmek gerekir, hele ki Tarık Ramazan’ın Erasmus Üniversitesi’nden atılışını hep birlikte seyrettikten sonra…

Benim zihnimdeki boşluksa “üst”ten ve karşılıklı “giysi dilleri” üzerinden devam eden bu polemikten çok, Naipaul’un da Said’in de, tersinden ve paradoksal bir şekilde aynı anda ayak bastıkları “kapital” zemini ile ilgili

¥

Zizek’in, Fukuyama’nın ürettiği “İslamo-Faşizm”ini eleştirirken dikkatimizi çektiği şu “İyi İslam”, “Kötü İslam” ayrıntısına çekmek istiyorum okumalarınızı. Zizek, potansiyel olarak faşizme yatkınlığın, hemen hepimizi kuşatan bir süreç olduğuna dikkat çektikten sonra, Batı’ya karşı direnen İslam’ın, iki şıktan birini kabule zorlandığından bahseder. “Ya İslamo-Faşist Fundamentalizm ya da kendini İslami modernleşmeyle uyumlu kılabilen eziyetli “İslam Protestanlaşması” süreci”… “İyi” İslam; Zizek’in tesbitine göre; Batılı liberal demokrasiye ve global kapitalizme kendini uydurma gücüne sahipken, “Kötü” İslam ona direnir… Gevezelikler yerine” der Zizek, topluluklarımızın hepsini çürüten, mücadele edilmeye değer gerçek olgu, global kapitalizmin kendisini görelim…” (The Fragile Absolute)

Naipaul üzerinden çıkan tartışmada Hilmi Yavuz’un uyarısını ve takiben Cihan Aktaş’ın katılmama kararını, aydın refleksi olarak değerli buluyorum elbette... Hatta mezkur aydınları eleştirmesine katılmasam da Eyüp Can’ın, Columbia Üniversitesi’nden verdiği örneği de ciddiye aldığımı söyleyebilirim. Ama bunların tümü, “giysi dilleri” üzerinden gerçekleşen renkli bir kreasyonlar geçidinden ibaret…

Asıl ıskaladığımız şeyse; yani giysisiz, çıplak haliyle sessizce tartışma dışında duran şey; Uluslar arası Yazarlar Buluşması’nın 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı üzerinden gerçekleşiyor olmasıdır… Avrupa Yazarlar Parlamentosu kimdir, Türkiye’deki toplantıya parlamenter sıfatıyla eklemlenen Asyalı yazarlar, hangi kriterler eşliğinde davet olunmuşlardır… Buna girmiyorum. Ama ciddi bir kapital yatırımı üzerinden devam eden İstanbul 2010 Kültür etkinlikleri bağlamı, sen çağrıldın ben çağrılmadım kapışması üzerinden değil… Değirmenin suyu ve nereden aktığı ile ilgili, yüklü ve ağır ve de haklı ama her nasılsa yıl boyunca, ortada kuyu var yandan geç misali özenle üstü atlanarak, seyrettiğimiz haller üzerinden sorgulanmalıdır…

Global kapitalizmin ilişkiler ağında onanıp, eklemlendirilerek ağartılması hedeflenen Asyalı aydınların, “iyi”leşmesi umulan biz “İslamcı” ahalinin, artık “gevezeliği” bırakarak, kapitale dair o meşum ve çıplak gerçek hakkında bir çift laf etmemiz gerekmiyor mu?

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT