Mutluluk, Türklük vs.

10.10.2009 00:09

Atilla Özdür

Diyanet İşleri ile Tapu Kadastro arasında herhangi bir fark yok. Bir başka benzerlik de bu ikili ile emraz-ı zühreviyenin varsa başkanlığı yoksa müdürlüğü arasında bulunuyor.

Camiler de tapu dairelerinin nitelikteki bir başka benzerleri...

“Tanrının insanı değil de insanın tanrısını yarattığı” görüşünü, ideolojik varlığının temeline nakşeden bir sosyal ve hukuki-siyasi sistemde, söz konusu müesseseler arasındaki ideolojik anlamdaki nitelikli benzerlik, eşyanın tabiatındandır...

‘Ne mutlu Türküm diyene’, erken Cumhuriyet’in temel amentülerinden birisidir. Daha doğrusu, bir fıkrasıdır. Eğitim birliği, hukuk birliği, kemalizm olarak din birliği, dil ve ırk birliği de söz konusu amentünün diğer fıkralarından...

Kürtçe’nin yasaklandığı, geleceğin Türk büyüklerine, ‘işte çağdaş Türkiye’ dedirtecek musiki devrimini yaparak Itri’nin yerine Bethoven’in getirilip oturtulduğu ve damarlarımızdaki asil kanın Türk kanı olduğu tezi kitabelerde ölümsüzleştirildiği bir politik atmosferde, bu sloganın vatandaşlık anlamında kullanılan sosyolojik bir slogan olduğuna inanan var ise, ya çocukluktan ya da cinlikten...

Alışkanlıklardan sıyrılıp kopmak çok zor. Sigara yasağı kademe kademe getirildi... Her ne kadar Allah’ı kendi işlemlerinde tanımasa da devlet, sigara yasağında O’nun alkol yasağındaki metodunu kopyalamak zorunda kaldı... Marmara’nın suyuna girmeden okyanuslarda kulaç atmaya kalkışmak biraz yaş iş.

‘Ne mutlu Türküm diyene’yi Atatürk söylemiş ise, bu söylemi de eskitip değiştirmek pek kolay olmasa gerek... Meşhur Vefa Bozacısı’nın İstanbul Vefa’daki dükkânının bir köşesinde Atatürk’ün bardağı bulunuyor... Atatürk’ün boza içerek kutsadığı bardak... ‘Alt tarafı bir cam bardak, ne kutsallığı kardeşim’ diyerek kaldırabilir misiniz ya da günümüzün modern çizgilerini taşıyan daha güzel bir bardak ile değiştirebilir misiniz... Sıkar biraz...

Amma siz değiştiremeseniz de değiştirenler var. Ve diyorlar ki, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ için, “Buradaki ‘Türklük’ vatandaşlığı ifade eden bir kavramdır...”

Bir zamanların mutlak doğruymuş gibi kabul edilen fikir ve düşünceler ve dahi yorumlar, bir başka zaman diliminde veya farklı mekânlarda sadece yanlış olmaları bir yana, matraklığın kaynağı olarak da görülebilir. Evren paşa anayasası ne idi ve şimdilerde ne hale geldi. Atatürk’ün de kendi günlerindeki çevre şartlarına göre tek ve mutlak doğru gibi görülüp kabullenilen çizgilerin de zaman içerisinde çözülebilir olacaklarını düşünmek gerek.

Öyle sanılır ve iman edilir ki, düşünen insandan korkan kimi kimseler, eşyanın tabiatından olan bu kabil çözülme ihtimallerine karşı kapıları peşinen kapatmak istemişler ve kemalizmi “Türk’ün dinidir” tarifiyle sözlüklere geçirmişler...

Kemalizm Türk’ün dini olunca, haliyle mutluluğun kaynağı da Türklükte olacak...

Şimdi minarelerimizde mahyalar, “Ne mutlu Türküm diyene”. Olur mu yahu, bu ne kepazelik diyerek bu sergiciliğe karşı çıkıyorlar. Hiç tasalanmaya, kızarak öfkelenerek köpürmeye gerek yok...

Camiler kamu malıdır. Devlet tarafından, tapu kadastro tarafından, emraz-ı zühreviye tarafından, özel idare, genel idare gibisinden her ne ise resmi devair tarafından çekilip çevrilmektedir... Minarelerine telefoncu antenlerinin vericilerinin kira karşılığı takıldığı camilere, mülk onun değil mi, devlet de idare de ve dahi siyaset de istediğini istediği zaman taktırtıp sergiletir...

Siz onu bunu boş verin... Paskalya geceleri için mahya tasarımından ne haber... “Ben devletim, ananızı bile hallederim” diyen kim...

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim