1. YAZARLAR

  2. SÜLEYMAN NAZLICAN

  3. Mutlak, Kutsal ve Tartışılmaz Bir İdeoloji Kemalizm
SÜLEYMAN NAZLICAN

SÜLEYMAN NAZLICAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Mutlak, Kutsal ve Tartışılmaz Bir İdeoloji Kemalizm

06 Kasım 2018 Salı 21:34A+A-

Çağdaş bir mitoloji haline getirilen Kemalizm kendisini üretmeye devam ediyor. Ve bir vesileyle bağlıları tarafından yeniden ülkenin gündemine getirilmiş bulunmaktadır. Doğrusunu söylemek gerekirse zaten bir yere gitmemişti. Durduğu yerdeydi. Her yıl belli tarihlerde de anılıyordu. Fakat kriz anlarında bilinçli bir şekilde maksatlı, belirleyici ya da konjonktürel olarak tekrar tekrar görünmesi gerekirdi ki kıymeti daha da bilinsin ve yeniden yüceltilmeye devam etsindi. Nitekim son birkaç gündür ‘ant’ tartışmasıyla başlayan Kemal Atatürk’ün kurtarıcı, kurucu ve olağanüstü vasıfları siyasetçisinden bürokratına, sanatçısından köşe yazarına kadar tekrardan dillendirilmeye başlandı. Muhtemelen 10 Kasım tarihinde bu tartışma daha da pekişecek.

Herkesin bildiği gibi bu ülkede müesses düzenin tek bir ideolojisi vardır. O da Kemalizm’dir. Yıllardır herkese ve her şeye rağmen Kemalizm varlığını korumuştur. Çünkü Türkiye’de Kemalizm kuşku götürmez netlikte en makbul ideoloji, en iyi sistem ve en gelişkin felsefedir. Ondan başka bir sistemin kabul edilmesine ve niyet dahi olsa dile getirilmesine imkân tanınmaz ve bu büyük bir cürümdür.

Türkiye’de gönüllü veya zoraki olarak dahi olsa herkes bu düşünceye vatandaşlık ve siyasal ubudiyet gereği uymak zorundadır ve zorunda bırakılmıştır. Çünkü Kemalizm bu ülkede bir din mesabesinde yüceltilmiş, bütün övgülere layık, değerini ‘en’ pekiştirici sözcüklerde, sembollerde, tazimlerde bulan ve kendini her yerde gösteren kutsal ideolojidir. Dolayısıyla her türlü saygıyı ziyadesiyle hak etmektedir.

Bu yönleriyle Kemalizm yıllardır içinde yaşadığımız sistemin okullarında hepimizin geçtiği rahle-i tedrisatın en temel mefkûresi değil miydi?

Yıllardır idrak etmemiz istenen bu fikriyatın toplumsal algıya hangi bağlamda sunulduğuna hepimiz şahidiz.

Tarih kitaplarında bize okutturulanlara göre Kemalizm; Ulu Türklüğün tarihsel izdüşümü ve Türklüğün en sahih kimliğiydi. Teolojik ve teleolojik vasıflarıylada siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik ve manevi kurtuluşun biricik yoluydu. Tanrısal iradenin ve gücün yeryüzünde belirmiş en makbul gayesi ve en nihai noktasıydı Kemalizm… Bundan dolayıdır ki tartışılmazdı. Dogmatikti. Ve mutlak teslimiyet icap ederdi.

Kuşkusuz ifade ettiğimiz bu yüceltme öyle alelade ve zihinlere hapsolmuş bir yüceltme değildi ve bugün de öyle değildir. Kemalizm bu ülkede imgesel olmaktan çıkmıştır. Hayatın her alanında temayüz eden ve kendini hissettiren ete kemiğe bürünmüş bir vaziyete dönmüştür ve vaziyettedir. Onun içindir ki bu ülkede kamusal olan ve olmayan her alanda o vardır. Devlet dairelerinde o vardır. Okullarda o vardır. İş yerlerinde o vardır. Kullandığımız paralarda o vardır. Dağlarda, ovalarda, bayırlarda her yerde ve her zamanda o vardır…

Yürüdüğümüz caddeler onun ismiyle şereflenir. Geçtiğimiz meydanlar onun heykelleriyle aydınlanır ve mana bulur. Onun kaldığı mekânlar ayrıcalıklı olur. Onun anıtkabiri bir kıblegahtır. Herkes yüzünü ona çevirmelidir. Açtığı yolda yürümelidir. Gösterdiği hedefe gitmelidir. Varlığını ona armağan etmelidir…

Kemalizm’in müntesiplerine göre Kemalizm; sadece bu ülkede değil bütün dünyada anlaşılmayan ve kıymeti bilinmeyen cihanşümul bir felsefedir. Toplum bunu yeterince takdir etmese de bir gün mutlaka anlayacaktır. Çünkü geçen asra damgasını vurmuş, olağanüstü koşulları aşarak bir ulusun yeniden varoluşunu ve hayatiyetini temsil eden bir hakikattir Kemalizm…

Kemalizm tarihsel bir ereğin safha safha uygulanışıdır. 1919 da startı verilen kutlu yürüyüşün ilelebet devam edişidir. Türk ulusunun kolektif bilincini temsil eden ve her alanda başarılı bir şekilde kendi dışavurumunu sağlayan en örgütlü, en başarılı, en çağdaş siyasal organizasyondur.

Kemalizm, cehalet ve taassup girdabına girmiş ve çıkmayı başaramayanları bir çırpıda o çukurdan çıkaran bir aydınlanma halidir. Kemalizm, köhnemiş ve çürümüş şarkın semalarındaki kara bulutları dağıtarak garbın görkemli medeniyet aydınlığını bu topraklara taşıyan bir inkılâp ve medeniyet dinidir…

Kemalizm’i tarif ederken ifadelerimizde mübalağalı bir dil kullandığımızı düşünenler olabilir. Ancak arşivlerde ifadelerimizi çok daha aşan tanımlamaların ve daha kutsayıcı değerlendirmelerin yapılmış olduğuna dair kuşkuya mahal bırakmayacak kadar çok kaynak bulabiliriz. Dolayısıyla Kemalizm’in spontan bir vasatın ürünü olmadığını idrak etmemiz lazım.

Kemalizm ortaya çıktığı ilk andan itibaren hedefleri olan ideolojik bir tasarımdır. Pozitivist bir proje olduğu kadar pragmatizmin en zirve noktalarında gezinir ve kendine meşruiyet sağlamak için her türlü seküler ve dinsel kavramı kullanır. Kendini uyarlamayı bilendir. Zorlayıcıdır. Jakobendir. Var olanı yıkıp yerine kendini yerleştirmek için hiçbir engel tanımamıştır. Kendisine göre eski düzeni, anlayışı, devleti ve kutsalı yıkmıştır. Fakat sonra kendisi kendini kurmuştur.

Bununla birlikte kurmak yetmemiştir. Egemenliğini bütünüyle tesis etmek ve kalıcı kılmak için belli formlara, kavramlara ve kutsallara ihtiyaç duymuştur. Bunun da en somut ve müşahhas hali Kemal Atatürk’tür. Bu bağlamda kendisine izafe edilerek kullanılan bütün vasıflar; (kurtarıcı, kurucu, ulu önder, başkomutan, şef, başöğretmen, Atatürk…) belli bir gayeye hizmet eden ve siyasal otoritenin tartışılmaz olduğunun dolayısıyla da kutsiyetinin ifadesidir.

Son tahlilde; beşeri bir ideolojinin bu toprakların asli hüviyetine (İslam Toplumuna ve Tevhid İnancına) uymayacak tarzda kurulması, dayatılması ve kutsanması, tarihi ve güncel bir vakıa olarak karşımızda durmaktadır. Burada salt yüzeysel veya kısmi bir siyasal şirk durumundan bahsetmiyoruz. Aksine hayatın bütün alanlarında kendisinde yetki gören emredici, düzenleyici, müdahaleci, terbiye edici, yargılayıcı ve cezalandırıcı bir egemenlik durumundan bahsediyoruz. Bunun da ne anlama geldiğini bilmeyenimiz yoktur herhalde. Dolayısıyla bu duruma karşı net bir duruş ortaya koymak zorundayız.

Diğer taraftan bizler belli bir süredir Kemalist vesayetin gerilediğine kanaat getirmiştik. Belki de biz böyle olduğuna inanmak istemiştik. Oysaki bunun böyle olmadığını ve derinlerde bir yerlerde işlemeye devam ettiğini, yerleşik olduğunu bilmemiz gerekiyor.

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum