1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. SİNEMA

  4. Mustang: Ahlaksızlık da Bir Ahlaktır!
Mustang: Ahlaksızlık da Bir Ahlaktır!

Mustang: Ahlaksızlık da Bir Ahlaktır!

Mustang filmini Haksöz Haber okuyucuları için Erkam Kuşçu değerlendirdi.

A+A-

Erkam Kuşçu / Haksöz-Haber

İnebolu’nun bir köyünde, anne babasını kaybetmiş, babaannesi ve amcası ile yaşayan beş kızdan üçünün artık çocukluğunu geçip ilk gençliğine adım attıkları yaz tatilinde, aileleri tarafından “geleneksel yaşam tarzına” aykırı hareketlerinden ötürü cezalandırıldıkları; ajitatif ve saldırgan bir yapım: Mustang.

2015 yapımı Deniz Gamze Özgüven’e ait olan film, Türkçe olması hikâyenin Türkiye’de geçmesine rağmen yapımcıları Fransız yönetmeninin ise Fransa vatandaşlığı sebebiyle olsa gerek Fransa’nın en iyi yabancı film dalında Oscar adayı olmaya hak kazanmış. 28 Şubatta dağıtılacak olan Oscar ödüllerinde bizce En iyi yabancı film dalından ödülü alacak film belli (Saul fia, László Nemes) ama bu işgüzarlıkla ve tarafgirlikle Mustang filmi ödüllendirilirse şaşırmayız gerçekten…

Burası İnebolu, Buradan Çıkış Yok

Filmden sahneler eşliğinde eleştirilerimize başlarsak: Küçük kız rolündeki Lale anlatıcı olarak karşımıza çıkar. “Her şey ilk başta çok güzeldi” der ardından ekler “sonradan b… sardı” yani sakatlık filmin açılış sekansıyla başlamıştır. Filmin ilerleyen kısımlarında bu beş kız küfürlü, alaycı tavır ve üslupları izleyicinin gözüne sokulmaktadır. Bunlar “özgür kız”lardırlar. Bu tür bir şartlandırma ile aslında söylenmek istenen şey ahlakiliğin göreceliği üzerinden bizim hayatımız, bizim kararlarımız safsatasından başka bir şey değildir. Neye belki ilerleyen kısmalarda detaylandırılabiliriz. Devam edersek; okul çıkışında kızlı erkekli okul kıyafetleriyle denize girip “deve güreşi” oynamaları neticesinde eve geldiklerinde babaannelerinden büyük bir tepki görürler. Deve güreşi sahnesi çokta önemli olmayan bir ayrıntı gibi gösterilmekte yani “işte gençler eğleniyor, ne var bunda?” denilmektedir. Bizcebu sahnene kadar çozuttuklarını anlamak adına mühimdir. Devam eden kısımda önemli bir ayrıntı var. Kızlar, babaannelerinin bu durumu kimden öğrendiğini sorduklarında “yan komşu Petek Hanım” cevabını alırlar. Petek Hanım’la karşılaştıklarında verdikleri tepki şudur. “kimin ne giyeceğine niye karışıyorsun? Bizde sizin gibi kahverengi, b.. gibi kıyafetler mi giyelim?” kızların çozutma seviyelerini az önce belirttiğimize göre ne var bunda diyebiliriz? Ancak Petek Hanım baya baya örtülü hatta geleneksel örtüden ziyade uzun bir ferace ve düzgün başörtülü bir karakterdir. Bu husus filmde birkaç defa daha vurgulanır. Açıkça laik-seküler zihniyetinin başörtüsü ve din karşıtlığının böylesine ayan beyan gösterildiği film var mı bilmiyorum? Bu seviyede daha ziyade generallerin ve rektörlerin demeçlerinde ki düşmanlıklara alışkındık.

mustang_afis.jpgNeyse bu olaylar sonrasında eve gelen “barzo amca” kızları eve hapseder. Yani öyle böyle bir hapsetmeden bahsetmiyoruz. Evin her yeri kapatılır. Amcamız çok tepkilidir  rakı içip maç izlemeyi de çok sevmektedir. Bundan olsa gerek bir taraftar edasıyla “burası İnebolu, buradan çıkış yok” dercesine kapatır her yeri. Kapılar yükseltilir, camlara korumalık takılır, teller getirtilir vs. hatta öyle bir seviyeye ulaşır ki bir ara yan komşu Petek Hanım “yeter artık, ben tel örgü istemiyorum, her yeri kapattınız” diyerek tepkisini gösterir. (bu noktada düşündürücü olan bizce bu tepki senaryoya dâhil olmayabilir, yöre halkında olduğu belli olan Petek ablamız, samimi duygularını dile getiriyor da olabiliyor!) Kız çocuklarının evden çıkışına izin verilmez hapis hayatı başlar. Kadın olmanın zorluklarından dem vurmak isteyen yönetmenimiz şimdi bu beş kız ev içerisinde “ev kadını” olma seminerlerine başlattırır. Her gün köyün farklı bölgelerinde gelen kadınlar tarafından verilen derslerde yemek yapma, ev temizleme ve tabi ki “geleneksel kadının” milli sporu olan dikiş dikmede vardır. Tüm bunlar samimiyetten uzak bir gözle biraz aşağılayıcı bir tarzla aktarılmaktadır. Bu da kesmez ardından hızlıca –evet, senaryoda nasıl bir geçiş yapıldığını anlamak gerçekten zor-evlendirme merasimleri başlar. Önce tanışılmak için gelen aileler, erkek tarafının da çözemediği bir hızla hemen yüzükleri çıkartıp nişan yaparlar. Bu da nesi şimdi? Düğün evlilik bahsinde milyon tane detaya sahip halkımız onulmaz bir hızla insan evlendirmeye başlar. Yani geleneksel kültür, erkek egemen toplum vs. üzerine eleştirel bir film çekeceksiniz her şey böyle boşlukta ve güdük kalacak. Senarist-yönetmenimizin buralara epey Fransız kaldığı da gün yüzüne çıkmış oluyor böylece.

“Rahat Bırakın Şu Kızları”

Filmin ilerleyen kısımlarında yemek masası etrafında toplanan aile üyeleri televizyon izlemektedir. Televizyon hiç gösterilmez. Sesini duymaktayızdır. Televizyondaki kişinin Bülent Arınç olduğu anlaşılmaktadır;”Ahlaken bir geriye gidiş var. Hayâ meselesi çok önemlidir. Hayâ, utanma duygusu. Yüzüne baktığın zaman yüzü kızarıyorsa' Hadis-i Şerif öyle diyor, hayâ güzeldir. Kadında olsa daha da güzeldir. Sadece kadın için değil erkek için bütün mahlûkat için hayâ diye bir şey var. Erkekler için de hayâ vardır... Nerede öyle yüzüne baktığımız zaman yüzü hafifçe kızarabilecek, boynunu öne eğebilecek, gözünü bizden kaçırabilecek iffet sembolü hayâ sembolü kızlarımız... Kadın için de bir süstür, iffet... ...Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak, iffetini koruyacak.” (28.07.2014 tarihli AK Parti bayramlaşma törenindeki ifadeleri) Bunlar izleyiciye uzun uzun dinlettirilir. “Barzo amcamız” Erol ve babaanne dikkatle dinlemektedir. Kızlardan üç numara olan Ece tam bu esnada çeşitli hareketlerle kardeşleri güldürmektedir. Mesela, orta parmağını kaldırıp amcasına doğru bakarak televizyonda dinlettirilenlerde bağlantılı olarak dalga geçmekte, hakaret etmektedir aslında. Bunun üzerine amcası onu masadan kovar. O da diğer odaya gidip intihar eder… Bu mu yani şimdi? Kızları bu kadar “sıkarsan” olacağı bu mudur? Bu  “rahat bırakın şu kızları” çığlığı ne demektedir? Zaten bu kadar güdük bir senaryoya ancak bu kadar basit ve bayağı bir ajite edici unsur yakışırdı vesselam… tam bu noktada oyunculuklar üzerine bir iki değinide bulunursak. Öncelikle sinemamızın bizleri kahreden ince kaşlı, makyajlı taşra kadını tiplemesi düzeyinde fecaat barındırmasa da bu kızların taşradan olmadıkları aşikar. Yani bu da olmamış… Bunu bir yerde saklı tutarak filmdeki en başarılı örnekliğin “trafo taşlama” performansıyla yöre halkından Emine Hala’ya ait olduğunu da belirtelim!

Bir başka husus ise aslında filmin takındığı siyasal tutumla da alakalıdır. Böylesine bir bedbahtlık içerisinde devam eden filmimizin bir yerinde “şüyuu vukuundan beter” kabilinde “arar arar da aslını bulur” diyerek olsa gerek yönetmenimiz subliminal bir mesajı da izleyiciye resmen yedirir. Çeyiz düzen babaannemiz dolabı açtığında “direngezi” hashtagli bir yazı ile karşılaşmaktayızdır. Devam eden süreçte geri kalan iki kardeş çareyi kaçmakta bulurlar. Kaçtıkları yer İstanbul Beyoğlu’nda modern bir evde yaşamakta olan en küçük kızın öğretmenidir. Pehh doğrusu!

Bu seneki Oscar töreni ilk önce ırkçılık tartışmaları eşliğinde başladı. Zaten siyasal ve lobisel faaliyetlerle oldukça yakından bağları bulunan Akademi, Türkiye’nin 2012 aday adayı Bir Zamanlar Anadolu'da filmini reddetmiş geçen senede son derece başarılı bir yapım olan Kış Uykusu filmi reddedilmişti. Bu yapımların Mustang filminden tek eksikleri Fransa’nın adayı olmamaları herhâlde. Güzel bir haber olarak; Mustang filminin Türkiye’den aday olmak için başvurduğunu ve reddedildiğini de aktaralım. Yönetmen Deniz Gamze bir röportajda bu durumu “Fransa, filmin değerlerinin arkasında durdu” diyerek özetlemektedir.

Geleneksel toplumsal kültüre karşı eleştirel bir tutum içerisinde devam eden film kültürel ögeler içersinde aslında Müslümanların gayri-İslami buldukları ve düzeltilmesi/ıslah edilmesi gerektiğini düşündükleri bir takım gelenek, görenek ve adetlere karşı takındığı aşağılayıcı, küstah ve dikte eden tutum ile iğreti bir konuma düşmektedir. Çünkü bir takım yanlış adetlere; çok basit bir şekilde aşağılayıcı, ötekileştirici bir üslupla dinsel temalı kültürel kodlara saldırmakta ve laik-seküler zihinsel bir dünya inşasına çalışmaktadır. Mesele budur. Yani aslında filmimizin asıl mevzusu olan “kadın hakları” olarak ifadelendirebileceğimiz bir konudan dolaylı olarak kadına kendi seküler-batılı formları üzerinden yeni bir düzlem yaratma çabasındadır. Bizim de itirazlarımız bunun üzerinden şekillenmektedir. Zaten sol seküler çevrelerin hayvan hakları, çevre duyarlılığı vs. söylemleri de her zaman az önce belirttiğimiz çerçeve üzerinden şekillenmekte ve toplumu şekillendirmeye çalışmaktadır. Tabi ki bizlerin de Müslümanlar olarak bunu kabul etmemiz mümkün değildir. 

HABERE YORUM KAT

4 Yorum