1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Mustafa Akyol’a...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Mustafa Akyol’a...

A+A-

Haberturk’teki Karşıt Görüş programında kapitalizmi savunan bir Müslüman profili sergileyişinizden oldukça üzülerek hüzünlendim...

Tekel işçileri üzerinden sürüp götürülen ‘durumdan oy devşirme’ fırsatçılığına karşı Müslümanların sessiz ve hareketsiz gösterilmesini kabul eder tavrınız da, buna eklenince, kalemi elimize almak şart oldu...
Ukalalığımızı hoş görün...

Geçenlerde bir grizu faciası meydana geldi. Ölen ve yaralanan canlı meta sayısı yirmileri buldu...
Müslümanlığın eski günlerinde pek yaşanmamış bir halin içerisinde bulunmaktayız. İnsan emeği, beyaz peynir misali meta muamelesine tabi tutuluyor.. Maden ocaklarında da, süthanelerde de, seri imalat yapan terzihaneler ve turşuhanelerde de işçiler, takım tezgah sahibi sermayedarlarca mal muhasebesine göre kayıt içi ve dışı defterlerinde işlem görüyorlar...
Bu süreçte beklenmedik amma muhtemel felaketlerin zuhuru anında sosyal devlet, kapitalist sermaye tarafından mal muamelesine tabi tutulan bir kısım işçilerin geride bıraktığı öksüz ve dullarının, kamu kaynaklarından aktardığı emeklilik fonlarıyla, elinden tutabiliyor...
Amma sistem, kapitalin kendi hesabına göre kurgulandırılmış bir sistem olduğundan, umumiyetle devlet, felaketin asıl müsebbibi borçlusuna dönerek rücu hakkını kullanamıyor...
Şimdi bak kardeşim, Devlet, söz konusu maden kazasında hayatını kaybedenleri, ellerinden tutacak... Maden sahibi de, bu facia dolayısıyle kendisini de zarardideler arasında gördüğünden, anayasal eşitlik yolundan yürüyerek, kısa çalışma ödeneğinden faydalanmak istiyor...
Şimdi millete düşen görev, kayıtiçi kayıtdışı çalıştırılmış olsunlar, Grizu felaketinde ölen işçilerin dul ve yetimlerini ömür boyunca beslemenin yanında, maden ocağı sahibinin de zararlarını telafi zımmında desteklemek olacak... Bu görevimizi, vasıtalı vergilerle yerine getireceğiz...
Asgari yatırımla azami kâr sağlama felsefesi kapitalizmin ruhunu oluşturur... Amaç, sermaye verimliliğini olabildiğince artırmaktır... Eğer makine, techizat ve iş emniyetindeki donanım eksikliği insan emeği ile kapatıldığında sermayenin verimliliği yükseliyorsa, orada işçi metadır... Donanım eksikliğinden meydana gelmesi beklenen kazalardaki can kayıpları, dışarıda bekleşen aç insanlarla bedavadan doldurulur...

Deniliyor ki Tekel işçilerinin afaka yayılan vaveylalarına karşı Müslümanlar niye sessiz ve hareketsiz kalıyorlar...
Sessizlik Müslümanlar dünyasında değildir kardeşim... Muhafazakarlar dünyasında görülüyor.
Bu körlüğün, bu sağırlığın ve bu dilsizliğin kökeni Demirel’li günlerin tahsisli karma ekonomi modeline ulaşır... Emperyalist Batı, Türkiye’ye sömürülecek bir coğrafya parçasını bırakmadığından, Türkiye’nin müteşebbisleri de içeriye yöneldiler.
Devlet babamız bunlara kağıt tahsis etti, çimento tahsis etti, demir tahsis etti, bez basma ve arpa buğday tahsis etti. Bunlar da piyasa fiyatının yarı seviyesinden aldıkları bu KİT ürünlerini serbest piyasada yüksek bedelle satışa sundular. Hazine yoksullaşırken bu kesim varsıllaştı...
Tahsislerin bir kısmı amaç doğrultusunda üretime aktarıldığında, karşılıksız Hazine kaymeleriyle para bolluğuna gömülen köylü ve sanayi işçisi, bunların montaj ürünlerinin yağlı müşterileri oldular... Millet böyle soyuldu...
Erbakan bu soyguna vahşi kapitalizm ahlaksızlığı adını verdiği için rejimin kanlı bıçaklı hedefi haline getirildi...
Darbeler için ‘kardeş kavgasıydı, sağ sol çatışmalarıydı’ gibisinden masal gerekçeler gösterilirse de, sakın inanmayasın...
En sonunda baktılar ki, darbeyle marbeyle bu işlerin düzeleceği yok, son darbe ile yeni sağ modeline geçildi... Özelleştirmeler başladı...
Hükümetler, milletin ortak mülkiyetindeki işletmelerini, ucuz pahalı demeden sattıklarında satın alanlara dediler ki, ‘işçileri atmayacak; imalata devam edeceksiniz’...
Siz bu fabrikalardan birini satın alan olsaydınız, hükümetlerin bu şartlarına sonuna dek bağlı kalma aptallığını gösterir miydiniz...
TEKEL de böyle oldu... Zaten Ecevit zamanında tütün ekimi bitirilmiş, Amerikan tütünüyle dahilde sigara üretimine geçilmişti. Rakısıyla, yaprak tütünüyle, şarap ve ispirtosuyla, bağı ve bahçesiyle, evi ve kümesiyle TEKEL’in nesi var nesi yoksa, yerli yabancı demeksizin parayı bastırana satıldı.
Tütün işletmelerini ve depolarını alan adamlar, orada çalışan işçileri ne yapacaklar, kıçlarına mı sokacaklardı... Siz olsanız ne yapardınız...
Hükümetler de, sendikacılarla anlaşmaya vardılar. Emekliliği gelenler gittiler... Diğerlerine de, ‘Mekteplerde, tapularda, katib-i adliye binalarında iş bulabilirsek yerleştirelim, bulamıyanlara da senede on ay maaşlarını ödeyip, evlerine gönderelim, yan gelip yatsınlar’... denildi.
Sendikası, patronu ve işçisi ile hükümeti hep birlikte anlaştılar... Şimdiki vaveylanın kökeninde bu uzlaşma, bu anlaşma ve bu laik yeminleşme yer alıyor...
İşçilerin haklı olduğu yanlar pek çok... Amma neylersiniz ki, kapitalist mevzuat, Devlet işletmelerinde egemen TÜRK-İŞ eliyle sermayeden yana bu anlaşmayı işçilerin adına hukukileştirtmiş... Kısacası, kapitalizmde ‘emek’, sermaye tarafından olduğu, gibi kimi sendikalarca da meta olarak görülüyor ve yeri geldiğinde oyuncağa da dönüştürülüp meydanlara sürülebiliyor...
Çalışma Bakanımız, devletin TEKEL işçilerine sağladığı bu imkanların yarısına bile tav olacak binlerce insanın kapı önlerinde beklediklerini buyurdular...
İşte kapitalizm budur...
Haydi birkaç satırcık daha...
Karakteri bozuk gıda maddeleriyle üretilmiş çocuk mamalarının alım satım ve ithalatına yasak konulmuştu. Şimdi Ankara bu yasağı Mart sonuna kaydırdı....
Sermaye, piyasadaki mevcut GDO’lu stoklarını çöpe atarak zarara uğramasın...
Fax: (0212) 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT