1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Muş’ta “İslami Bir Neslin İnşasına Doğru” Paneli Gerçekleştirildi
Muş’ta “İslami Bir Neslin İnşasına Doğru” Paneli Gerçekleştirildi

Muş’ta “İslami Bir Neslin İnşasına Doğru” Paneli Gerçekleştirildi

Muş Öğretmenevi’nde “İslami Bir Neslin İnşasına Doğru” başlıklı bir panel gerçekleştirildi.

A+A-

Haksöz Haber

Muş’ta faaliyet gösteren Has-Der, Özgür-Der, İlim Yayma Cemiyeti ile Ensar Vakfı şubeleri veMuş İHH’nın birlikte organize ettiği “İslami Bir Neslin İnşasına Doğru” adlı panel, Muş Öğretmenevi’nde gerçekleştirildi.

Panelin moderatörü Zeliha Kartal, davetli konuşmacılar da Haksöz Dergisi yazarları Şefik Sevim ve Zehra Türkmen idi. İlyas Sayım’ın Kur’an-ı Kerim okuması ve ardından mealini vermesinden sonra, paneli gerçekleştiren kuruluşlar adına Muş İlim Yayma Cemiyeti 2. Başkanı Cahit Karaalp bir açılış konuşması yaptı. Ardından panele geçildi.

sefik_sevim.jpg

Panelde Şefik Sevim, modern hayatın en temelde dünyevileşme olduğunu ve dünyevileşmenin de birçok gayr-ı ahlakiliğin nedenini oluşturduğunu söyledi. Sevim, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyevileşmenin temel karakteristiği öte dünya fikrine kayıtsız kalmadır. Modern hayat popülizmi teşvik eder, o da esas itibariyle dünya hayatının bir tür ‘süslü’ gösterimidir. Süslü gösterim, akletme ameliyesinden soyutlanmış, heva-heves ürünüdür. Televole kültürü, putu bol spor anlayışı, star yaratma(!) hafifliği hep popüler kültüre dayanmaktadır.

Müslümanların hayatlarından takva ve azimet kavramlarının kalkması, onun yerine dünyevileşme istikametinde, mefsedete götürücü bir maslahatın yerleşmeye başlaması, bozulmanın yol haritası olmuştur. Bu bozulmanın en can yakıcı alanı da aile olmuştur. Batılılaşmanın getirdiği değişimlerden en fazla etkilenen müessesenin aile olduğu barizdir.

Avrupa Birliği süreciyle beraber, kültürel faaliyetler adı altında fonlarla desteklenen diziler, konserler hatta bazı alan çalışmaları ile ailede var olan fıtri kodlarımız çözülmeye çalışılmaktadır. Buna bağlı olarak kültürel emperyalizm tarafından 21. yüz yılda İslam dünyasında gerçekleştirilmek istenen değişim kadın üzerinden hayata geçirilmek istenmektedir.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de küreselleşme, iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, tüketim kültürü, bireyselleşme, değerlerde yozlaşma, aile kurumunu da etkilemektedir. Bu da bir sorun çözme mekanizması olması gereken ailenin, sorun üreten bir birime dönüşmesine neden olmaktadır. Kapitalizmin sağladığı ekonomik bağımsızlık hakkı ve imkânı, ailenin çözülmesini hızlandıran etkenlerin başında gelmektedir.

Modern hayat, ‘içinde yaşadığımız zaman’ı merkeze alan bir hayattır. Bu hayatta geçerli olan öncelikler, bencillik ve bireyselciliktir. Aynı zamanda modern hayat haz ve hıza ayarlı mekanik bir gerçekliğin işgali altındadır. Rol karmaşasının yaşandığı, özellikle kutsallarla sorunlu ve fakat kendi kutsallarını, ötekilerin yerine ikame eden bir hayattır modern hayat. Modern hayatta belirleyici olan içgüdülerdir. Meşru örf yoktur. Sahih bir gelenek yoktur. İncelikler ve öncelikler yoktur.

Modern teknolojik araç-gereçlerin yaygınlaşması, internetin artık her alanda kullanımı, yani her an herkesin her şeye ulaşması, hatta neredeyse herkesin her şeyi yaşıyor olması ailede ve toplumda mahremiyeti neredeyse öldürmüştür. Modern hayatın bir sonucu olarak gittikçe belirginleşen seküler ideolojik işleyiş, aileyi aşındırıcı bir zemini oluşturmada kararlı görünmektedir. Bu ideoloji kendi içerisinde yeni, kutsallardan arındırılmış bir yaşam tarzı, bir aile formu, ilişki ağı ve bir dil sunmaktadır.

Modernizm, çarpık kentleşmeyle beraber çarpık kişilikler üretmektedir. Modern hayatta tüketimin bir kültüre dönüşmesi ve ekonomik özgürlüğün sınırları zorlayan bir bozguna kapı aralaması, aile açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır. Kitle iletişim araçlarının; pop, haz ve tüketim merkezli kültürü, insan nesline yegâne ve kaçınılmaz bir yaşam tarzı olarak sunması başlı başına bir sorundur.

Modernizm evsizdir. Modernizm, çocukken insanın çöküşünü başlatıyor. Yoğun enformasyon ve iletişim ile insan yoğun bir yalnızlığa itiliyor. Düşünceler fülulaşıyor, yaşamlar karışıyor ve benzeşiyor. İnsan, insanın varoluş amacını unuttuğundan, oluşan boşluğu küresel ideoloji ve sekülerite dolduruyor. Kimliksizleşen insan yığınlar gibi gülüyor yığınlar gibi yaşıyor.

Kıblesi olmayan, hedefi bulunmayan, ruhunu, özünü, kaybetmiş, kendisine yabancılaşmış, tüketim kölesi, hazcı, maddeyi tanrılaştırmış bir modern insan ve bu şekilde yetişen milyonlarca çocuk...

Modern hayat, güven bunalımı sürecini başlatmış, ciddi bir kalite sorunu yaratmıştır. Kontrol dışı durumda olup bireyselleşen yığınlar, birbirlerine artık cazibe merkezleri değil, nerdeyse birbirlerinin nezdinde itici birer unsur olmaya başlamışlardır. Bu realite Müslüman aileyi mutlak anlamda etkilemektedir.

Ekonomik zorluklar, geçim sıkıntısı, fırsat eşitsizliği, plânsız ve çarpık şehirleşme, sosyal adaletsizlik ve iyice ayağa düşen TV kültürü, geleneksel Müslüman ailesini işlevsiz ve anlamsız hale getirdi. Türkiye'de köy ile kent kültürleri arasında yaşadığımız garip ve trajikomik çelişki, bugün hâlâ devam etmekte ve tele-vole ve pop-star kültürleriyle daha da kronik bir hale gelmektedir.

Özellikle modern hayatta tüketim kültürü, ailedeki nimete şükür bilincini, rızık ve kanaatkârlık duygularını daha fazla tüketmekte ve adeta yok etmektedir. Modern hayat hedonist bir kişilik meydana getirdiği için insanın zayıf olma hali ile ciddi bir fitne zeminine yol açabilecek kıskançlık hastalığını tetiklemektedir.

Modern hayat bireyselliği hedeflediği için örfsel sıcaklığı ve inceliği öldmekte ve doğal olarak da bu tarz, insan ilişkilerini mekanikleştirmektedir. Modern kültür rasyonel pozitivist bir gözle hayata baktığından sevgiyi, şefkati, merhameti anlamada zorlanmakta bu duygularla yetişmeyen çocuk ve yetişkinleri çocuk yuvalarına, huzur evlerine, kreşlere, gündüz bakım evlerine veya sokak çocukları üreterek daha vahim bir boyuta taşımaktadır.

Sosyal medya, seküler eğitim, AVM kültürü, Batılı tarz düğün formu, tesettürün ruhunun kaybolması, akıllı telefonlar, aşırı özgüven vs. gibi modern hayatın vazgeçilmezleri olan sosyal ve psikolojik unsurlar, aile kurumunu buharlaştıran temel saiklerin başında gelmektedirler.

En günahkâr hayat olma haliyle modern hayatın değerleri buharlaştırdığı günümüzde ailede merkezde tutulması gereken değerler olmalı, bu değerler yeri geldiğinde ortak teselli, ortak mürebbi ve ortak hakem olmalıdır. Modernizme karşı model Müslüman aile şu temel alan ve hassasiyetlerde bir disiplin oluşturmakla ancak direnebilir:

Teknolojik aygıtların ve internet kullanımının kontrolü. Aile bireylerini hayatın içinde yetiştirmek.Mahremiyet korumak. Ailede düzen fikrinin gelenekleştirilmesi. Hikmetli istişari mekanizma. Din eğitiminin hayat içerisinde verilmesi. Sosyal çevrenin İslamileştirilmesi. Aile fertlerinin birbirlerini gerçek anlamda tanıma çabası içinde olmaları.”.

zehra_turkmen.jpg

Şefik Sevim’den sonra diğer konuşmacı Zehra Türkmen, konuşmasına Suriye’de Esed zulmüne karşı 6 yıldır direnen Suriye’deki direnişi selamlayarak başladı. Söz konusu ifadelerin ardından Türkmen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Günümüzde modernleşmenin biçimlendirdiği hayat şartları bireyi de, toplum hayatını ve aileyi de etkilemekte, değiştirmektedir. Ekonomik faktörler daha fazla ön plana çıkmış, evlilikler el yordamıyla oluşturulur hale gelmiştir. Takvadan çok ekonomik güç veya geçici güzellikler gibi öğretilmiş faktörler ve beğeniler ön plana geçmiştir. Dolayısıyla da çocuk eğitimi, çocuğun veya gencin yetişmesi de böyle bir ailede, sağlıklı olamayabiliyor.

Müslüman anne ve baba için çocuklarının ilk eğitiminin kendi sorumluluklarında olduğu Kur’an’a göre açık bir durumdur. Rabbimiz, Tahrim Suresi’nde de hem kendimizi hem çoluk çocuğumuzu cehennem ateşinden korumamızı istemektedir.

Kur’an gençlerin eğitimine önem vermektedir. Bunu, gençliğinden söz edilen Hz. Yusuf, Hz. İbrahim vs. peygamberlerin kıssalarından anlıyoruz. Hele hele müşrik babasına ‘Babacağım!’ diye hitap eden Hz. İbrahim, gençlere ne güzel örnektir! Kuran’da anne babaya öf dememek ve yaşlandıklarında onlara merhamet ve güzel muamele ile davranmak gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri Müslümanlar resmi ideolojiye karşı hep direnmişler ve her dönemde Müslümanların alternatif eğitim çabası içinde olmuşlardır.”.

Panel katılımcıların sorduğu sorulara verilen cevaplar ve imza standında, konuşmacıların kitaplarını imzalamalarının ardından son buldu.

salon-002.jpg

HABERE YORUM KAT

3 Yorum