1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Muş’ta “15 Temmuz ve Muş” Konulu Panel
Muş’ta “15 Temmuz ve Muş” Konulu Panel

Muş’ta “15 Temmuz ve Muş” Konulu Panel

​​​​​​​15 Temmuz Darbe Girişimi’nin püskürtülmesinin yıldönümünde, Muş Alparslan Üniversitesi öncülüğünde “15 Temmuz ve Muş” paneli düzenlendi.

A+A-

Devlet erkânı ve Muş halkının ilgiyle izlediği program Kur’an kıraatinin ardından panele geçildi.

“Tüm darbeler özünde aynıdır ve darbelerin bir geleneği söz konusudur.”

Öğretim Görevlisi Erdal Eker, “Bizi, sonu gelmez badirelere ve derin bir kaosa sürükleyecek darbeden kurtardığı için Allah’a hamd ediyor, Allah yolunda canını seve seve veren fedakârlığın zirvesi şehitlerimizi de rahmetle anıyorum.” diyerek başladığı konuşmasında özetle şunları söyledi: “Şimdiye kadar her darbe laik cumhuriyeti korumak, barışı sağlamak ve insan haklarını egemen kılmak gibi iddialarla yapılmış ve egemenlik birkaç yıl sonra da gelecek darbeye kadar sivil iktidarlara devredilmiştir. Tüm darbeler ABD icazetli NATO bürolarında hazırlanarak, ne yazık ki çoğu zaman emir komuta zinciriyle gerçekleştirilmiştir.

15 Temmuz’da ilk tepki İslami kazanımlarını gâvura terk etmek istemeyip şehadet bilinci ile hareket eden İslami kesimden gelmiş ve sonrasında ‘Eğer lider taşın arkasına gizlenirse millet ve ordu dağın arkasına gizlenir.’ diyen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı meydanlara davet etmesiyle milyonlar sokağa dökülmüş ve darbe girişimi engellenmiştir.

Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet olan bu yapıya karşı hepimiz uyanık olmalıyız. Çünkü bu yapı dindar görüntüsüne rağmen ilk günden beri güçlenme adına her türlü gayri ahlaki yola başvurmuştur.28 şubat süreci öncesinde ve o günlerde de resmi ideoloji Tüm anti-demokratik söylem ve eylemleri ile devletin merkezini dindarlardan arındırmak, saf Kemalist ve laik bir kurum profili yaratmak için özellikle askeriye ve yargıda katı bir tutum belirlemişti. Sözgelimi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olan emekli Tuğgeneral General Adnan Tanrıverdi, dindar kimliği ve bu kimliğe sadakati nedeniyle 1996’da kadrosuzluktan emekliye sevk edilmiştir. Ordudan irtica vesilesiyle atılan subaylar o yaşam tarzına itiraz edenlerdi. Gülen, o dönemde takiyye yaparak “Amaca götüren her yol mubahtır.” anlayışıyla ve fetvalarla mensuplarını ordu içinde tutmuştur.

Daha önce Ergenekon davasının sulandırılması olayında yaşadığımız gibi herkesin FETÖ torbasına konulmamasına da azami dikkat edilmelidir. Yeni dönemin en ayırt edici vasfı adalet olmalıdır.

Bugün artık açık bir şekilde görüldüğü gibi Batının ülkemiz üzerinde derin hesapları vardır. Çünkü seküler Batı ile İslam dünyası arasında inanca dayalı bir vadi; kavmî ve ırkî kimliklerin dışında akideye dayalı bir kimlik ayrımı oluşmuştur. Bizler bu topraklarda kimliğimizin gerektirdiği adalet zemininde tüm insanların yaşayabileceği ve sivil iktidarların ancak seçimle gelip gidebileceği bir gelecek tasavvur etmeliyiz. Kodlarımızı da başta Asrı Saadet olmak üzere İslam medeniyetinin engin ufkundan almalıyız. İslami fikriyata sahip, ümmet bilincini kuşanmış bir gençliğin yetişmesi için emek harcamalıyız.”

İkinci panelist öğretim elemanı Cahit Karaalp, 15 Temmuz gecesinde ve sonrasındaki milli irade nöbetlerinde Muş’ta yaşananları anlattı. Gerek Muş valiliği ve belediyesinin gerekse Üniversite’nin ve Muş halkının daha Cumhurbaşkanı “Sokağa çıkın!” çağrısında bulunmadan önce büyük bir duyarlılık örneği sergileyerek darbeye karşı tavır aldığını, Muş Sivil Toplum Örgütlerinin (STK) de milli irade nöbetlerinde önemli bir rol üstlendiğini belirtti.

mus-20170715-01.jpg

mus-20170715-02.jpg

mus-20170715-03.jpg

HABERE YORUM KAT

1 Yorum