1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Müslümanlar “özgür” ise, bu “baskı” neyin nesi?
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslümanlar “özgür” ise, bu “baskı” neyin nesi?

A+A-

Her zaman, ne deriz?.. “Türkiye, halkının yüzde 99’u Müslüman olan bir ülke” deriz, değil mi?.. Peki, “halkının yüzde 99’u Müslüman” olan bir ülkede, “İslâm düşmanlığı” yapılır mı?.. Maalesef, yapılıyor... Çünkü, bu ülkede “Müslüman” olan insanlar sürekli susturulmuş, sürekli pıstırılmış, sürekli baskı altında tutulmuş ve neredeyse “Müslümanım”

demekten korkar hale getirilmiştir!.. Bu durum; “Allah” demesi istenen “Milli Şef İsmet İnönü”nün bir seçim meydanında “Allahaısmarladık” demesinden bu yana devam etmektedir... Evet; Türkiye’de, “Allah” dememekte inat ve ısrar eden, “niye”sini soranlara da “Allahaısmarladık dedik ya!” cevabını veren bir zihniyet hakimdir... Bu zihniyet, maalesef, Türkiye’nin bütün “kurum” ve “kuruluşlar”ına “egemen”dir!.. O kadar egemendir ki; hem “ceberrut uygulamalar”a lâf söyletmezler, hem de “Müslümanlık sizin tekelinizde mi?.. Biz de Müslümanız!” savunmasına geçerler!..

“Müslümanlık”larını savunurken de, “delil” gösterdikleri tek şey, “mezar taşları”dır!.. Evet; “Müslüman” olan “dede”leridir, “nine”leridir, “teyze” veya “hala”larıdır!..

Ama, hepsi de “mezarda”dır!.. Buna rağmen, onlara sığınırlar ve utanmadan “Dedem hocaydı, ninem hacıydı, teyzem hafızdı, halam başörtülüydü” derler!..

İyi de, “sen kimsin” birader?..

“Sen nesin?”

“Sen nasıl Müslümansın?”

Ya da;

“Sen hangi dindensin?”

Öyle ya;

“Müslüman” isen, niye “İslâm’la savaş” halindesin?..

Müslüman isen, niye “başörtüsüne düşman”sın?.. Müslüman isen, niye “namaz kılan öğrenciler”i gammazlamaya çalışıyorsun?.. Müslüman isen, bu ülke insanının “inanç ve değerleri” ile niye kıyasıya mücadele halindesin?..

“Hac”la, “Zekât”la problemin ne?..

“Namaz”dan, “Oruç”tan ne istiyorsun?..

“Kur’an”la ve “Kurban”la niye savaşıyorsun?..

“Başörtüsü”nün niye aleyhindesin?..

Madem “Müslüman”sın;

Bırak da, bu milletin Müslüman fertleri “inanç”larını yaşasın, “Hac”larını eda etsinler, “namaz”larını kılsın, “oruç”larını tutsunlar!..

ALİ BABACAN HAKLIDIR!

Hayır!.. Bir yandan, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın sözlerine karşı çıkar, bir yandan da “Müslümanlara zulüm” uygularsın.

Malûm;

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Avrupa Parlamentosu’nun önünde 28 Mayıs günü yaptığı konuşmasında, Türkiye’de yaşayan Müslüman çoğunluğun dinini yaşayamadığından yakınmıştı...

Şöyle demişti:

“Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dinî özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor.”

Evet; bir yandan Ali Babacan’ı linç etmeye kalkar, bir yandan da; “Ali Babacan’ı doğrulayan” haberleri peş peşe yayınlarsınız!..

Peki, siz “nesiniz” kuzum?..

Siz, “hangi dinden”siniz?..

PAPAZ VE KARGA’NIN HİKÂYESİ

İşte şimdi, “papaz” ile “karga”nın hikâyesi geliverdi aklıma... Hikâyeyi anlatayım da, kartelciler “hangi dinden” olduklarına karar versinler!..

Efendim;

Bir “kilise”ye karga dadanmış... Hiç aksatmadan, hemen her gün geliyor ve “kilisenin haçı”na pisliyor!..

Papaz, çaresiz... “Kışt” dese olmuyor, “taş atsa” olmuyor!.. Karga; sürekli gelmekte, “kilisenin haçı”na sürekli konmakta ve üzerine pislemekte!..

Papaz, neredeyse kafayı yiyecek!..

En sonunda, akıl veriyor biri:

“Haç’ın dibine peynir kalıbı koy!.. Yanına da bir kâse rakı!.. Karga peyniri yer, sonra da su zannederek rakıyı içer!.. Eh; rakıyı içince de sarhoş olup uçamayacağı için, gider yakalarsın!”

Ertesi gün, denileni aynen yapmış papaz efendi...

Gerçekten de; “peynir”i yiyen karga, “su” zannedip, yanındaki kâseden de bol bol “rakı” içmiş!..

Tabiî, yalpalamaya başlamış...

Uçmak istiyor, ama uçamıyor!..

Papaz efendi; gitmiş, yakalamış kargayı!..

Sonra da söylenmiş;

“Söyle be karga; sen nesin?..

Hıristiyan olsan, kilisenin haçına pislemezsin!..

Müslüman olsan, rakı içmezsin!..

Söyle, nesin sen?”

Papaz efendi haklı...

Karga, eğer “Müslüman” olsa haram diye “rakı” içmez!.. “Hıristiyan” olsa, gidip de “Haç”ın üzerine pislemez!..

Peki, aynı papaz, “karga”ya sorduğu soruyu, “kartel medyası”na sorsaydı, acaba nasıl cevap alırdı?.

Kartelin yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine bakar bakar ve herhalde şöyle derdi;

“Söyle be kartel,

Sen ne biçim Müslümansın?”

Çünkü, “Biz de Müslümanız!.. Müslümanlığın en iyi yaşandığı ülke Türkiye’dir” diyen “kartel”in ilk ve tek hedefi “İslâm’ı yıkmak” ve “Müslümanları pasifize etmek”tir!.. O halde, “Bu ne biçim Müslümanlık”tır?..

“Kartel”in, meselâ “Hıristiyan”larla bir problemi yoktur!.. Hele “Musevi”lerle hiç problemi yoktur!..

“Müslüman futbolcu”nun meselâ “Cuma namazı” kılması veya “oruç tutması” adeta bir “suç” olarak gösterilir ve takımın yöneticileri üzerinde “kartel baskısı” kurulur da; “Hıristiyan Futbolcu"nun "Noel Tatili"ni kutlamak için ülkesine gitmesine izin verilmesini veya "Musevi futbolcu"nun "Hanuka Bayramı"nı rahat kutlaması için tedbirler alınmasını, "jest ve hoşgörü" olarak sunar!..

NAMAZ KILMAK BİR SUÇ MU?

Lâfı uzatmadan söyleyelim;

Türkiye'deki "karteloz"ların, "ilk ve tek düşman"ları "İslâm"dır, tek hedefleri dinlerini yaşamaya çalışan "Müslüman"lardır!..

İşte bunun en son ve en canlı örneği...

Önceki günkü kartel televizyonları ve dünkü kartel gazetelerinde şöyle bir haber vardı:

"Lise damında öğle namazı!"

Sanmayın ki, "haber" veriyorlar!..

Hayır, "hedef" gösteriyorlar!..

Kime?..

Elbette, "Milli Eğitim Bakanlığı"na!..

Peki, "lisede namaz" kılmak, bir "suç" mu?..

Evet; "içki" içmek, "kumar" oynamak veya "uyuşturucu" kullanmak gibi bir "suç" mu işlemişlerdir ki, bu çocuklar "hedef" gösteriliyor?..

Haberi, aynen şöyle verdiler:

"Adana'da Fatih Terim Lisesi'nin bazı öğrencileri, dün okul damında saf tutup öğle namazı kılarken fotoğraflandı... İkili eğitim verilen 14 derslikli lisede, öğrencilerin büyük çoğunluğu dün saat 12.30'da ders zilinin çalmasıyla sınıflara girdi. Ancak bir grup öğrenci damda seccadelerini serip namaz için saf tuttu... İl Milli Eğitim Müdürü Abdulgafur Büyükfırat, "Bu nasıl iş? Ben konuyla ilgileneceğim" dedi."

MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ DEMELİYDİ Kİ!

Öncelikle Adana’nın "İl Milli Eğitim Müdürü"ne bir çift sözüm var!..

"Hıyarım var" diyenin peşinden "tuzluğu" kapıp da koşan Abdulgafur Büyükfırat, nasıl bir "müdür"dür ki, daha "ders saatleri"nin ne zaman olduğunu, "teneffüs"ün ne zaman başladığını bilmiyor!..

Evet, ders zili "12.30"da çalıyor ve güya öğrenciler "namaz"a gidiyor ama, "Adana'da öğle namazı"nın saati 12.30 değil ki!..

Adana'da namaz saati 12.45!..

Peki, "namaz" kılacak kadar şuurlu olan bu çocuklar, 12.45'te kılmaları gereken bir namazı 12.30'da nasıl kılarlar?!?

Şu hâle bakın;

Kartel medyası, "namaz vakti girmeden" namaz kıldırıyor, Milli Eğitim Müdürü de, "ilgileneceğim" diyor!..

Demiyor ki;

"Öğle ezanı saat 12.45'te okunuyor!.. Bu çocuklar, namazlarını 12.30'da kılmış olamazlar!.. Kılsalar kılsalar, 13.10'da biten dersten sonra kılmış olabilirler!..

Dersten  sonra, teneffüs arasında kıldıkları bir namaza da; hiç kimse hiçbir şey diyemez!..

Çünkü efendim;

Elimizde, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 13 Aralık 1977 tarihli, 10370 sayılı genelgesi var...

Sayın Nahit Menteşe'nin Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde, Müsteşar Abdurrahman Demirtaş imzasıyla valiliklere gönderilen genelgede deniliyor ki;

"Bazı öğrenci velileri Bakanlığımıza zaman zaman yaptıkları müracaatlarında ibadet etmek isteyen çocukları için okul müdürlüklerince gereken kolaylıkların gösterilmesini talep etmektedirler.

Bilindiği gibi; din ve vicdan hürriyeti Anayasamızın 19. maddesi ile teminat altına alınmıştır. Bu itibarla bakanlığımıza bağlı okullarda ders saatleri dışında ibadetlerini yerine getirmek isteyen öğrencilere okul idarelerince mümkün olan kolaylıkların gösterilmesi gerekmektedir.

Bilgi ve gereğini rica ederim."

Elimizde böyle bir genelge varken, namaz kılan çocuklara suçlu muamelesi yapamayız!..

Eğer ortada bir suçlu varsa, o da bizleriz...

Yani, okul idarecileri!..

Çünkü, genelgede de görüldüğü gibi;

Okul idarecileri namaz kılmak isteyen çocuklara kolaylık göstermek mecburiyetindedir.

Oysa biz; onlara yer göstermiyoruz... Onlar da, namazlarını bodrumlarda ve damlarda kılmak zorunda kalıyorlar. Çocuklar damda namaz kıldıkları için suçlu değildir!.. Suçlu olan, onlara yer göstermeyen bizleriz!"

Abdulgafur Akfırat bey, böyle konuşmak ve "kendilerini suçlamak" yerine, kalkmış "öğrenci"lere çamur atıyor!..

Efendiii, efendiii;

"Hıyarım var" diyenlerin peşinden "tuzluğu" kapıp da koşmaya başlamadan önce, "Milli Eğitim Bakanlığı’nın Genelgesi"ne bir bak ve onun gereğini yap!..

Çünkü o genelge, hâlâ yürürlükte!..

KARTELOZLAR DÜRÜST OLSUN!

Hemen söyleyeyim;

"Milli Eğitim Müdürü"ne söylediklerim, "karteloz"lar için de aynen geçerlidir!..

Yani;

"Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!"

Kartelozlar; bir yandan "İslâm'ın en iyi yaşandığı ülke Türkiye" yalanını savurup, bir yandan da "namaz kılan öğrenci avı"na çıkmaya devam ettiği sürece, bu soruyu hep soracağız;

"Kartel hangi dinden?"

Ya da;

"Siz, nasıl Müslümansınız?"

Ali Babacan, yerden göğe kadar haklıdır...

Son örnekte de görüldüğü gibi; bu ülkenin Müslüman insanları, gerçekten de "özgürce" dinini yaşayamamakta, öğrenciler "dam veya bodrum"larda namaz kılmak zorunda kalmakta, "örtü"lerini özgürce bağlayamamaktadır!..

Ve daha nice baskı, nice dayatma!..

Söyleyin Allah aşkına;

"Halkı Müslüman bir ülke"de; öğrenciler, sırf "namaz" kıldıkları için "hedef" gösteriliyor ise; "Müslüman'a baskı" için daha başka delil aramaya gerek var mı?..

Sözün özü; "Baskı" gerçek!.. "Özgürlük" hikâye!..

Var mı aksini iddia eden?!?..

 

Kendi düşen ağlamaz!

CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın, Vali M.Ali Serindağ ile yaptığı “44 dakika 6 saniye”lik “siyasi” görüşmesi konusunda, Savcı, dün muhabirimiz Aslan Değirmenci’nin “bilgi”sine başvurdu...

Aslan Değirmenci; Savcı’ya dedi ki;

“Biz dinlemedik!.. Sayın Önder Sav, telefonunu açık unutarak, kendilerini dinlememizi sağladı!”

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, gazetelere yaptığı açıklamada diyor ki; “Saat 10.00’da Vali geliyor... Saat 10.03’te Vakit muhabiri arıyor!.. Bu, bir tesadüf mü?”

Bay Baykal; “ortada kuyu var, yandan geç” misali, “Vali’nin CHP’de ne işinin olduğu” konusunu özellikle es geçiyor!..

Ama, yine de söyleyeyim: Önder Sav, eğer “Vakit’in sorusu”na o an cevap verseydi ya da “telefonunu açık unutmasa” idi; ne “Vali”den haberimiz olurdu, ne de “etik olmayan görüşme”den!..

Bay Baykal da bilir ki;

“Kendi düşen ağlamaz!”

Vakit gazetesi

YAZIYA YORUM KAT