Müslümanlar mı fanatik, ’Obama bin Laden’ diyenler mi?

03.09.2010 03:11

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

Kapitalist emperyalizmin, komünist emperyalizmi bertaraf etmesinden sonra, yeni bir ’Soğuk Savaş’a duyulan ihtiyaca göre, yeni bir düşman odağı oluşturulması gerekiyordu..

Dünyayı son yıllarda, derinden derine meşgul eden konu, İslam etrafında, emperyalist- şeytanî güç odaklarında oluşturulan bir düşmanlık ve korkudur.. Anti-islamizm ve İslamofobia..

Düşmanlık ve korku..

İlk planda, birbirine yakın konular gibi gözükebilir, ama, çok farklı.. Çünkü, ’Anti-İslamizm / İslam karşıtlığı’,  bir hastalık değildir, bir düşmanlık halidir..

Düşmanlık, insan hayatında istenmese bile,  kaçınılmaz bir hayat gerçeğidir.. Düşmanı olmayan, hattâ hiçbir şey olamamıştır..

Düşmanlıkta da direniş, mücadele ve savaşların yığınla şekli vardır..

Mücadelede ve savaşta da, yengi/ zafer vardır, yenilgi vardır..

Zafer kazanmak tek başına bir haklılığın ve yenilgi de, haksızlığın delili değildir..

Nitekim, Resul-i Ekrem (S) de, mutlak haklılığın en billûrlaşmış örneği olmasına rağmen, Uhud Gazvesi’nde yenik düşmüştük..

’Kitabullah’da,  ’zafer ve yenilgi günlerinin insanlar arasında dolaştırılıp durulduğunu’ bildirilir.. Ama, bütün mes’ele, her iki halde de, zafer ve yenilgi halinde de, daima haklı olabilmektir, haklı olduğuna inanabilmektir.. Hele de, yenilgi durumunda bile..

Biz müslümanlar,  ’anti-islamizm/ İslam karşıtlığı’  cereyanlarından korkmamalıyız..

Çünkü, müslümanlar olarak, İslam’a ve müslümanlara karşı ve düşman olanların bulunmasını daç tabiî sayar ve ondan korkmayız ve savaşı da istemeyiz; ama, geldiği zaman, ondan kaçınmayız da..

*

Bugün sadece müslümanların değil, bütün dünyanın temel mes’elelerinden birisi, ’İslamofobia/ İslam korkusu’dur.. Biz saldırgan olanlar dışındakileri korkutmak gibi bir hedef takib edemeyiz, insanlara ve Allah’ın bütün yarattıklarına, merhametle, sevgi ile, adâletle yaklaşmak zorundayız.. Amma, bizden ve inancımızdan boş korkulara, paranoya’lara kapılanlar karşısında, onların bu korkularının yersizliğini mülayemetle anlatmaktan ve iyi örnek oluşturmak dikkati içinde davranmaktan başka ne yapabiliriz?

Korku, bir hastalık halidir.. Psikiatrinin ilgi alanına girer.. Ve tedavisi de çok çetindir.. Hele de,  ’Soğuk Savaş’  stratejilerinin sürdürülebilmesi için gerekli görüldüğü için, bu korku, emperyalist ve şeytanî güç odaklarınca, daha bir yaygınlaştırılmak istenmektedir.. (Gerçi, emperyalist güç odakları, Amerika öncülüğünde, müslüman coğrafyalara karşı Filistin, Irak ve Afganistan başta olmak üzere, ’Sıcak Savaş’ sürmektedir;  ama, ’Soğuk Savaş’ın en etki alanının genişliği ve yaygınlığı açısından, bu savaşa daha bir ağırlık verilmektedir..) 

Evet, ’kapitalist- materyalist’ dünyada giderek yükselmekte olan bir ’İslam korkusu’, dalga dalga, bütün dünyaya yayılmaya çalışılıyor.. Emperyalist-şeytanî güçlerin elindeki kitle iletişim araçları, medya kuruluşları, her insan toplumunda olan ve olabilecek küçücük hadiseleri ve mes’eleleri bile, sadece müslüman toplumlarında oluyormuş gibi, hattâ pireyi deve yaparcasına, hergün, İslam ve müslümanlar aleyhinde bir hava oluşturacak şekilde, sürekli gündemde tutuyorlar..

Hattâ, o kadar ki, Amerikan emperyalizminin içinde bulunduğu buhrandan kurtarmak için, 1,5 senelik başkanlık dönemindeki uygulamalarla başarılı olabileceği umudunu veremeyen Barack Hussein Obama’yı bile, ’müslüman olmak’la suçlamak çılgınlığına başvuruluyor..

Obama, kendisini bir hristiyan olarak yetiştiren annesine ve anne-annesine şükranlarını bildirdiği halde, Kenya’daki aile köklerinin ve babası ile kardeşlerinin müslüman olmasına bakarak, Amerikan halkının küçümsenmiyecek bir bölümü, her 5 Amerikalıdan birisi, (yani, 300 milyon Amerikalı’dan 60 milyonu), Obama’nın müslüman olduğuna inanıyormuş, kamuoyu yoklamalarına göre..

Beyaz Saray karşısında, onbinlerce kişinin katılımıyla 28 Ağustos Cumartesi günü yapılan gösteride, ’Usâme bin Laden’i çağrıştıracak şekilde, kocaman  harflerle, ’Obama bin Laden’ yazılı pankartlar taşınıyordu..

Bu açıklamalar karşısında Beyaz Saray’dan resmen bir açıklama yapılıyor ve ’Başkan Obama bir hristiyandır ve kiliselerdeki  âyinlere devamlı olarak katılmaktadır..’ deniliyordu.. Ortaçağda, insanların inançlarını kontrol eden, kalblerini teftiş etmeye yeltenen o korkunç Engizisyon uygulamalarının çağdaş versiyonuyla yeniden karşılaşıyordu, dünya..

Bu açıklamaya rağmen, yapılan kamuoyu yoklamalarından, bu kanaatte bir azalma olmadığı anlaşılıyor.. Bunun içindir ki, Obama da, NBC televizyonundaki bir programda 30 Ağustos yaptığı açıklamasında, hristiyan olduğunu tekrarlıyor ve kendisinin Amerika’da doğmadığı gibi söylentileri de hatırlatıyor ve bu söylentilerin iz’ini sürmeye kalkması durumunda başka bir şeyle uğraşamayacağını, ve 'müslüman olarak görülmekten de endişe duymadığını, Amerikan halkının kapasitesinin, inancıyla ilgili bu saçmalıkların arkasındakini görecek seviyede olduğunu’  söylüyordu..

Obama ayrıca, Amerika’da başkan olabilmek için B. Amerika’da doğmuş olmak şartından hareketle, kendisinin Amerika’da doğmadığına dair dedikodular yayıldığını, ’doğum sertifikasını alnına yapıştırıp gezemeyeceğini’  belirtmek gereğini duyuyor ve doğum yeri ve inancı ile ilgili düşünce karışıklığından kasıdlı olarak yanlış bilgi veren bir şebekenin sorumlu olduğunu’ da belirtiyordu..

Bu arada, Amerika’daki câmi tartışmaları da bir ayrı facia...

’Rasist’ler (sağcılar) denilen ve giderek, daha bir yabancı düşmanlığına yelken açan kitleler, New York’da,  11 Eylûl 2001 Saldırıları’nda yıkılan ’İkiz Kuleler’in bulunduğu yerin yakındaki bir özel mülkiyet üzerinde yapılmak istenen bir Câmi ve Islamic Center / İslamî Merkez dolayısiyle, tahrik edilen fanatik kitleler, bu merkezin yapılmasına kesinlikle müsaade edilmemesi gerektiğini, çünkü bu Câmi ve İslamî Merkezin, tam da ’İkiz Kuleler’in yapıldığı yerde yapılmak istenmesiyle, ’İslam’ın Batı’yı fethetmekte olduğunun sembolünün yükseltileceğini ileri sürmekteler..

*

Bu taassubun, bu yobazlığın hortlamasında, âdeta Amerikan toplumuna nanik yapmak istercesine, o câmi ve merkezin tam da o mekanda yapılmak istenmesinin dikkatsizliğinin payını da unutmamak gerek..

Çağdaş insanın, modern insanın sergilediği şu fikrî- ideolojik ve itiqadî sefalete acımamak elde mi?

İlginçtir ki, emperyalist dünyanın kamuoyunu oluşturan bir İslam aleyhdarlığı, İslam karşıtlığına dönüştüğü  bütün kapitalist dünyada, giderek hristiyanî- dinî motiflere sarılarak, İslam düşmanlığı yapılıyor..

Bu, onların hristiyan olduklarından değil, toplumlarıyla bağ kurabilmek ve ideolojilerinin halk tabanındaki dayanaklarını bulabilmek için olmalı..

Elbette, öyle hassas bir mekanın seçilmemesi için de gereken dikkat ve hassasiyet gösterilmeliydi.. Ama, emperyalist dünyanın kamuoyunda, bir-iki istisnaî örnekten hareketle, ’müslüman coğrafyalarında başka dinlerin mâbedlerine yer verilmediği’  kanaati hâkim.. Halbuki, İstanbul’a, Kahire’ye, Bağdad’a, Şam’a, Tahran ve Isfahan’a, Lahor’a kadar nice müslüman coğrafyalarında, şehirlerin en mutenâ yerlerinde kiliselerin asırlardan beri varlığı bir gerçektir..

Bu arada belirtelim ki, fetih anlayışına bugün, birçok müslüman da,  memleketler ele geçirmek mânasında yaklaşmaktadır, yazık ki.. Halbuki, İslam açısından, asıl fetih, kalblerin fethidir, ülkelerin değil..  Ve, sırf memleketler ele geçirmek için savaşmak, İslam’da merduddur.. Çünkü, müslümanın hedefi, yeryüzünü yakıp yıkmak, kendisi gibi olmayan insanları ve  toplumları ezmek, kan dökmek değil, insanları Allah’ın diniyle, ezelî ve ebedî Hakikat’i tanımaları için,  İlâ’y-ı Kelimetullah (Allah’ın dininin hâkim olması) dâvasının gereklerini yerine getirmektir.. Ve bunun için de savaş asıl değildir.. İslam’da, aslolan, barıştır ve ancak saldırı olduğunda, savaşılır..

*Emperyalistlerin‚ ’İslam korkusu’nu bütün dünyaya yaymaya çalışma taktiği geri tepebilir.

Bu sefil tablo, yazık ki, nicelerinin modern diye imrendiği dünyada sergileniyor..

Avrupa ise, bu konularda, Amerika’dan da katı..

Nitekim, son yıllarda Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika, İtalya, Almanya, Avusturya, İsviçre, Danimarka, İsveç gibi Batı avrupa ülkelerinde görülen ve İslam ve müslümanların sözkonusu olduğunda akıl almaz bir takım tavır ve tepkilerin, reaksiyonların sergilendiği ülkelere bakılınca,  Avrupa ülkelerinin B. Amerika’dan hiç de geride olmadıklarını gösteriyor..

Bunu, onların minare ve örtünme konusundaki anlayışsızlarında çok net olarak görmek mümkün.. Geçen hafta, İngiltere-Blackfort’da da bin kadar ’sağcı’nın, müslümanlar aleyhinde‚ ’Ülkemizi bize geri verin!..’ ve ’Yeterince câmi var!..’ diye gösteriler yapması, durumu özetlemeye yeter..

Hollanda’lı, Wilders isimli ve de İslam karşıtlığından başka hiç bir sermayesi olmayan ’sağcı’ politikacının, hiç bir gücü yokken, son birkaç yıllık tahrikçi siyasetiyle Hollanda’da en büyük partilerden birisi konumuna gelmesi de bunun en ilginç delillerinden..

İsviçre’de minare yapımına yasak getirilmesi konusunda geçen sonbaharda yapılan referandumda halkın (Evet) demesinden sonra, benzer cereyanların Fransa, İtalya ve Almanya’da da gündeme daha güçlü olarak gelmesi, tehlikenin giderek büyümekte olduğunu gösteriyor.. Hattâ, Fransa ve Almanya’da yapılan seçimlerde, İsviçre’deki referandumda afişlerinin aynen kullanılması, minarelerin füze şeklinde ve örtülü hanımların da, örtülerinin arkasından kin ve nefretle baktıklarını gösteren resimlerle toplumlara verilmek istenen mesaj daha iyi anlaşılıyor..

*

Almanya'da yaşayan müslümanları, alman toplumuna uyum sağlayamayan, manavlık ve çöpçülük gibi hizmet sektörlerinden başka yerlerde bir işe yaramayan, zekâ seviyeleri  ve davranış tarzlarıyla asosyal kitleler olarak niteleyen Berlin eyaletinin Maliye eski Bakanı ve hâlen de Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Thilo Sarrazin’in, son olarak, ’Almanya Kendini Yok ediyor..’  isimli bir kitabıyla yeniden gündeme oturması, bu tartışmaları daha da kızıştıracağa benzemekte..

Gerçi, Adolf Hitler dönemindeki yahudi ayırımcılığından ağızları yanan resmî ve siyasî çevrelerde Sarrazin epeyce bir tepki almış bulunuyor ve Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyeliğinden atılması isteniyor ve mensub olduğu Sosyal Demokrat Parti (SPD) de kendisini üyelikten atmaya hazırlanıyor.. Almanya Merkez Bankası'nın sözcüsü ise, Sarrazin'in söylemlerinin kendi şahsî düşünceleri olduğunu belirterek, bunların bankadaki görevi ile bir ilgisi olmadığını ifade etmekte..

Berlin eyaletinin hükümet sözcüsü Richard Meng ise, Sarrazin'in söylemlerinin gittikçe kötüleştiğini ifade ederek, kendini beğenmiş bir insan gibi aptalca açıklamalarda bulunduğunu ve siyasi terbiye sınırlarını aştığını söylemekte..

Ama, Sarrazin’in yalnız olmadığı ve ’sağcı’ diye nitelenen neo-nazist gruplar arasındaki tarafdarlarının artmakta olduğu da kabul ediliyor.. Çünkü, o, gittikçe artan göçmenlerin masraflarını nasıl karşılayacaklarını düşündüğünü ve bu harcamaların, alman halkının cebinden çıkan vergilerle karşılandığını söylemekte..

İlginçtir ki, Sarrazin’in sözleri genelde, sadece türkler aleyhindeymiş gibi gündeme getiriliyor, TC. medyasında.. Halbuki, Sarrazin, ’Die Welt’  ve ’Berliner Morgenpost’ gazetelerinde yayımlanan röportajında, her halk grubunun farklı genlere sahip olduğunu tekrarlarken, "Kitabımda türkler ya da arablardan söz etmiyorum, Müslüman göçmenlerden söz ediyorum. Bunlar Avrupa'nın her yanında diğer halk gruplarına göre topluma çok daha kötü uyum sağlıyor. Bunun nedenleri etnik değil, daha çok İslam kültüründen kaynaklanıyor... (…) Bu insanlar daha hızlı bir şekilde çoğaldığı için de, bu halk grubu zaman içinde toplumda bir dengesizlik yaratıyor, aptallar fazlalaşıyor..’  diyerek, düşmanlığını sınır tanımaz boyutlara vardırıyor..

Sarrazin, Adolf Hitler'in ’Mein Kampf’ (Kavgam) adlı kitabında benzer görüşlerin yer aldığının hatırlatılmasına karşılık olarak da, ırkçı olmadığını, kendi kökeninde Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden insanların bulunduğunu kaydetmekte.. Hattâ, etnik kökeninde Müslüman bulunup bulunmadığı sorusuna karşılık Sarrazin, "Soyadım Güney Fransa'da çok sık duyulur. Orta Çağ'da 'Sarrazenen' adı verilen arab korsanlarından alınmadır. Gençliğimde siyah bıyığım ve kalın esmer saçlarımla, kalın montun ve kot pantolonun içinde çoğu Türk'ten daha fazla Türk gibi görünüyordum. (Berlin’deki Türkiyelilerin yoğun olarak yaşadığı bölge olan) Kreuzberg'te hiç dikkat çekmezdim" derken, bu arada bir acı gerçeğe de değinmekte ve ’Türk göçmenlerden çoğunun diploma almadan okuldan ayrıldığını ve çok azının üniversite olgunluğu belgesini (Abitur) aldığını söylediğim zaman bu bir ayrımcılık değil.. Gerçeklerin söylenmesi hiç kimseyi kırmamalı..’ demekte..

* Hoşgörünün böylesi..

Bu arada, bir ilginç habere de kısaca değinelim..

Lübnan televizyonunda yayınlanan, ’Kurtarıcı’nın Müjdesi’ isimli bir  bir tv. dizisine Lübnan hristiyanlarının itiraz etmesi üzerine, sözkonusu tv. dizisinin yayından kaldırıldığı bildiriliyor..

Çünkü, bu tv. dizisi, Barnabas İncili’ne göre hazırlanmış..

Bilindiği üzere, Barnabas İncili, hristiyanların itibar etmedikleri ve ’4’lü İncil’lerin dışındadır.. Barnabas, Hz. Îsâ Mesih aleyhisselamın en yakın ashabından/ havarisinden birisi olarak bilinmektedir ve Barnabas İncili, müslümanların inancına en yakın  bir muhtevada bulunmaktadır.. Bu İncil’de İslam’ın ve Hz. Muhammed’in geleceğine dair işaretler olduğu gibi, Hz. Îsâ Mesih’in çarmıha gerilemediğini, onun yerine başkasının çarmıha gerildiğini bildirmektedir. Halbuki, Sainte Paulus (Sen Pol) aksini iddia ediyor ve 4 İncil’deki açıklamaların da ona göre düzenlendiği biliniyor.

Özellikle Reşid Rızâ ve Ebû-l’âlâ Mevdudî başta olmak üzere, bir çok İslam âlimi ve mütefekkiri ise, Barnabas İncili’nin temel alınması gerektiğine kail idiler..

Ancak, 4 İncil dışındaki diğerleri 325 yılındaki İznik Konsülü’nden sonra yakıldığı için, Barnabas İncili de asırlarca kayıb idi..

Ancak, İtalyan rahiblerinden Framino, 16. asrın sonlarında, Papa 5. Stoks’un Kütübhanesi’nden Barnabas İncili’ni bulmuş, onu Vatikan’dan çıkarmış, kendisi de İslam’la müşerref olmuştu.. (1709 yılında ise, Rus Çarı’nın müşavirlerinden Krimer, Barnabas İncili’ni Viyana Kitablığı’nda buldu..)

*Haham Yosef: ’Filistinliler bu dünyadan yok olup gitsinler!’

Avrupa’da bunlar olurken, İsrail'in etkili hahamlarından Ovadia Yosef, Filistinler için, 'Bu dünyadan yok olup gitsinler'  ifadesini kullanmakta ve ’Tanrı’dan onlara veba hastalığını mübtelâ kılması’nı dilemekte..

Ortadoğu kökenli yahudilerin en saygın din adamları arasında kabul ettikleri 89 yaşındaki Yosef, siyonist İsrail rejiminin Ordu Radyosu’nun 28 Ağustos 2010 akşamı verdiği habere göre, vaazında, Filistinlileri ’belâ ve İsrail’in amansız düşmanları’ olarak niteleyip,’vebaya yakalansınlar’ diye temennilerde bulunmuş.. Yosef, koalisyon ortağı, fanatik siyonist Şas Partisi’nin de manevî lideri konumunda..

*

Bunun yanında, Libya’nın kırk yıllık delifişek lideri Muammer Qaddafî, de,  İtalya’ya gidiyor ve hosteslik yapan 500 kadar kızı toplayıp, onlara müslüman olmaları çağrısı yapıyor.. Avrupa’nın müslüman olması çağrısında buhlunuyor..

İslam’ın müsaid her vasıtalarla tebliği elbette bir hak ve vazifedir, ama, hem böyle bir tebliğ yolu yoktur; hem de sanıyorum, Qaddafî gibi, Libya’da  40 yıldır, kendine özgü davranışlarla, dünyaya farklı bir görüntü veren ve de İslam tebliği açısından, en itici tiplerden birisi sayılması gereken ve müslümanlara göz açtırmayan bir kimsenin, İslam tebliğine kalkışması!..

Sanki, özellikle tertiblenmiş, bir ’menfi tebligat’  yolu ..

O Qaddafî ki, emperyalistlere, ’Benim kıymetimi bilmelisiniz.. Ben olmasam, bütün Kuzey Afrika, İslamcıların eline düşerdi..’ diyebilen ve de, kendi nükleer tesislerini tatil etmekten ayrı olarak, emperyalistlerin gözüne daha bir girebilmek için, ’Bazı nükleer teknoloji bilgilerini İran’a da verdik..’ diyerek,  emperyalistlerin baskılarına daha bir zemin hazırlayan birisi iken..

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim