Müslüman olarak, irademizi her durumda sergilemek yolu kapalı mı?

09.06.2011 20:34

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

Bugünlerde herkes kendi oyunu ortaya koyuyor, tahminlerde bulunuyor..

Liberal düşüncenin uç noktalarında bulunan kimileri, genelde çok beğendiklerini söyledikleri Erdoğan’a oy vermiyeceklerini, kendilerince geçerli gerekçelerle izah etmeye çalışıyorlar..

Fakir de hemen belirteyim ki, Tayyîb Erdoğan’a oy vermiyeceğim..

Çünkü, oy verebilecek imkanlardan mahrumum..

Bu satırların sahibi, ömrünün yarısına yakın bir bölümünü doğduğu coğrafyanın dışında geçirmek zorunda kalmış birisidir.. Bu yüzden, son 30 yıl boyunca TC’de yapılan hiçbir referandum veya seçimde de oy kullanamamıştır..

(1980 öncesi yapılan son seçimde; oylamaya katılmanın yüzde 50’nin altına düşmesi halinde, oy vermemenin de sistemin kilitlenmesine yol açabileceğini, kemalist-laik sistemin kendi mantığınca da tıkanacağını düşünerek, o zamanlar yayınladığımız haftalık ’Hicret’ dergisinin kapağından, ’kemalist-laik sistemin oy kullanmamak sûretiyle de çökertilebileceği’ni hatırlatmıştık..

Ama, o seçimde oylamaya katılım, sanıyorum, yüzde 56’da kalmıştı.. Yani, daha yoğun ve etkili bir çalışma yapılsaydı, o anarşi döneminde,  yüzde 50’nin altına da düşülüp, seçimin yenilenmesi veya daha büyük ’çıkmaz’larla karşılaşılması kaçınılmaz olabilirdi.. Gerçi, oylamalara katılmamak, bir sistemin koyduğu kurallara riayet etmemek de bir yoldur, ama, o tavır etkin ve yaygın bir harekete dönüşemiyorsa, bir küçük radikal tavır olmaktan ileri geçemiyor..)

*

Bir sosyal yapının, yanlış yönetildiğine inanıp, doğru olduğuna inanılan bir yönde değiştirilmesi ihtiyacını duyanlarca değiştirilebilmesi o kadar kolay sanılmamalıdır.. Çünkü, inisiyitafi, o egemen olan sistemle o sistemin emrindeki kadrolar ve güç merkezleri ellerinde tuttuğuna göre, ’dev’ler su başlarını tutmuş demektir..

Böyle bir duruma karşı verilecek mücadele yöntemleri farklı farklıdır..

Ama, temelde uzlaşmacı ve inqılabçı / veya devrimci denilmen üzere, iki yöntem vardır.

Osmanlı saltanat sisteminin sahne dışına itilmesinden sonra, son 100 yılı bulan tarihimizde, başka saltanat tipleri Cumhuriyet tipinde ortaya çıkmıştır ve korkunç bir diktatörlük cenderesinden geçmiştir halkımız..Ama, bütün bunlara rağmen halkımızın ’inqılabçı metodu’ benimseyebileceği, onun gerektiğinde bedellerini göze alabilecek bir kültür ve tavır geliştirilememiştir..

Bu böyle diye, oturup boş boş mu beklemeli; yoksa, mevcudlar arasından bir tercihte mi bulunmalıyız?

Bu ikinci şıkkın daha tutarlı olduğunu düşündüğümü, onyıllardır saklamıyorum.. Çünkü, bütün elverişsiz imkanlara, olumsuzluklara rağmen, elbette bizim de ülkemizin geleceği açısından -sistem temelde ne kadar yanlış olursa olsun- daha az zararlı olacağını düşündüğümüz siyasî cereyanlar hakkında bir takım tercihlerimiz ve mevcud şartlara göre geliştirebileceğimiz bir tavrımız olmalıdır..

Bu yüzden, bugün de tahminlerde bulunmuyorum, ama, temennilerim var..

Bu da tabiîdir.. Çünkü, sadece kendi ülkemiz için değil, dünyanın neresinde bir ikili-üçlü veya çok yönlü bir ideolojik / siyasî mücadele veya yarış varsa, onların herbirisi karşısında da -temelde çok uzak olduğumuz kimseler olsa bile- yine de, kendimize daha yakın bulduklarımızı içimizden destekleyişimiz, günlük hayatımızın bir gerçeği değil midir? Fakir’in 12 Haziran günü yapılacak olan seçimlerle ilgili temennilerine de öyle bakılmalıdır.

Onu da bir önceki yazıda dolaylı olarak dile getirmeye çalıştım.. Ve de, onun 9 yıla yaklaşan iktidarı boyunca, (en üst kademelerden hemen herbirisiyle âşinâ olduğum halde) en küçük bir menfaatimin, talebimin olmadığını da bu vesileyle bilhassa belirtmeliyim.. Sadece, kendi dâvâm açısından ve de o dâvâyı dünya çapındaki gelişmeler içinde düşündüğüm zaman, kendi inanç dünyamın hayrına olabilecek gelişmeleri düşünürek, kısmî / sınırlı bir destekleme sözkonusudur..

 

Yoksa, bu temennilerde, ne Erdoğan’ı bütünüyle teyid etmek vardır, (ki, esasen kendisinin de öyle bir şeyi isteyeceğini sanmam..); ne de başkalarının bütünüyle yanlışta olduğunu iddia etmek gibi bir mâna.. Sadece, mevcud sistem içinde ülkeme hâkim olabilecek kimselerin içinde en tercihe şâyân olanını düşünmek sözkonusudur..

Bu durum, bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmez mi?

*

’Bir dünya saltanatıdır, biraz da biz sürelim..’ mantığı, her zaman olacaktır, amma..

İktidarın, sadece sosyal bünyeleri değil, genelde kişileri de değiştirdiğini unutmamak gerekiyor..

1976’larda, Ankara’ya gittiğimde Enerji Bakanlığı’na da uğramıştım..

Recaî Kutan Bey, Bakan..

Orada görüştüğüm arkadaşlar yakındılardı; ’kırk yıllık kemalist-laikler, geliyorlar, bir sakal, bir tesbih, aksesuor tamam.. Kendi ana-babalarının da dindar olduklarını, hacca gittiklerini söyleyerek iş çevirmeye kalkışıyorlar..’ diye..Ve samimî müslüman tipler ise, bu gibi atraksiyonları sergilemekten utanıyorlardı tabiatiyle ve parsayı da başkaları topluyordu..

Bu gibi durumlarda, taa o zamanlardan beri,  Beni Umeyye (Emevîler) sonrasına Abbâsîlerin ortaya çıkış günlerinden bir sahneyi aktarırım:

Emevîler’in zulmü yıkıldıktan sonra, o yıkılış günlerinde birlikte mücadele etmiş olanlardan niceleri, bir süre sonra, değişen fazla bir şey olmadığını gördüler.. Ve ulemâdan birileri gittiler Abbâsî Sultanı’na ve ’Ne güzel emel ve hedeflerimiz vardı..  Aradan bunca zaman geçtiği halde, değişen bir şey yok.. Onca çabalar, onca emekler boşa mı gitti?’ dediler..

Abbâsî Sultanı (sözde Halifesi) şöyle cevab verdi:

’-Aman efendim.. Bir dünya saltanatıdır, bugün de bize de ulaşmıştır.. Bırakınız, biraz da biz sürelim..

Bugün de benzer şikayetler ve benzer mantıkla karşılık verecek olanlar yok mu?

Olmaz olur mu? Dünlerde hayatı inançlarına göre değiştirmeye çalışan veya o dikkate sahib olanlardan niceleri, şimdi, inançlarını yaşayış tarzlarına göre değiştirmeye çalışmıyorlar mı?

Ve öylelerden niceleri de, yaşayış tarzlarını değiştirmediler ve tanınmaz hâle gelmediler mi?

Ama, 30 yıldır -uzaktan da olsa- takib edebildiğim kadarıyla, Tayyîb Erdoğan’ın o bildiğim eski Tayyîb Erdoğan’dan çok aykırı ve ayrı bir çizgiye yönelmediğini, sapma mânasında bir değişime uğramadığını söyleyebiliyorum.. Elbette eleştirdiğimi bir takım yanlış söz veya tavırları da vardır ve bu tabiîdir; ama, geldiği her yerde kendi doğrularının mührünü vurmak dikkatini unutmayan ve bu uğurda gerekirse, ölümü de göze alan bir kararlılık ve şecaat anlayışıyla hareket eden birisi olduğunu, sanıyorum, halkın büyük kesimleri de görüyor.. Nitekim, ancak 7 yıl sonunda gerçekleştirebildiği küçük bir anayasa değişikliğiyle bile, sistemin hangi temel kurumlarını, milletin iradesine göre hareket edecek duruma getirmek konusunda nasıl büyük adımlar attığına, şu son birkaç aylık uygulama bile şâhiddir..

Elbette, ’iktidarda olduğu halde, şunları niye yapıyor, şunları niye yapamıyor?’ diyenler de yanlış söylemiyorlardır; ama, onlar, herhalde şu hususu gözönünde bulundurmuyorlar: Tayyîb Erdoğan, bize kemend üstüne kemend vurarak, dârağacı üzerine dârağacı kurarak tahakküm eden olan bir zorbalık düzeninden sonra, halkın büyük kesimlerinin güven duyduğu ve halktan kopmamış ve kendi inanç değerlerini ve doğrularını unutmamış bir siyasetçi olarak yükselmiştir..  Evet, öyle bir katar ile hareket etmektedir ki, vagonlarının herbirinde yığınla curûf ve necîs şeyler de olsa bile, yüzlerce vagonu taşıyan o katarın  lokomotifi durumundadır. Ama, o lokomotifin takib edeceğui yol haritasını, anayasasını başkaları düzenlemiş ve o lokomotifin üzerinde ilerleyeceği rayları da başkaları döşemiştir..

O rayları kendi irademize göre yeniden döşemedikçe, bu devam da edecektir..

*

’Diplomasinin gereği’ diye tarihimizde yapılanları burada sıralayacak olsak, ortada kaç temiz simâ kalır?

Bu arada, nice dışsiyasetin nice manevraları vardır ki, o, içerdeki zorbaların, darbecilerin, komitacıların, yeniçerilerin yaptırım ve baskılarından daha da baskıcı olabilir.. Nitekim, bu mânada, kısaca (BOP) diye nitelenen ’Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanlığı’ gibi, belli çevrelerce sürekli gündemde tutulmaya çalışılan tavsifler üzerinde, onun ne mânaya geldiği bile düşünülmeden, suçlamalar yapılıyor.. Ama, bunu yapanlar, onun bir proje olup olmadığını değil, projenin ne demek olduğunu bile bilmiyorlarmış gibi bir manzara sergiliyorlar..

Çünkü, o proje, Bush zamanının ’New. Con’ diye anılan ’Yeni Muhafazakârlar’ın gerçekleştirmek istediği bir tasarıdan ibaretti. O projenin pabucu dama atılalı çook oldu.. Şimdi o ’New.Con’lar, ’Eyvah başka bir BOP (Büyük Osmanlı Projesi) gelişiyor..’ diye korkuyorlar.. (Osmanlı’dan maksad, saltanat değil elbette.. Bizi 600 yıl birlikte yaşatan ve emperyalist dünyaya korku salan bir güç anlaşılmalıdır..)

Ama, müslüman coğrafyalarıyla, hele de Ortadoğu’yla ilgili yığınla projeler ve entrikalar hep vardı, 200 yıldır; bundan sonra da olacaktır..

Tamam, bunları sormalıyız da, aynı hassasiyeti, bütün bu m.vekillerinin, Meclis’e gelir gelmez, m.vekilliği sıfatını kazanmak için ettikleri ve filan ilke ve devrimlere bağlı kalınacağına dair zorbalık metnini, yemini niye hatırlamıyoruz? Bu konu sözkonusu olunca, çoğumuz, ’O yemini niye ediyorlar? O niye değiştirilmiyor?’ diye sormuyoruz..

Onun zorluğunu, içerdeki nice dengelerin dikkatle gözetilmesi gereğini ma’zeret olarak, genelde pek çoğumuz dile getiriyoruz.. Âcilen kaldırılması gereken daha nice zulüm sembolleri de aynı şekilde..

Bütün bunlara rağmen, o mevcud kemalist-laik rejim bünyesi içinde yapılmakta olan bu seçimde milletin Tayyîb Erdoğan’a teveccüh göstermesinin, onun müslüman kimliğinden kaynaklandığını ve onun davranışlarının büyük kısmının da inanç kimliğine göre şekillendiğini düşünüyor ve mevcud durumda, -ona oy ver(e)mesem bile- müslümanların bugünkü şartlar içinde, ülkemizde, ondan daha iyiler olsa bile, onun çapında milyonlara itimad telkın eden bir başka lider çıkaracak durumda olmadıklarını  düşünüyor ve kalbî desteğimi tekrarlıyorum..  Beni ayıplayanlara da, benim gibi düşünmeyenleri mütekabilen ayıplamadığımı belirterek..

*

Genelde sorulan, halkın desteğiyle iktidara gelenler, bu sistemi temelden değiştirmedikçe, o halka kan kusturmuş, onların inançlarına karşı amansız bir savaş vermiş olanları, en başta, ’kemalist-laik rejim’i ve onun tahakkümleri 100 yıla varan oligarşik diktacı kadrolarını da güçlendirmiyor mu?

Elbette güçlendiriyor..

Unutmayalım ki; henüz 10 yıl önce, Dünya Bankası’nın, 1999’daki Marmara Depremi dolayısiyle TC’ye 550 milyon dolarlık bir yardım yaptığı sonra anlaşıldığı ve bu yardımların âkıbeti sorulduğunda, Ecevit Hükûmeti, o yardımın, memur maaşlarının ödenmesi için kullanıldığını açıklamak zorunda kalmıştı..

Evet, askerinin, memurlarının maaşlarını bile ödeyemiyecek derecede yere çakılmış bir sistemle karşı karşıyaydık..

Buna rağmen, halkımızın kültüründeki devlet anlayışı ve itiraz / protesto etmeme  geleneği ve tarihte, fazla bir ’başkaldırı’ tavrı bulunmayışı yüzünden.. Halkımız her şeyi sîneye çekti..

Ve böyle bir durumda, egemen güçlerin, kemalist-laiklerin, İttihadçı’ların kurdukları entrika çarklarının, anayasalarının, kanunlarının/ kurallarının içinde kalarak, ’kaleyi içten ele geçirmek’  taktiği gibi hesablarla, ’uzlaşmacı’ metodu benimseyenler olursa; onlara da, en azından inqılabçı metodla bir şey yapamayanların söz söylememeleri daha doğru olsa gerek..

Onun içindir ki, ahlâkî ölçülerimizi, ideallerimizi unutmadan, ama, bulutlarda dolaşmadan, ayaklarımızı yerden kesmeden, realiteyi gözardı etmeden diyoruz..

  • Yorumlar 35
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim