1. YAZARLAR

  2. Cihan Aktaş

  3. Müslüman Kürt aydınların sessizliği
Cihan Aktaş

Cihan Aktaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman Kürt aydınların sessizliği

A+A-

DTP kapatılınca, açılım konusunda bir süreliğine ortalığı kaplayan umutsuzluk hissini nasıl anlamak gerekir? Parti kapatılmadan bir süre önce Özgün Duruş  gazetesinde Altan Tan'la sohbet ediyorduk, Kürt nüfusun temsiliyet sıkıntısı bağlamında. Nasıl oluyor da ağırlıklı olarak dindar olan, İslamcılık hareketlerini önemli ölçüde etkilemiş bulunan mensuplarıyla da övünen bu nüfusun başat temsilcileri dini söylemlerle mesafeli  olduğu bilinen PKK ve DTP olarak görünüyor…

Bu temsil kalıpları oluşurken müslüman Kürt aydınlardan beklenen genel nüfusun kardeşliği adına hikmetli bir sessizliği benimsemeleri oldu. Onlar elbette konuşmaya devam ettiler, ancak Müslümanca bir duyarlığın alanından, barış ve kardeşlik dilekleriyle yükseliyordu sesleri.  Böylelikle denilebilir ki barışçı Müslüman Kürt nüfusun sesi olması gerektiği ölçüde duyulmadı. Onlar ya İslam kardeşliği ya da Türkiye'nin ortak çıkarları adına sözlerini ölçerek biçerek sarfetmeyi sürdürdüler.  Yürekten inandıkları bir davanın içinden seslenebilmek için, kişinin öncelikle "Kürt" ya da "Türk" olarak kendini tanıtmadığı bir siyasal çatı altında var olma azmini korudu çoğu. Bir kısmı ise köken bağlamında mevcut iki yüzlü yaklaşımlardan yılarak, akan kanın durdurulmasında en acil çözümü sunacağına inandığı çatıların altına sığındı. Çünkü muhafazakâr kesim içinde de Kürt varlığını bir ilave olarak görmeye yatkın bir algı hali eksik değildi. Muhafazakâr bir dernekçi hanımın, "Akıllı olsalardı kıymetlerini bilirdik" deyişi karşısısnda kendimi bir yol ayrımında hissettiğimi hatırlıyorum 90'ların başlarında. Muhafazakarlaşırken devleti kutsamaya giden bir dil tutturan eski İslamcıları gördükçe, tırmanan gerilim karşısında köken siyasetine yönelenler de oldu müslüman Kürtler arasında.

Yakın arkadaşım olan Kürt aydınlar yıllarca Kürtlükleri üzerinden siyaset üretmeme kaygısıyla, salt Kürt olmalarından ileri gelen haksızlıklar karşısında çekingen bir itirazı dillendirdiler en fazla. Türk ulusalcılığının söylemleri süratle ve şiddetle Kürt gençleri için model oluşturmaya devam ederken, onlar sorunlara din kardeşliği zaviyesinden bakma hassasiyetini korudular.

Bir toplantıda biraraya gelirdik. Ne Türk açısı olurdu ne de Türk. Müslüman olarak sorumluluklarımızdan söz ederdik ya da müslüman olarak modern dünyaya söyleyeceğimiz sözlerden. Ayetlere hadisi şeriflere atıfta bulunarak ortak yolumuzu tanımaya çalışırdık. Kürt olan kardeşten daha ileri olurdu, tefsir sohbetleri uzayıp giderken. Ümmet perspektifi bütün ufkumuzu kaplarken önümüzü görememeye başlamışız meğer. Oralarda bir yerde bir zulüm yaşanırken de geniş ufuklara dalan bakışlarımız nedeniyle, mesela ölüm kuyularında erimekte olan kemiklerin kayıp sahipleri gibi bir konuda nadiren bilgilenmişiz.

Kürt meselesinin Kürtçe'deki dini kelimeleri ayıklama çabası içinde olduğu bilinen PKK ve DTP'nin talepleri ve ufkuyla özdeşleştirilmesi, Kürt kökenli müslüman aydınların hikmetli sessizliğinden kaynaklanmıyordu sırf. Birileri temsilleri oluşturuyor ve birilerine bağışlıyordu. Urfa'da, Mardin'de, Batman'da selamlaştığımız, evlerine konuk olduğumuz kardeşlerimiz de bizim kadar yabancıydı DTP siyasetinin dini parantez altına alırken dili de laiklestiren söylemlerinden. Dar bir temsilin söylemlerinin büyük bir topluma doğru genişlemesi ise, meşru temsil alanlarının görünmez kılınmasıyla mümkün oluyordu. Müfit Yüksel bunu yakın tarihlerde gerçekleşen bir söyleşisinde eleştiriyor ve Kürt meselesinin sadece DTP muhatap alınarak ve Kürt toplumunun dini hassasiyetleri de göz ardı edilerek çözümlenemeyeceğini hatırlatıyordu.

Diyarbakır'da beş yüz kişi bile büyük olaylar çıkartabiliyor, böylelikle nüfusun yüzde 1'ini  temsil eden örgütlü şahıslar etkin ve temsiliyet makamında görünüyor. Bu sırada İslami gruplar ve AK Parti ortada yok. İslami gruplar ortada olsa, AK Parti Kürtlerin meselelerini bir şeyler yapıyormuş gibi değil de sahiden çözme çabasına düşse… Daha Dersim ve Norşin'in isimleri bile değiştirilmiş değil.   

Üç Kürt vatandaştan ikisi AK Parti'ye oy veriyor. DTP'nin legal siyasal alandaki temsiliyeti, Kürt meselesinin çözümü için önemli olmakla birlikte, yetersiz kalmıştır. Türk ve Kürtlerden oluşan akil adamlar getiriliyor gündeme bu zor günlerde. Benim aklıma ise kaçırılmış fırsatların ortaya koyduğu boşluğu en anlamlı bir şekilde ortaya koyan  rahmetli Abdülmelik Fırat geliyor.  Akil bir adamdı, ama kimse en gerekli zamanlarda ona mikrofon uzatmayı düşünmedi zamanında. Gerçek, kalıcı bir barış olsaydı aranılan, onun sesini daha sık duyuyor olurduk. Demokratik açılım da biraz Kürtçe, biraz Alevilik, biraz Dersim şeklinde bir karmaşa sunmazdı. Diyarbakırlı Ece Nur'un başörtüsü nedeniyle okuduğu ilköğretim okulundan sürülmesini bu açılım içinde bir yere yerleştiremiyoruz. Oysa Kürt meselesi kız çocuklarının eğitim imkanlarının kısıtlanmasıyla doğrudan ilgili.

Abdülmelik Fırat artık aramızda değil, ama durduğu yerin bildirdiği bir hedef, bir ufuk var. Birlikte yaşama azmini vurguluyor Altan Tan sohbetimiz sırasında. Demokratikleşme süreci de bütün icapları yerine getirilerek sürdürülmeli. Tabii darbe anayasası da değiştirilmeli. Ayrıca en kısa zamanda toplum nezdinde bir saygınlığı bulunan farklı görüşlere sahip aydınlar bir deklarasyon yayınlayarak demokratik açılımın sürmesi doğrultusundaki açıklamalarını halka duyurmalı.

Temsil alanlarını genişletme yerine daraltmanın en sıradan sonucu ise kaos, kargaşa. İnsan canını  ucuzlatan da aynı daralmadır. Muş olaylarının karanlık bir yanı olmadığını kim söyleyebilir? Akil adamlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. 

DÜNYA BÜLTENİ

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum