Müslüman Erkek İçin Teşhis Amaçlı Biyopsi -1

11.08.2008 18:51

Fatma Gülbahar Mağat

-Öfke, gurur, kendini tutamayıp kaba kuvvete başvurma, halsizlik, zamanı yettirememe, aile içinde bunalma, dış hayata ve kendine ait olmayanlara özlem, ‘ben erkeğim’ egosunun bastırılamaması, hoşgörü-fedakârlık-sabır-tevekkül etme fukaralığı gibi şikâyetlerden dolayı başvurduğu hastanede, teşhis amaçlı alı konan ve alınacak biyopsiyle, hastanın derdinin ne olabileceği konusunda bilgi sahibi olmaya çalışan muhterem ve bir o kadar da deneyimli doktorlarımız, gördüklerini birbirleriyle konsülte etmeye çalışarak, biyopsinin bir an önce alınmasını sabırsızlıkla beklemektedir…-

Narkoz eşliğinde mışıl mışıl uyuyan adamın göğsü üzerine öbeklenmiş 5-6 kafa, bir şeyler görmeye ve gördüklerini anlamaya çalışmaktadır. Cerrah, öncelikle kaburga kemikleri arasını almıştır incelemeye. Hastanın göğüs kafesinde bulunan kitleye dokunmadan önce, titizlikle etrafı kolaçan etmek istemektedir. Tabi bunu yaparken de habire konuşmakta, etrafındaki asistanları bilgilendirmeye çalışmaktadır.

Asistanların bir tanesi daha ilk defa ameliyathaneye girmektedir ve hoca (klinik şefi) kitle hakkında oluşum nedenleri vs bilgiler verirken, o gözlerini (henüz çömez olduğundan ameliyata giremez. Şimdilik ameliyathanenin havasını koklamak, ayak işlerine bakmak ve ameliyatı izlemekle yetinmek zorundadır.) kaburga kemiğine dikmiştir. Aklındansa şu hadis geçmektedir.

Kadınlara iyi davranın, çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri kısmı üst tarafıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kendi haline bırakırsan sürekli olarak eğri kalır. O halde kadınlara karşı iyi davranın.” Tıbbiyeyi okumasına karşın, molla bir babanın evladıdır ve İslamî ilmi, küçümsenmeyecek kadar iyidir ve ardından Hz. Havva’nın yaratılışına işaret eden ayetleri düşünür.

“Sizi bir tek nefisten yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de ondan var eden Allah'tır”(7/189)

“Ey İnsanlar! Sizi tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden pek çok erkek ve kadın türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının”(4/1)*

Ayetlerde, Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığıyla ilgili bir şey okumamış ve duymamıştır ancak, hep öyle söylene geldiğini bilmektedir… Hocasının yüksek frekanslı sesiyle irkilir.

“Şu kabarmış, aynı zamanda normal rengini yitirmiş kalbi görüyor musunuz?... İçinde bastırmaya çalıştığı şehvetinin, galip gelemediği gururunun ve şeytani nefsinin arızalarıdır bunlar. Gelişen dünyayla birlikte İslami kimliğinden utanan veya çekindiğinden gizlemeye çalışanların yanında, ‘bizde sizin gibiyiz” diyenlerin bol olduğu günümüzde, nefs artık kendini kaybetmiş ve tamamen şeytanın esiri olmuş durumdadır. Dünya nimetlerinden pay alabilmenin yollarını göstermektedir şeytan insanlara. Bunun karşılığında ahiretlerini ipotek ettiklerinin bilincinde olmazlar.

Kıyafetlerini benzetmeye çalışırlar önce onlara (dar, rengarenk, fular/kravat gibi aksesuarlar vs), ardından sakallarını ve bıyıklarını kazıtırlar usulca. Gümüş yüzükler ceplere veya evde çekmecelere girerken, parmaklar altın yüzüklerle süslenmekte. Önceleri ‘dinci’ olarak algılanmamak için kaçırılan namazlar, zamanla unutulan ibadetler arasında alır yerini. Reddetmenin ayıp kaçacağı davetlerde boy gösterilirken, önce içkili sofralarda muhabbet, ardından bir yudumdan bir şey çıkmaz pişkinliği ve cehalet!

Batı zihniyetli kardeşlerinin gittiği yerler, yedikleri, eğlenceleri sevimli gelir zamanla. Karısının pardösüsünün boyunun kısalması, sonra tamamen çıkarılıp yerini süslü püslü elbiselere bırakmasının bir önemi yoktur. Sarkıtmak önemli mi, modern bir şekilde başını kapatması yeterli değil midir? Abartmaya ne gerek vardır sanki?

Peygamberin (s.a) “ Ey Ali, elinde olmadan gözüne ilişen bir harama ikinci defa bakma. Zira ilk bakış lehine, ikinci bakış ise aleyhinedir” hadisi hiç gelmez akıllara. Rabbinin ayetleri de anlamını yitirmiştir (haşa) yüreklerde. “Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır” (24/30) Ayetinin muhatabı sanki kendileri değillermiş gibi.”

Sonra, hocanın parmakları pıhtılaşmış koyu kan birikintisini andıran bir noktaya ilerler adeta incitmekten ürkercesine yumuşakça… “İşte bu karartı, bu berelenme, nice yalanları, haksızlıkları, zulme rızayı sığdırmıştır küçücük hücreleri arasına. Taş olsa çoktan çatlardı da, inatla direnmeye devam etmiş bu zavallı organcık. Ağlayanı, zulme uğrayanı, ihtiyaç sahibini görmemeye çalışır böylesi bere sahipleri. Ya susmayı, ya da başını çevirmeyi tercih eder edepsizce. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın pişkinliğini, kendi kuyruğunu kurtarmak için yalakalığı, güzelim dünyanın(!) zevklerinden mahrum kalmamak için ‘takkiyye’ veya yalanın en babasını tercih ederler…

Çevrelerinde az buçuk da olsa ağızları laf yapamasa da, eve gelince kaplan kesilip, kasıp kavururlar ortalığı. En sert, en kuralcı, en acımasız erkek onlar olmalıdır. Korkutmalıdırlar evdekilerin gözünü ki, kendisinden hep çekinsinler. Güzel söz, teşekkür etme, hoşgörü, sevgi gösterisi asla yapmazlar, çünkü şımartmak istemezler eşlerini ve çocuklarını. Terbiye ederler yani.

Hep yorgun gelirler, ayakkabılarını dahi çıkartmaya mecalleri yoktur. Yemek önlerine gelmeli, çaylarını-kahvelerini yudumlarken TV’yi izlemeli, bir istekleri iki olmamalı, vakti geldiğince gidip yumuşacık yatakta kıvrılıp uyumalılar. Evle ve çocuklarla tüm bağları kopuktur(istisnaları tenzih ederiz). Zaten dışarıda binlerin ağız kokusunu çekerek rızkını kazanmanın derdine düşmüştür, içişleriyle de artık kadın ilgilenmelidir. Kendisine asla sorun getirmemelidir. Evde hiçbir vazifesi (çocukların dersleri, sofra kurma veya toplama, evin tamirat veya tadilat işlerinin yapılması, faturaların ödenmesi, alışverişin hallolması vs) yoktur. Çünkü o evin reisi ve erkeğidir.

Hayat şartları zordur ve geçim için eşinin de çalışmasını ister kimi koca (kimi bayanlarsa çalışmak zorunda kaldığından, mecburen rıza göstermektedir çalışmaya). İşten gelen kadını yine ev işleri, çocuklarının, eşinin beklentileri ve günün meşgaleleri beklemektedir. Koca yine kocadır, evin reisidir. Vicdan sahibi pek azı kısmen ev işlerinde (yemek, sofra kurma toplama vs) yardımcı olsa da eşine, çoğunlukla kadının üzerinde yükümlülüktür bunlar. Çalışıyor olmasının hafifletici sebep olması mümkün değildir. Kadındır, çalışıyor olsa da, eksiksiz evinin tüm sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır. TV’de istediği programı izleme, ayaklarını uzatıp dinlenirken çayını veya kahvesini yudumlama, canı istediğinde arkadaşlarını ziyaret etme, kendini geliştirmeye hevesli biriyse dilediğince okuma lüksüne sahip değildir (durumu yerinde ise hizmetçi tutabilenler istisna). Okumak isteyense ya uykularından feragat ederek yahut da otobüs, servis gibi araçlarla gidiş-gelişlerde okumanın, öğrenmenin keyfini sürmeye çalışmaktadır.”

Bir ara hocanın, akciğer üzerinde oluşan, üstü düğüm düğüm kabartıları ve kitleleri (tümör) göstererek yüzünü buruşturduğunu gördü. Pürüzsüz ufak bir alanın dışında, ciğerin tamamı böyle tümör dokularıyla kaplıydı. Bu organ tamamen bitmiş diyordu hocası, elinde tuttuğu enjektörü dokuya batırırken…

“Bir de aciz, zavallı kocalar vardır ki, onları tanımlamak ve anlamak oldukça güçtür. Yaradılıştan kaynaklanan kuvvetlerini ve kadın üzerinde ‘kavvam’** oluşlarını, kadına karşı koz olarak kullanıp onlara eziyet eder, kelamlarındaki acziyetlerini kaba kuvvetle (dayakla) gizlemeye çalışarak küçülürler. Kalpleri taş gibi serttir ve çocuklarına karşı da aynı derecede katıdırlar. Saçlarını okşamak, onlarla oynamak veya zaman geçirmek, ilgilenmek onların umurunda değildir. En ufak hatalarında veya yanlışlıklarında, gururlarının kırılabileceğini, içine kapanık kişilik oluşturacağını, kendisine karşı sevgi ve saygısının azalacağını düşünmeksizin, dengesizce hareket ederler. (Ailesinin nafakasını fuzuli eğlencelere, israfa kaçan masraflara, içki- kumar gibi illetlere harcayarak, evinde huzursuzluk çıkaranların tavırlarını, İslam anlayışına sığdırmadığımız için bahsetmiyoruz bile.”

Çömez asistan gözleri fal taşı gibi açılmış, ‘hoca neler söylüyor böyle’ diye mırıldanırken, ameliyatı izleyen anestezi teknisyeninin dirsek dürtmesiyle kendine geldi. Kaburgalardan başlayan hayal âleminde, kafasında düşündüklerini, sanki hocası anlatıyorcasına dinlemiş ve başka âlemlere kaymıştı. Oysaki hoca hastanın batınına girdiği anda, dokuların durumundan, işin vahametini anlamış, inop vaka (tüm organları hastalığın sarması) olduğunu görmüş ve yapılacak bir şey olmadığını söylemişti. Asistansa, ancak kendine gelip, bir hayal aleminde yüzdüğünü fark etmişti. Demek, hocası az öncekilerin hiçbirini söylememişti.

Şaşkınlıkla,  hocaya ve arkadaşlarına bakınıp durdu. Hoca, elindeki içi sıvı dolu enjektörü ve küçük bir parça dokuyu hemşireye uzatarak, hemen patolojiye göndermelerini istedi. Bunun lüzumsuz bir işlem olduğunu bilmesine rağmen, biyopsiyi almak zorundaydı. Yüzü bulanık ve huzursuzdu. 38 yaşındaki masada yatan adam için, pek de iyi şeylerin habercisi değildi yüzünden okunanlar. Eliyle batını gösterip, “fazla kurcalamadan hızlıca kapatın” dedi. Eldivenleri çıkarıp çöp kovasına atarken, personelde önlüğünün bağını çözmeye çalışıyordu.

Kendi dünyasında, Müslüman erkeklerin çoğunun Allah’ın ayetleriyle tezat oluşturacak tavırlar içinde olduğunun sancılarıyla boğuşmuştu.. Elleri altındaki kadınlarına hoşgörülü ve yumuşak davranmamalarını, kendilerinin onlar üzerinde hakları olduğu kadar, onlarında erkekler üzerinde hakları olduğunu umursamamaları veya kabul etmemeleri, hep kafasını kurcalayan sorunlardandı.

Zinanın pek çok türüne (göz, kulak, el vs) bulaşmış olmaları, içinde bulundukları toplumda, bir nur gibi etraflarını aydınlatmaları gerekirken, asimile olup, bozulmaya ve gayri İslami yaşantısı olanlara benzeme yarışında çırpınıp durmaları, “ne yapabilirim” sorumluluğuyla rahatsız ediyordu onu. Titreyip kendimize gelmeli, ayetler birer tokat gibi yüzümüze vurulmadan önce, nefsimizi kontrol altına alarak hakiki Müslümanlar olmaya çalışmalıyız” diye düşündü üzüntüyle.

Erkekliğinden, Müslümanlığından dem vurup sorumsuz, umursuz ve gamsız davrananlar, nefislerinde atalet sıfatını barındıranlar, yarın rableri huzurunda hesap vermekten kurtulamayacaklardır.

“Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (9/ 71)

Selam ve dua ile.

 

 

Dipnotlar

* Mustafa İslamoğlu; Nisa 1’de sadece "Biz insanı bir tek nefisten, ondan da eşini yarattık" diyor. O nefsin Adem olduğu mesnetsiz bir yorum, oradaki eş de, hem dişinin hem de erkeğin kastedildiği bir kelime. Bu ayetin adem-havva ile bir alakası olduğunu söylemek yorumdur ve yanlış bir yorumdur.” demektedir ve kadının kaburga kemiğinden yaratıldığı ile ilgili hadis için ise, Buhari'de bir hadiste "keddilai" geçer. "Kaburga kemiği gibidir, zorlarsanız kırılır" demiştir, der.

** Kavvam, bir kadının işlerine bakan ve muhafazasına özen gösteren müdir-i umuruna (işlerini yöneten kişiye) denir. ‘Sorumlu- gözetici- destek’ kelimeleriyle de karşılanabilir. (Ali Bulaç)

Not: Kadınlarımızda masum değildir elbet. İkinci bölümde ise, Müslüman kadını yatırmaya çalışacağız ameliyat masasına.

  • Yorumlar 9
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim