1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. "Müslüman Coğrafyada Vesayeti Aşmanın Yolları”
"Müslüman Coğrafyada Vesayeti Aşmanın Yolları”

"Müslüman Coğrafyada Vesayeti Aşmanın Yolları”

Batman Özgür-Der şubesi tarafından organize edilen “Müslüman coğrafyada vesayeti aşmanın yolları” konulu konferans, Hamza TÜRKMEN tarafından verildi.

A+A-

Batman Özgür-Der şubesi tarafından organize edilen “Müslüman coğrafyada vesayeti aşmanın yolları” konulu konferans, Hamza TÜRKMEN’in katılımı ile Batman Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

İlk olarak Hamza TÜRKMEN; Vesayeti ümmet coğrafyası üzerinden tanımladı

1921’de imzalanan Sykes-Picot anlaşması ile tüm ümmet coğrafyası Harita Mühendisleri tarafından cetvellerle Ulasal devletlere bölündü. Oluşturulan yeni ulusal devletçikler için seçilen isimler de daha önce kullanılmayan ve o kavimleri tam olarak tarif etmeyen, ayrışmayı körükleyen, ümmet bilincini zayıflatan isimlerden oluşturuldu. Kurulan yeni ulus devletler seküler bir yapıda olup başlarına yerli batılı işbirlikçi diktatörler getirildi. Bu diktatörler eliyle vesayet sistemlerini kurumsal bir yapıya dönüştürdüler.

TC’nin kuruluş antlaşması olan Lozan Antlaşması batılıların Türkiye üzerindeki vesayeti kabul edilebilir.  Bu antlaşma ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti 1951 yılına kadar Batılıların yerli işbirlikçileri eliyle  Kemalizm formatında vesayet devam etmiştir. Özellikle Kemalist devrimler sonucunda arap alfabesinin yerine Latin harflerini getirerek bir gecede koskoca bir toplumu cahil bırakıp, İstiklal mahkemeleri aracılığı ile aralarında birçok İslam aliminin bulunduğu 10.000 civarında insanı darağaçlarına göndermiştir.

1. Dünya savaşından sonra oluşan vesayete İslami coğrafyasında tepkiler gösterildi ama ümmetin gücü yetmedi. 2. Dünya savaşından sonra ise ümmeti diriltmekten ziyade İslam iktidarını kurmak önceliği vardı ve bu da sünnetullaha uygun değildi.

Seyyid Kutup’un bu konuda yaptığı özeleştirisi ve Sünnetullah’a uygun açılımı-ki bu da Halkların özünden kaynaklanan, fıtrata  ve dinin kaynağına dönüşü temel alan ve Kur’an’ın Muhkemleri ile Mütevatir sahih sünnet çerçevesinde iktidarı değil, ıslahı önceleyen- mücadele dili ilk defa 17 Aralık 2010 Tunus’ta başlayan devrim süreciyle görünürlük kazandı.

Türkiye’de ise 70’li yıllarda devralınan iktidar merkezli İslami mücadele 28 şubat darbesi sonucumda başarısız oldu. Sözkonusu dönem tahlil edildiğinde İslami Mücadelede iki eğilim belirgindi. İlki Parti merkezli Milli Görüş çizgisi, İkincisi ise İktidar merkezli İslami hareketler.

28 Şubat sonrası duruma baktığımızda İslami camianın üç farklı pozisyon aldığı ortaya çıkıyor.

1-Stratejik hedefini kaybetmiş, zaafa uğramış kişiler. Bu kesim bu süreç sonrası üç farklı tavır sergiledi.

a)- Kendini hayır hasenat işlerine verenler

b)- Çözümü cihatçı eylemlerde arayan kesim

c)- Bireyselleşme ve Sekülerleşme eğilimi yaşayanlar

2-Sistem içinde alan açmayı önceleyen çabalar. Bu kesim Milli görüş çizgisinde olup 28 şubat deneyimini revize edenler olarak değerlendirebiliriz. Bu kesimi AK parti pratiği olarak görebiliriz.

3- Islah çizgisinin ve Seyyid Kutup’un taşıyıcısı bir modeli önceleyen sabiteler konusunda netleşmeye çalışan çabalar. Bu akım sistem içinde alan açma çabalarını destekliyor. Ancak olumsuzlukları eleştiriyor. Böylece bağımsız kimlik korunuyor.

Konuşmasının son bölümünde Hamza Türkmen; 3 Temmuz Mısır darbesi ile Türkiye’deki 17 Aralık darbe teşebbüslerini karşılaştırdı. Gerek Sisi’nin gerekse de Gülen cemaatinin vesayetten kurtulma sürecine darbe olarak algılanacak bu icraatları, kendi güçlerinden ve asabiyelerinden mi? Yoksa uluslararası güçlerin bir yönlendirmesi mi? Sorusunu sordu. Hangisi olursa olsun bu sorunun cevabını bu darbe ve hükümeti düşürme teşebbüslerinin ümmetin maslahatına uyup uymadığı ile test edilerek cevap aranmalı diye sonlandırdı. 

batman-20140127-1.jpg

batman-20140127-03.jpg

HABERE YORUM KAT

3 Yorum