Musa'nın Kavmi ve Tevekkül

25.06.2014 19:51

MURAT KAYACAN

Tevekkül, acziyet göstermek ve başkasında dayanmak anlamlarına gelmektedir (Firuzâbâdî, 2005, 1069). Bu yazıda nüzul sırasına göre Musa’nın kavmi ve tevekkül konusunu ele alacağız.

"Şu ayette tevekkül lafız olarak geçmese de anlam olarak mevcuttur: “Musa'ya da kitap verdik ve ‘Beni bırakıp başkasını vekil edinmeyiniz.’ diye onu İsrailoğulları için bir hidayet rehberi kıldık.” (İsra, 17: 2). Ayette yasaklanan vekillik, Allah’tan başkasını veli, yardımcı (Zehra, ts., VIII: 4330) ve kendisine dayanılan rab(ler) edinmektir (Maverdi, ts., III: 227).

İman ile islam eşitliğinin söz konusu olduğu bir ayette (Maturidi, 2005,      II: 381) Hz. Musa kavmini tevekkül etmeye çağırmakta ve o ayetin hemen ardından gelen ayette de o kimselerden çağrısına olumlu yanıt aldığı ifade edilmektedir: “Musa dedi ki: ‘Ey kavmim! Eğer Allah'a iman etmiş ve gerçekten boyun eğmiş, hakkıyla teslim olmuşsanız O'na güvenin.’ Onlar da, ‘Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz, bizi o zalim kavmin zulmü ile sınama!’ dediler.” (Yunus, 10: 84-85). Göründüğü kadarıyla Hz. Musa İsrailoğullarının iman etmiş olmalarından ötürü Firavun zulmüne maruz kalıp, dinlerini bırakmalarından endişelidir. Onları Allahu Tealaya “tevekkül etmeye” çağırması bundandır. Baskı rejimleri insanları ikiyüzlülüğe sevk eder. Halbuki Müslüman izzet-i nefis sahibidir/olmalıdır. Allah’a tevekkül eder ve Müslüman kimliğini gayr-ı İslamî ortamlarda da korur. Ayrıca bu ayetlerden İsrailoğullarının tümünün iman ettiği sonucu çıkarılamaz. Teslim olduysanız ifadesi de buna işaret etmektedir.

Kur’an Nuh, Âd, Semud kavimlerine ve ardından gelenlere şöyle denildiğini haber vermektedir: “Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz ancak sizin gibi bir insanız, ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Ve Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar. Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Elbette bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler." (İbrahim, 14: 11-12). Peygamberlerin sizin gibi bir insanız demeleri kavimlerinin onlardan mucize gösterme talebinde bulunduklarına işaret etmektedir. Halbuki peygamberler kendileri değil Allahu Teala dilediğinde mucize gösterebilirler. İnkârcıların olumsuz tavırları karşısında peygamberlerin ve müminlerin yapacağı iş, dinlerinde sebat göstererek zulmü ve fesadı yaygınlaştırmaya çalışan kimselere karşı mücadele ederlerken Allah’a tevekkül etmeleridir. İşte şükreden kulların tavrı böyledir. Onlar hidayete ermelerinin Allah’ın onlara verdiği bir nimet olduğunun farkındadırlar.

Hz. Musa döneminde yaşadığı söylenen Yuşa b. Nun ve Kalib b. Yufna adlarında iki Müslümana hakkında Kur’an’da şöyle denilmektedir: “Allah’tan sakınanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi, ‘Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galipsiniz. Eğer müminlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin.’ dedi." (Maide, 5: 23). Söz konusu iki kişi İsrailoğullarını, Kenanlılardan zorba kimseler üzerine yürüyüp arz-ı mukaddese girmeye teşvik etmektedir (Taberi, 2001, VIII: 293). Onlar adaletin tesisi ve zorbaların yenik düşmesi için düşmanlarını korkutacak bir hareketi yani zorba kimselere saldırmayı teşvik ediyorlardı. Ne var ki İsrailoğulları imanlarının gereğini yapıp, Allah’tan korkacaklarına oradaki zorbalardan korkmaktadırlar. Halbuki zalim kimselerin azabı (baskı ve işkenceleri) Allah’ın azabı (cehennem) gibi değildir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki tevekkül etmek yani yapılan hayırlı işlerde başkalarını/sahte rableri değil Allah’ı vekil tutmak Tevrat’ta da müminlere emredilmiştir. Zalim kimselerin zulmüne maruz kalan müminler şeytana uyup dinlerinden uzaklaşmamalı, aksine Allah’a tevekkül ederek dinlerinde sebat etmelidirler. Müslümanlar “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” demezler; yılanın etkisiz hale getirilmesi konusunda sorumluluk yüklenir, mallarıyla ve canlarıyla bu uğurda mücadele ederler.

***

Ebu Zehra, Mustafa b. Ahmed (h. 1394), Zehratu’t-Tefasir, 10 c., Daru’l-Fikri’l-Arabi, Kahire, ts.

Firuzâbâdî, Muhammed b. Yakub, el-Kamusu’l-Muhît, 8. bs., Müessesetu’r-Risale, Beyrut, 2005.

Mâturîdî, Ebu Mansur (ö. H. 333), Tefsiru'l-Mâturîdî, 10 c., Daru'l-Kütübi'l-İlmiye, Beyrut, 2005.

Maverdi, Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed (h. 450/1058), en-Nüketü ve’l-Uyûn, 6 c., Daru’l-Kütübi’l-İlmiye, Beyrut, ts.

Taberî, Muhammed bin Cerir (ö. h. 310), Câmiu'l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur'an, 26 c., Daru Hicrin li’t-Tabâati ve’n-Neşri ve’t-Tevzi ve’l-İ’lan, Kahire, 2001.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim