Mursi'nin kavmi Sisi'nin sihirbazlarını yutar

03.08.2013 23:08

Yasin Aktay

Lise yıllarımda okuduğum, okuduktan sonra da sosyolog olmama sebep olan Ali Şeriati'nin Mısır Piramitlerini bir anlatışı vardır. Herkesin büyük bir medeniyet şaheseri, dünyanın harikalarından bir harika olarak gördüğü piramitlerin önünde Şeriati uzun bir tefekküre dalar. Bu piramitlerin yapıldığı günlere gider, bu muhteşem binaları, insanlarda hayranlık uyandıran, dünyanın her yanından insanları ziyaretlere cezbeden bu yapılara baktığında herkesin gördüğünden farklı bir şeyi görür Şeriati: medeniyetin paradoksu ve insanın trajedisini.

Bu olağanüstü yapılar insanlığın nelere kadir olduğunun bir işareti gibi sunulur, oysa Şeriati'nin baktığı yerden insanlığın ne kadar alçalabildiğinden başka bir şey göstermez. Hem bu piramitlerin yapılma şekli dolayısıyla insanlığın insanlıktan çıkışı vardır hem de bugün insanların bu piramitlerin hangi şartlarda yapıldığına dair hiçbir farkındalık göstermeksizin buralara akışı dolayısıyla.

İnsanlıkta hayranlık hissi veren o piramitler milyonlarca kölenin en ağır şartlarda hayatları pahasına çalıştırılmasının sonucudur. O taşların her birinde kim bilir kaç kölenin kanı, gözyaşı ve hayatı vardır. O taşların başına oturup Firavunlardan ziyade o yapıların inşasında hayatları telef olan kölelerle empati kurmaya çalışır Şeriati.

Aslında bizzat bu yapıların varlığı insanın insana yapabildiği en büyük kötülüklerin tanığıdır. Ama bugün mimari sanatının veya medeniyetin şaheserleri olara işlem görüyor. Ziyaret edenler bu yapılarda insanlığın bütün değerlerinin nasıl ayaklar altına alındığına bakmaksızın bu yapıları inşa ettiren Firavunları medeniyetin bir eseri olarak görüyorlar. Oysa biraz daha dikkatle bakıldığında görülmesi gereken şey bunca azametli yapılara rağmen, o ölümsüz olma tutkusunun insanda nasıl büyük bir zaaf olduğudur. O firavunların sonuçta bu azametli yapılara rağmen ölmekten kurtulamamış olduklarıdır alınması gereken ders. Dahası bu sanat harikasını ortaya koyan temel saikin arkasında hiçbir olumlu insani değerin olmadığıdır.

Medeniyetin paradoksu budur işte. Bugün medeniyet adına ortada görünür olan şeyler aslında yeryüzünü gezerken bizden öncekilerin sonunun ne olduğunu ibretle seyretmemiz gereken eserlerdir. Bizden öncekiler de güç, görkem ve yaratıcılık konusunda çok iddialıydı. Oysa onlardan geriye kalan bir şey yok.

Mısır, Firavunlar diyarı. İnsanların en sistematik biçimde köleleştirildiği, devletin en karmaşık şeklinin ilk kurulduğu ve insanın kitleler halinde kullaştırıldığı diyarın adı. Firavun'un kendi iktidarına bir rüya yorumuna dayanarak tehdit hissettiği yerde kundaktaki bütün çocukları öldürmekten çekinmediği yerdir Mısır. Gücün şehvetine kapılan yöneticilerin bir aşama sonra bütün insanlara 'ben sizin en büyük rabbinizim' deme gafletinde ve azgınlığında bulundukları yer.

İnsanları kendilerine kul olmaya zorlayan Firavun olduğunda ona mutlaka bir Musa'nın da gönderildiği yerdir Mısır.

Tanrılık iddiasında bulunan Firavun'a Hz. Musa tabii ki yumuşak ama asla eğilip bükülmeyen bir netlikte 'tanrılık iddiasından vazgeç ve halkımı serbest bırak!' uyarısıyla gider. Ama Firavun'un bunu yapmayı kabul edecek hali yoktur. Uzun süren tartışmaların sonucunda kavminden Musa'nın çağrısına uyanlara diyebildiği şey şu olur: 'benden izinsiz başka bir tanrı mı ediniyorsunuz?' (Şuara 49).

Oysa Musa'ya tabi olanların istediği şey sadece özgürlüktü ve bunun yolu da sadece Allah'a kulluk etmekten geçiyordu.

Bugünlerde Adeviye'de Firavunların bağladığı zincirlerini kırmaya çalışırken aynı sahneleri tekrarlayan özgürlük aşığı insanların destanını izliyoruz. Tahrir meydanında Firavunların sihirbazlarının gösterisine tanık olduk. Tahrir Firavun'un ulusal ve uluslar arası medyadan ve sanatçılardan sihirbazlarının ürettiği bir yılan oldu meydanı kapladı.

Onun karşısında Adeviye'de Musa'nın dostları Allah'a, sadece Allah'a güvenerek kendi asalarını koydular ortaya. Oradan canlanan bir büyük ve gerçek ejderha şu anda Firavun'un sahte, sihirbazlıkla uydurulmuş yılanlarını yutmak üzere. Firavunlar telaşta. Kendilerine köle olmaktan başka bir rol yakıştırmadıkları insanların ayaklanışını panikle karşılıyorlar. 'Bizden izinsiz başkalarına mı tabi olacaksınız? Sizin bizden başka yöneticiniz mi olabilirmiş?'

Gel gör ki, Adeviye'de sergilenen dünya devrimler tarihinin en vakur, en asil ve en gerçek ayaklanışı karşısında Mısır Firavunlarının korkularının ecellerine faydası yok. Hz. Musa'nın, Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in rabbini bilen ve tanıyan kitleler bu saatten sonra Firavun onları nereye kadar takip ederse etsin, Tevhidin özgürleştirici ruhunu kuşanmışlardır.

Adeviye bugün sadece bir devrim gösteri alanı değil, bizatihi mescit, yani ibadethane. Bütün yeryüzünün kendilerine mescit kılındığını bilenler dün Tahrir'deydiler bugün Adeviye'de. Meydanın kendisinde bir keramet yok. Keramet insanın iradesinde ve niyetinde. İnsanları meydanlar yapmaz, insanlar meydanları yapar.

Ama bugün için Adeviye kelimenin tam anlamıyla bir mescit. o kadar ki, Ramazan'ın son on günü için insanların Allah'la halvete girdikleri, dünyaya karşı züht ettikleri bir itikaf alanı olarak kullanılıyor.

Eylemin anlamına bakın: Dünyayı zühd ile terk ederek Firavunlara meydan okuma. Allah'la halvet içinde dünyayı değiştirme.

Uzlaşma talep eden cuntacılara Muhammed Mursi'nin verdiğ cevap: 'Neyle ikna edebilirsiniz ki beni: O ki, mahpusluğum zühd, sürgünüm hicret, ölümüm şehadet'.

Bu ruhun önünde hangi Firavun durabilir?

YENİ ŞAFAK

 

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim