1. YAZARLAR

  2. Bülent Keneş

  3. Mursi'nin İran ziyareti bir eksen kaymasına mı işaret?
Bülent Keneş

Bülent Keneş

Yazarın Tüm Yazıları >

Mursi'nin İran ziyareti bir eksen kaymasına mı işaret?

A+A-

Ortadoğu'nun iki önemli bölgesel gücü durumundaki Mısır ile İran arasındaki ilişkilerin geçmişini İran'ın efsanevi Ahamenid dönemine kadar dayandırmak mümkün.

Ancak, Mısır ile 1948 yılında kurulan İsrail yönetimi arasındaki sorunlar ile Şahlık İran'ının Batı-İsrail yanlısı politikaları iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine bir zemin hazırlamıştır. Nihayet 1949 yılında Şahlık rejiminin İsrail devleti ile diplomatik ilişki kurması üzerine Mısır-İran diplomatik ilişkileri kesilmiştir. İran'ın İsrail ile olan ilişkileri, Yemen sorunu, Mısır ile Suriye arasındaki birlik ve İKÖ'de karşılıklı atışmalar gibi sorunlar iki ülkeyi uzunca bir süre hep karşı karşıya getirmiştir.

Batı ve ABD ile daha sıcak ilişkiler geliştiren Enver Sedat döneminde ise Mısır-İran ilişkileri ivme kazanmıştır. Mısır'ın Süveyş Kanalı, İran'ın ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü Ortadoğu'nun siyasî ve ekonomik güvenliği üzerinde önemli roller oynamalarına imkân vermiştir. Uluslararası meselelerde, ABD'nin bölgesel amaçları doğrultusunda, Şah ile Sedat'ın birlikte hareket ettiklerine tanık olunmuştur. İran'ın 1967 yılındaki İsrail'le savaşlarında Araplara verdiği destekten sonra iki ülke arasındaki ilişkiler yeni bir boyut kazanmıştır. Müslüman Kardeşler'e düşmanca bakan Sedat yönetimindeki Mısır, Şah'ı bölgenin istikrarını sağlamada ve yükselen İslâmcı akımları dizginlemede bir ortak olarak görmüştür. Şah'ın düşmesi üzerine Mısır, Ayetullah Humeynî'nin Şah'ın yerini almasını bir türlü onaylayamamıştır.

1979 İran Devrimi, Müslüman Kardeşler ve el-Tekfir vel-Hicre gibi kendi İslâmcı muhalifleri olan dönemin Mısır rejimini endişeye sevk etmiştir. Humeynî ve destekçileri açısından ise İsrail ile anlaşma yaptığı ve devrik Şah'a kucak açtığı için Mısır fazlasıyla antipatik gelmiştir. 1979 yılında Mısır ile İsrail arasında Camp David Antlaşması'nın imzalanması üzerine Humeynî'nin bizzat kendisi Mısır ile ilişkilerin kesilmesini istemiştir. İran-Irak Savaşı başlayınca Mısır da kendisini dolaylı bir savaşın içinde buluvermiştir. Mısır, 1984 yılında Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nda 14 gemisinin tahrip olmasına yol açan mayınlardan İran'ı sorumlu tutmuştur. Mısır'daki İslâmcı gruplar hakkında yapılan soruşturmalardan sonra 1987 yılı Mayıs ayında bu grupların İran tarafından finanse edildiği iddia edilmiş ve Tahran ile geriye kalan bütün ilişkiler de kesilmiştir.

Bu dönemde Mısır'daki hükümet yanlısı yayın organları "Şiîler fanatiktir, doktrinleri İslâm'ın anlaşılmasını güçleştiriyor, mezhepleri seçkincilik (elitizm) üzerine kurulmuştur, Humeynî rejiminin dış politikası aslında yeni bir Pers emperyalizmi hedefi üzerine kurulmuştur" şeklindeki düşünceleri sıklıkla işlemiştir. Öte yandan, Mısır'ın İsrail'e olan düşmanlığını sona erdiren Camp David antlaşması İranlı mollalar tarafından gayr-i İslâmî bir davranış ve hatta dinden çıkmak olarak nitelenmiştir. Humeynî'ye göre bu anlaşma, Sedat'ın Siyonist bir ajan olduğunu ortaya koymaktaydı. Sedat'ın sürgündeki Şah'a sıcak bir şekilde kucak açması İran'daki mollaları daha da kızdırmıştı. Tahran'ın, Sedat'ın suikasta kurban gitmesini, suikastçının adını seçkin caddelerinden birine vererek ve hatta bu olayın anısına pul bastırarak kutlaması ise Mısır yönetimini öfkelendirmiştir.

Geçen yıl Arap Baharı'yla devrilen Hüsnü Müba-rek'in iktidara gelmesinden sonra ise Mısır hükümeti İran Devrimi hakkında eskisi kadar sık değerlendirme yapmaktan imtina etmiştir. Bununla birlikte Mısır'ın İran'a bakışında bir değişiklik olmamıştır. Neticede iki ülke arasındaki ilişkiler 1979 Nisan ayından 2011 yılına kadar tamamen kesik kalmıştır. Daha düne kadar ilişkilerinin seyri bu minvalde olan bu iki ülke arasındaki ilişkileri şimdi yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Mısır-İran yakınlaşmasının şüphesiz ki bölgesel ve küresel etkileri ve Türkiye'yi ilgilendiren yansımaları da olacaktır.

MURSİ'Yİ DÜNYA YAKINDAN İZLİYOR

Arap Baharı'nın Mısır'daki ana aktörlerinden Müslüman Kardeşler'in adayı olarak haziran ayında ikinci turda aldığı yüzde 50 civarı oyla cumhurbaşkanlığına seçilen Muhammed Mursi'nin attığı her adım ilk günden itibaren uluslararası toplum tarafından yakından izleniyor. Mursi'nin sürekli göz önünde bulundurması gereken tek unsur, şüphesiz sadece dış güçlerin tepkisi değil. Asıl içerideki kırılgan desteği muhafaza etmesi büyük önem arz ediyor. İlk turda aldığı yüzde 25'lik oyla kemik destekçisinin miktarı belli olan Mursi'nin liderlik meşruiyetini sürdürebilmesi için başta İhvan dışında kendisine destek olanlar olmak üzere Mısır'daki tüm siyasal grupların tepkilerini de gözetmesi gerekiyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse Mursi'nin şu ana kadarki tavrı tarz olarak 2002 yılında iktidara gelen AKP'nin o dönemdeki cesur ve atılgan tavrına çok benziyor. 12 Ağustos'ta aldığı bir kararla Mısır'da sarsılmaz gibi gözüken ordunun üst kademesini görevden alarak askerî vesayete büyük darbe indiren Mursi'nin konvansiyonel Mısır siyasetinden epey farklı bir yol izleyeceği anlaşılmıştı. Mursi'nin önümüzdeki günlerde de Mübarek döneminde çoğu emekli generallere peşkeş çekilmiş olan 28 vilayetin valilerini de görevden alarak, yerlerine sivilleri ataması bekleniyor. Şehirlerde seçilmiş belediye başkanları olmadığı için valilerin tasfiyesi Mursi'nin en az generallere yönelik hamlesi kadar önemli bir adım olacak. Mursi, bir taraftan sivilleşme ve Mübarek döneminin kalıntılarını silme konusunda radikal adımlar atarken, öte yandan atadığı dört yardımcısından birinin Hıristiyan, birinin kadın, diğerinin bir selefi lideri ve sadece birinin İhvan'dan olması iç siyasette dengeciliğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Peki, Mursi dış politikada da aynı dengeciliği becerebilecek mi?

Pazartesi günü Reuters'a verdiği söyleşide söylediklerine bakılırsa Mursi, "a balanced foreign policy" izlemek niyetinde. Bunun göstergesi olarak da İsrail'le imzalanan Camp David anlaşmasına sadık kalacağını söylemekle birlikte, İran'a yönelik yeni bir yaklaşım geliştireceğine, ama Esed'in düşürülmesi için çaba harcayacağına dair sözlerini kabul edebiliriz. Mursi, bu yönüyle de ilişkilerini çeşitlendirmeye ve çevresindeki her ülkeyle dostane ilişki geliştirmeye çabalayan AKP hükümetlerine benziyor. Doğal olarak AKP'nin izlediği dış politikadan dolayı üzerine çektiği şüphelerin bir benzerini Mursi yönetimi de üzerine çekiyor. Bugüne kadar sadece Mısır'ın geleneksel müttefiki Suudi Arabistan'ı ziyaret etmiş olan Mursi'nin önce Çin'i ve hemen ardından da İran'ı ziyaret edecek olması haklı bir şüpheyle karşılanıyor. Mısır'ın dış politikasında bir eksen kayması yaşayıp yaşamayacağına dair kaygılar ise artıyor. Mısır'ın dış politik yöneliminde ciddi bir eksen kayması olup olmadığını söylemek için henüz çok erken olmakla birlikte Mursi'nin koşulsuz ABD-İsrail yanlısı olan Mübarek'ten son derece farklı bir dış politika izleyeceğinin sinyallerini şimdiden verdiğini söylemek mümkün.

Gelişmelere optimist bir gözle bakacak olursak, Mursi'nin Esed yönetiminin az sayıdaki destekçilerinden ikisi olan Çin ve İran'ı ziyaret etmesi, küçük bir ihtimal de olsa, belki de bu ülkelerin Esed'in gitmesi konusunda ikna edilmesinde bir etki de yapabilir. Ancak bu, Mısır'ın İran'a devredeceği örgütün dönem başkanlığı için dahi olsa NAM Zirvesi için Tahran'a ziyarette bulunması hem dışarıdan hem de içeriden ciddi tepkiler almasına engel olmuyor. İhvan bünyesindeki bazı gruplar da dâhil olmak üzere Mursi'nin, İran ziyaretini kendi iç kamuoyuna anlatmasının hiç de kolay olmayacağını tahmin edebiliriz. Mısır'ın İran'a yakınlaştırılmasından endişe duyanları teskin etmek için Mursi'nin eylül ayında BM Genel Kurul toplantılarına katılmak üzere New York'a gideceği bilgisi epeydir dolaşıma sokulmuş durumda.

Belli ki, bölgesel ağabeylik rolüne yeniden soyunmak konusunda aceleci bir tavır sergileyen Mursi yönetimindeki Mısır, tüm tepkilere rağmen İran'la yakınlaşmakta bir sorun görmüyor. Peki, Mursi'nin Türkiye'ye yaklaşımı ne? Mısır seçimleri öncesinde AKP ve hükümetinin İhvan'ın ve dolayısıyla Mursi'nin seçim kampanyalarına destek verdiği söyleniyordu. AKP acaba seçilmesinden sonra Mursi'nin Türkiye'ye gösterdiği yakınlıktan memnun mu? Tabii doğal olarak hangi yakınlık diye sorabilirsiniz. Mısır'daki dostlarım da aynı fikirde. Mursi'nin ve çevresindekilerin bugüne kadar Türkiye ve AKP'nin adını anmamak için özel bir gayret gösterdiğini söyleyenler bile var. Mursi üzerinde etkili olan İran'a eğilimli bir İhvancı grubun, İran'a sempatileri oranında Türkiye ve AKP antipatisine sahip oldukları da iddialar arasında. Muhtemel tüm tepkilere rağmen Tahran'a gitmekte bir beis görmeyen Mursi'nin Türkiye'yi henüz resmen ziyaret gündemine almaması da üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. ABD'nin yanı sıra Brezilya ziyaretinin de netleştiği söylenen Mursi'nin muhtemel bir Türkiye ziyareti belli ki sürpriz olacak. Bunun yerine Mısır yönetiminin Cumhurbaşkanı Gül'ün bir resmi Kahire ziyaretini bekledikleri söyleniyor.

Kendisini o göreve getiren İhvan'ın önemli bir kesiminden, Mısır toplumunun geniş kitlelerinden ve Batılı güçlerden aldığı tepkiye rağmen Çin'den sonra hemen İran'ı ziyaret edecek Mursi'nin aklına bakalım Türkiye ne zaman gelecek? AKP hükümetinin İhvan'a yaptığı yatırımlar meyve mi verecek, yoksa Mursi liderliğindeki Mısır Türkiye için yeni bir bölgesel rakibe mi dönüşecek? Bekleyip göreceğiz.

*Today's Zaman, Genel Yayın Yönetmeni

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT