1. HABERLER

  2. HABER

  3. Murat Koç, Kobani’yi ve Çözüm Sürecine Etkisini Yorumladı
Murat Koç, Kobani’yi ve Çözüm Sürecine Etkisini Yorumladı

Murat Koç, Kobani’yi ve Çözüm Sürecine Etkisini Yorumladı

"Sürecin başladığı iki yıl önceki koşullar ve imkânlar bugün Türkiye ve Ortadoğu’daki yeni gelişmelerle birlikte güncelliğini yitirmiştir. Bugünkü realite, Türkiye’yi Kürt sorununun yeni ve aktüel veçhelerini de içine alan geniş bir çözüm planına zorluyor

A+A-

- Bağımsızlık ilanına hazırlanan Güney Kürdistan’ın ardından IŞİD, Rojava’ya da geniş bir saldırı başlattı. Suriye’de Esed’in katliamları devam ederken, ABD ve müttefikleri ise IŞİD ve Esed’e karşı mücadele veren bazı muhalifleri bombalıyor. Türkiye ise ABD’de pozisyonunu netleştirmeye çalışıyor. Bu noktaya nasıl ve neden gelindi?

- Suriye halkı 3,5 yıldır Esed rejimi tarafından sistematik olarak katlediliyor. Bu zulüm tüm dünyanın gözü önünde ve dünyanın suskunluğundan alınan cesaretle işlenmeye devam ediyor. On yıllardır despot bir rejimin en ağır baskılarına maruz kalan bu halkın adalet ve özgürlük adına başlattığı kıyam maalesef arzu edilen düzeyde sahiplenilmedi. IŞİD bahanesiyle Ortadoğu’daki işgali derinleştirmek için koalisyon kuran güçler, Esed canisinin arkasına İran, Rusya ve Hizbullah’ın desteğini alarak Suriye’de işlediği vahşi katliamları sahiplenen bir tutum sergilediler bugüne kadar. Bununla beraber Irak’ı işgal edenler geride Maliki gibi bir zalimi bırakarak Şiiler dışındaki unsurların tamamının bu diktatör tarafından on yıldır zulme uğramasına da göz yumdular. Bugün yaşananlar, Suriye’de Baas rejiminin Irak’ta da mezhepçi iktidarın halka adeta cehennem hayatı yaşatmasının bir sonucudur. IŞİD denilen olguyu bu arka plandan bağımsız okumak meseleyi ıskalamak, işgal güçlerinin amaçlarını görmemek anlamına gelir.

ABD ve müttefiklerinin IŞİD bahanesiyle başlattığı saldırılar Suriye’de Esed rejiminin ömrünü uzatıp Irak’ta da Şii mezhepçi iktidarı güçlendirecektir.  Zira İran’ın ve Esed’in koalisyon güçlerinin saldırılardan duydukları memnuniyet ortada. Esed’e karşı mücadele eden IŞİD dışı muhalif unsurların bombalanması da bu tabloyu açıkça ortaya koyuyor. ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik planları arasında asla mazlum ve mağdur edilmiş halkların lehine bir hesap olmamış; bilakis ABD’nin çıkarları göz önünde tutularak hareket edilmiştir. Son operasyonlar da ABD’nin çıkarlarını ve stratejik planlarını korumaya yöneliktir. Türkiye dış politikada son yıllarda mazlum halkların lehine geliştirdiği siyaset tarzıyla bana göre çok doğru ve adil bir yol tutturmuştur. Bunu küresel vesayetten kurtulma, tarihsel ve sosyal bağlarının bulunduğu mazlum halkların haklı mücadelesini sahiplenme misyonuyla yapan Türkiye’nin Ortadoğu’daki varlığı gayrı meşru olan ABD’nin emellerine alet olması bütünüyle yanlıştır ve asla kabul edilemez.

- Türkiye açıkça Suriye’deki muhalifleri destekledi, ama PYD daha mesafeli davrandı, hatta yer yer iş tuttu. PYD’nin, Esed’in karşısında net olarak durmamış olması bugün ortaya çıkan koşulların zeminini oluşturmuş olabilir mi?

- Türkiye, Suriye direnişinin ilk gününden itibaren Esed karşısında sonuna kadar haklı bir mücadele yürüten muhalifleri içerden ve dışarıdan gelen tüm baskı ve engellemelere rağmen destekledi. Uluslar arası platformlarda Suriyelilerin yaşadığı zulmü sürekli gündemde tuttu, dünyanın suskunluğunu ve ikiyüzlülüğünü her fırsatta dile getirdi. Canını ve onuru korumak için buralara sığınmak isteyen yüz binlerce muhaciri misafir etti ve Türkiye’ye sığınmak isteyenlere asla kapılarını kapatmadı.

Öcalan’ın Suriye muhalefetiyle birlikte hareket edilmesi gerektiğini defalarca vurgulamasına rağmen PYD, Suriye Kürdistan’ında özerk bir bölge kurmak amacıyla ilk günden itibaren Suriye muhalefetine uzak durmayı tercih etti. Hatta belli dönemlerde ÖSO ile bazen de Nusra ile çatışmalar yaşandı. Suriye Kürdistan’ının birçok yerinde Esed’le işbirliği yaptı. Bugün Haseke ve Qamişlo bölgelerinde rejim kuvvetlerinin yerleşik olduğu biliniyor. Bununla beraber PYD, Suriye Kürdistan’ında kendisi dışındaki oluşumlarla da ciddi sorunlar yaşadı. Özellikle Barzani’ye yakın parti ve kuruluşlarla uzun süren ve bir türlü çözülemeyen çatışmalar yaşandı. Barzani PYD’nin bu tavrını gerekçe göstererek yıllardır yapılması gündemde olan "Ulusal Kürt Konferansı"na destek vermedi ve konferans süresiz ertelendi. Suriye Kürdistan’ında PYD’nin tek başına hâkimiyet kurmak istediğini iddia ederek buna karşı çıkan muhalifler ise PYD tarafından ağır cezalara çarptırıldı.

PYD’nin Suriye muhalefetiyle birlikte hareket etmemesi, Kürdistan’daki diğer unsurlarla barışık olmaması, son aylarda özellikle Kobani ve civarında IŞİD ile PYD güçleri arasında yaşanan çatışmaları tek başına izah edemez. Öncelikle IŞİD’in Suriye’de sadece PYD ile değil tüm muhaliflerle savaştığını belirtmek gerek. IŞİD sadece PYD ile çatışmıyor; Esed rejimine karşı direnen tüm kesimlerle savaş halinde. IŞİD Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de hâkimiyetini genişletmeye yönelik bir strateji izliyor. Başta Rakka olmak üzere Suriyeli muhaliflerin Esed’den kurtardığı bölgeleri işgal eden IŞİD, şimdi de Kürdistan bölgesini ele geçirerek hâkimiyet alanını genişletmeyi amaçlıyor. Suriye muhalefetinin dağınıklığı, PYD’nin yalnızlığı tercih etmesi ise sadece IŞİD’in işini kolaylaştırıyor.

- Türkiye’deki çözüm sürecini de tehdit eden Rojava PKK için neden önemli?

- PKK uzun süredir “demokratik özerlik” adıyla bir statü talebi ve bunu gündemleştirme çabası içinde. Suriye Kürdistan’ının verili şartları PKK-PYD’ye fiili de olsa bir özerklik kurma imkânı sağladı. PYD, sosyolojik olarak kendi ideolojisine yakın olan Rojava’daki koşulları bir fırsata çevirerek üç kantonlu bir yönetim sistemi geliştirdi ve fiilen bu bölgeyi yönetmeye başladı. 30 yıl boyunca savaşan bir hareket için yönetimsel bir pratiği yakalamak büyük bir avantaj ve kazanım anlamına gelir. Kürt Ulusal hareketi, özellikle Türkiye’de soyut bir zeminde yürütülen çözüm sürecinin sağlayacağı imkânların ne olacağı bile belli değilken Kürdistan’ın bir parçasında kurumsal bir yönetim tesis etme gibi bir kazanımı asla kaybetmek istemiyor. Bu nedenle de Rojava’yı yönetmek onlar için hayati öneme sahip tarihsel bir hamle anlamına geliyor.

- Kobani’den Türkiye’ye büyük bir göç dalgası yaşandı. Türkiye başta kısa bir bocalama yaşadı ancak sonrasında kapıları açtı. PKK, HDP başta olmak üzere tüm kurumlarıyla seferberlik başlattı. İnsanların zor durumda olduğu bir sırada sınırda yaşanan gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Bence ne PKK-PYD ne de Türkiye hükümeti IŞİD’in Kobani’ye bu kadar ağır bir saldırı düzenleyeceğini tahmin etmiyordu. İki taraf da kendileri açısından meseleye oldukça hazırlıksız yakalandı. IŞİD’in Kobani’ye taarruzu yeni değil; Temmuz ayında da saldırılar olmuştu. O zamanki saldırılar bu düzeyde değildi. Böylesine büyük bir saldırıyı hiç kimse öngöremedi. Zaten Kobani halkı da ansızın karşı karşıya kaldıkları bu durum nedeniyle on binler halinde Suruç sınırına akın etti. Hükümet sınırdan gelenleri kabul ediyor ama bu kadar çok insan için kampların hazırlanması zaman alacağından şimdilik bir takım sıkıntıların yaşandığını duyuyoruz.  Başta AFAD ve insani yardım kuruluşları olmak üzere bölge halkı seferber olup göç eden insanlara yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bu çok güzel ve takdire şayan bir tablo. Yeri gelmişken şunu da ekleyelim: Keşke bugünkü sosyal seferberlik, üç yıldır Suriye’nin değişik bölgelerinden göç eden insanlar için de sergilenseydi. Irkçıların saldırılarına maruz kalan Suriyelilere karşı da aynı duyarlılıkla destek olunsaydı.

Sınır hattındaki gerilim ise PKK tabanının IŞİD’in saldırısı nedeniyle hükümeti suçlamalarından ileri geliyor. HDP’nin çağrısıyla birçok yerden gelen protestocular hükümeti IŞİD’ destek vermekle suçluyorlar. Aynı zamanda çatışmaların giderek yoğunlaşması, IŞİD’in Kobani periferindeki mevzilerini genişleterek Kobani’nin merkezine doğru ilerlemesi PKK tabanının gerilimi tırmandırmasına neden oluyor.

- Türkiye genelde bölgesinde yaşanan gelişmelere bigane kalamayacağını söylüyordu ve ilkesel olarak olaylara müdahil oluyordu. Ancak bu tepkisi Kobane saldırısında olmadı, bunu neye bağlıyorsunuz?

- Türkiye bölgede etkili bir aktör olmak istiyor. Ancak son dönemde çok hızlı gelişmeler yaşandı ve bölgeye müdahale etmek isteyen aktörler çeşitlendi. Bu çeşitlilik beraberinde bölge üzerinde bazı siyasal hesapların da yapılmasını getiriyor. Türkiye’nin bu denklem de nerede durması gerektiğine henüz karar veremediği kanaatindeyim. Bununla beraber Türkiye PKK-PYD’nin güçlenmesini istemediği için Kobani’deki savaşa taraf olmuyor. Şimdilik sınırı açarak, Kobani’deki saldırılardan kaçan insanlara ev sahipliği yapmakla yetiniyor. Sınırdaki mevcut gerilimin bir nedeni de bu. Kürt Ulusal Hareketi her ne kadar IŞİD konusunda Türkiye’yi suçlasa da ısrarla Türkiye’nin de içinde bulunduğu koalisyondan destek talep ediyor. KCK imzalı son açıklamada benzer eleştiriler eşliğinde IŞİD’e karşı Rojava’da askeri müdahalede bulunulması talep edilerek aksi durumda Kobani’de yaşananlardan ötürü ABD, Avrupa ve Türkiye’nin sorumlu tutulacağı belirtiliyor.

- Türkiye’nin IŞİD’i desteklediği ya da Ali Bayramoğlu gibi yazarların da ifadesiyle göz yumduğu-önünü açtığı şeklindeki iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğine dair yorumlar özellikle IŞİD’in Musul’da konsolosluk çalışanlarını rehin almasının ardından IŞİD bağlamında yaşananlar hakkında Türkiye’nin suskunluğu tercih etmesiyle yoğunluk kazanmıştı. Türkiye’nin IŞİD’den petrol satın aldığı, IŞİD’e silah temin ettiği gibi birçok haber ve yorum son aylarda konuşulmaya başlandı. Türkiye hükümeti bu haberlerin tümünü yalanlamakla beraber Ekim 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan ettiğini defalarca vurguladı. Doğrusu Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğine dair söylenen birçok şey sonuçlar üzerinden varılan yargılara dayanıyor. Özellikle Suriye’de Türkiye’nin desteklediği grupların neredeyse tamamı IŞİD’in ağır saldırılarına maruz kalıyor. Türkiye’nin rehineler nedeniyle pasif tutum alışını IŞİD’i desteklemek şeklinde yorumlayanlar rehinelerin serbest bırakılmasını da IŞİD’le Türkiye’nin arasındaki ilişkiyle izah etmeye çalışarak illa da Türkiye ile IŞİD arasında bir bağ kurma ısrarı içindiler. Diğer yandan Ali Bayramoğlu gibi yazarların olayların aldığı seyir ve sonuçlar üzerinden çıkarsamalarda bulunarak hükümet IŞİD ilişkisine değinmeleri somut verilere dayanmadığı için sadece iddia düzeyinde kalıyor. IŞİD’in Kobani saldırısını Türkiye’nin IŞİD’e verdiği desteğe bağlamak yerine Türkiye’nin bir devlet tavrı olarak geliştirdiği PKK’nin güçlenmemesi hesabına dayandırmak daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır ki Ali Bayramoğlu da söz konusu yazısında meseleye bu açıdan yaklaşıyor.

- Bu gelişmelerin ardından Kandil’in çözüm süreci bitmiştir şeklindeki açıklaması ne anlama geliyor?

- Çözüm süreci Kandil’le yürütülmediği için tek başına Kandil sürecin kaderini tayin pozisyonunda değil. Kobani’de yaşananların ardından Kandil’in çözüm sürecini bitirmeye çalıştığı söylenebilir. Ancak Öcalan’ın ne söyleyeceği daha önemli. Kandilin çözüm sürecini tehdit eden açıklamalarına cevaben Başbakan’ın ve İçişleri Bakan’ının sürecin ilerletileceğine dönük açık beyanları çözüm sürecinin devam ettirilme kararlılığını gösteriyor. Ama özellikle Kobani’de yaşananlarla paralel olarak Türkiye Kürdistan’ında artan gösteriler, kolluk güçlerine saldırılar sürecin tehlikeye girebileceğinin işaretlerini taşıyor. Cemil Bayık’ın “savaşçıları kontrol etmekte zorlanıyoruz; Eylül sonunda çatışmalar başlayabilir” şeklindeki açıklamaları da aynı tehdidin bir başka boyutunu yansıtıyor. PKK, çözüm sürecini Rojava ile bağlantılı olarak değerlendirdiği için Rojava’nın geleceğinin çözüm sürecinin de akıbetini belirleyeceğini düşünüyorum. Kandil’in ve örgütlü tabanın rahatsızlığı Öcalan’ı da etkileyip geri adım atmasına yol açabilir. Her ne kadar  Öcalan PKK ve bileşenleri üzerinde etkin görünse de Kandil’le ve tabanla ayrılık görüntüsü vermemek için çözüm sürecinden vazgeçebilir. 

- Güney Kürdistan, Rojava ve Suriye’de ABD ve müttefiklerinin başlattığı operasyonun çözüm sürecine muhtemel etkileri ne olabilir?

- Güney Kürdistan ve Rojava’ya yönelik IŞİD saldırıları karşısında Türkiye’nin suskunluğu Kürt gruplar tarafından sert biçimde eleştiriliyor. KDP yetkilileri bugüne dek Türkiye ile geliştirdikleri iyi ilişkilerin IŞİD saldırıları karşısında Türkiye’den bir destek alamadıkları için tehlikeye girebileceğini belirtiyorlar. Türkiye’nin tutumundan dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyorlar. PKK’nin yaklaşımı ise herkesin malumu. Çözüm sürecini bir bütün olarak görmek gerekiyor. Çözüm süreci orta vadede Güney Kürdistan ve Rojava ile ilişkili bir süreçtir. Bu nedenle son aylardaki gelişmeler hükümeti çözüm konusunda yeni bir perspektifle meseleye yaklaşmaya itecektir. Suriye Kürdistan’ında yaşananlar Türkiye’nin PKK’yi silahsızlandırma hedefini boşa çıkarmıştır. IŞİD’in saldırıları karşısında KDP-PKK yakınlaşması da Türkiye’nin çözüm stratejisinde değişikliğe gitmesini gerektirecektir. ABD ve müttefiklerinin saldırısının Ortadoğu’da yol açacağı sonuçların Kürtlerin etkin olduğu bölgelere yansıması da çözüm sürecinin geleceğini mutlaka etkileyecektir. Sürecin başladığı iki yıl önceki koşullar ve imkânlar bugün Türkiye ve Ortadoğu’daki yeni gelişmelerle birlikte güncelliğini yitirmiştir. Bugünkü realite, Türkiye’yi Kürt sorununun yeni ve aktüel veçhelerini de içine alan geniş bir çözüm planına zorluyor. Hükümetin çözüm perspektifinde değişikliğe gidip gitmeyeceği Ortadoğu’da önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmelerin ardından netlik kazanacaktır.

Kaynak: Islahhaber.com

HABERE YORUM KAT

1 Yorum