Müminlerin anlaşmalı topluluklarla ilişkileri

25.12.2013 19:25

Murat Kayacan

Arapça'da misakın (anlaşma) türediği vesak akit anlamına gelmektedir (İbn Faris, 1979, VI: 85) mevsîk gibi misak da ahit anlamındadır (İbn Manzur, h. 1414, X: 371) Kur'an misak (anlaşma) kelimesini Allah, inkârcılar, İsrailoğulları, Ehl-i Kitap, peygamberler, birtakım topluluklar bağlamında ve eşe verilen güvence anlamında kullanmaktadır. Biz bu yazıda bu kategorilerden müminlerle anlaşmalı topluluklardan söz eden ayetlerle sınırlı olarak misak kavramı üzerinde duracağız.

Müminlerle aralarında bir anlaşma bulunan herhangi bir topluluğua sığınanlar, müminlerle savaş durumunda olanları terk edip savaş durumunda olmayan bir topluluğun anlaşma ve güvencesine katılanlar, o topluluk ile olan anlaşmanın hükmüne tâbi olurlar (Yazır, 1979, II: 1413): Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir topluluğa sığınmış olanlar (…) müstesna." (Nisa, 4: 90). Süddi'ye göre böyle kimselere zımmi statüsü tanınır. İbn Zeyd de bu kimselere eman verileceği kanaatindedir (Taberi, II: 292, 293).

Kur'an'daki, "Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. (…) Eğer öldürülen (mümin) sizinle aralarında anlaşma olan bir topluluktan ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köle azat etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), Hakimdir (hüküm ve hikmet sahibidir)." (Nisa, 4: 92) şeklindeki ayetten yola çıkarak, "Bu ayet anlaşmalılardan hata ile öldürülenleri de içermektedir." görüşüne binaen alimler, zımminin ve anlaşmalının diyetinde ihtilaf etmişlerdir. Alimlerden bazıları bu konudaki rivayet edilen hadislere göre bu diyetin, Müslüman bir kişinin diyeti gibi olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da bu miktarın yarısı kadar olduğunu söylemişlerdir (Derveze, 1997, VI: 188). Şafii müminlerle aralarında anlaşma bulunan bu topluluğun (Ehl-i misak) Müslümanlar olmadığı kanaatindedir (2006, II: 639).

Müminlerle aralarında bir anlaşma bulunan bir topluluk aleyhine bir durum söz konusu olmamalıdır. Zira müminlerin antlaşma yapmış oldukları bir kavmin aleyhine olacak bir şekilde o müminlere yardım ederek, antlaşmayı geçersiz kılmaları ahde vefasızlık olur. Bu da müminler için caiz olmaz (Yazır, 1979, 2437-2438): Bununla beraber (hicret edemeyenler) dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyor. (Enfal, 8: 72). Ancak imkân bulduğu halde hicret etmeyen Müslümanlar, Müslümanlarla ittifakı olmayan bir topluluğa karşı kendilerine din uğrunda yardım edilmesini isterlerse o zaman Müslümanlar onlara yardım ederler (Ateş, 1988, III: 540).

Yukarıdaki ayet bağlamında "Acaba Suriye'de Esed rejimine karşı mücadele eden Müslümanlara yardım, anlaşmayı bozmak mıdır?" sorusu akla gelmektedir. Aylarca barışçıl eylem yapan Müslüman halkın üzerine ateş açan Esed rejimi ile bir anlaşmadan artık söz edilemeyeceği için oradaki direnişçi Müslümanlara ve mazlum yaşlılara, kadınlara ve çocuklara sahip çıkmak "anlaşmaya ihanet" kapsamında görülmemelidir.

Görüldüğü gibi, Kur'an müminlerin sadece bireysel sorunlarıyla değil toplumsal meseleleriyle de ilgilenir. Ayrıca o, onların uluslararası ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunu da netleştirmektedir. Müslümanlar başka bir ülkede Müslümanların başı sıkıştığında yardıma koşarlar ancak o ülke ile aralarında bir anlaşma varsa (karşı tarafa antlaşmalarını bozduklarını bildirmedikçe) yardım görevlerini "anlaşmalarını çiğneyerek" yerine getiremezler.

 

 

Ateş, Süleyman, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, 12 c., Yeni Ufuklar Neşr., İstanbul, 1988.

Derveze, İzzet, et-Tefsiru’l-Hadîs, (çev. Vahdettin İnce ve diğerleri), 7 c., Ekin Yay., İst., 1997.

İbn Faris, Ebû’l-Huseyn (395/1005), Mu’cemu Mekayisi’l-Luga, 6 c., Daru’l-Fikr, (bs. yeri yok), 1979.

İbnu Manzur, Ebu’l-Fadl Cemâluddîn (ö. 1312) , Lisânu’l-Arab, 15 c., Daru Sadır, Beyrut, h. 1414.

Şafii,  Muhammed b. İdris (ö. h. 204), Tefsiru'l-İmami'ş-Şafii, 3 c., Daru’t-Tedmiriye, S. Arabistan, 2006.

Taberî, Muhammed bin Cerir (ö. h. 310), Câmiu'l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur'an, 26 c., Daru Hicrin li’t-Tabâati ve’n-Neşri ve’t-Tevzi ve’l-İ’lan, Kahire, 2001.

Yazır, Elmalılı Hamdi (ö. 1942), Hak Dini Kur’an Dili, 10 c., Eser Neşr., İst., 1979.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim