1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Mümin, Peygambere Hakaret Edenle Bir Arada Yaşayamaz!
Mümin, Peygambere Hakaret Edenle Bir Arada Yaşayamaz!

Mümin, Peygambere Hakaret Edenle Bir Arada Yaşayamaz!

Her inancın kutsalları olduğu gibi İslam’ın da kutsalları vardır. Bunların başında Hz. Peygamber'in dokunulmazlığı gelir. Hiçbir mümin, Peygamberine hakaret eden birine hoşgörü ile bakamaz, onunla barış ve huzur içinde bir arada yaşayamaz.

A+A-

HAKSÖZ-HABER

Charlie Hebdo olayı "İslam'da şiddet yok" korosunun son bestesi olarak epeyce kişi tarafından terennüm ettiriliyor. Her ne hikmetse bir araya gelmeleri normalde asla mümkün olmayacak kişiler her ağızlarını açtıklarında lanetleme yarışına giriyorlar. Acziyet ve onursuzluğun gayet pişkince ve cesurane savunulduğu vasatta Hayrettin Karaman, Müslümanların değerlerine saldırı olması durumunda çatışma, huzursuzluk, kavga, mukabele, iç barışın bozulması gibi kötü sonuçlardan şikayet edilmemesi gerektiğini belirtiyor.

Özgürlük mü barış ve huzur mu?
Hayrettin Karaman

“İthamlar ve Gerçekler” başlıklı bir dizi yazımdan ikisi kaldı, ancak bir ara vererek gündeme dair bir şeyler yazma ihtiyacını hissettim.

Günlerdir yazılıyor, konuşuluyor, tartışılıyor; olayı -mechul tarafları bir yana- herkes biliyor, bunları tekrar etmeden  “özgürlük ile barış içinde bir arada yaşama ihtiyaçları arasındaki çelişkiyi nasıl giderebiliriz” sorusuna cevap arayacağım.

Önce şunu ifade etmem gerekiyor: “İslam’da terör yok” cümlesi doğrudur, ama “Şiddet yok” cümlesi hiçbir din ve seküler sistem için doğru değildir. Başta, gerekli olduğunda savaş olmak üzere cezalarda ve suçu önleme, meşru savunma hallerinde gerektiği kadar şiddet elbette vardır ve olacaktır.

Terör meşru olmayan, hak edeni etmeyenden ayırmayan bir şiddettir ve elbette İslam’da yeri yoktur, bir insanlık suçudur, onunla, ayrım yapmadan, birini hoşgörüp veya ona ses çıkarmayıp diğerini karşımıza alma çelişkisine düşmeden topyekün mücadele etmemiz farzdır.

İnsanlığın iki önemli ihtiyacı “özgürlük ile bir arada barış ve huzur içinde yaşama” hedefi, ikisi arasında denge kurulmadığı, birine diğerinin aleyhine ağırlık verildiği takdirde çatışmakta, bundan da pek çok problem doğmaktadır.

Her inancın kutsalları olduğu gibi İslam’ın da kutsalları vardır. Bunların başında Hz. Peygamber (s.a.)in dokunulmazlığı gelir. Hiçbir mümin, Peygamberine hakaret eden birine hoşgörü ile bakamaz, onunla barış ve huzur içinde bir arada yaşayamaz. Diğer din mensupları da kutsalları konusunda aynı duygu, davranış ve hassasiyete sahiptirler.

Öte yandan insanı, diğer canlılardan ayıran en önemli özellikler akıl, din, ahlak, hukuk ve san’attır. İnsanı insan yapan bu özelliklerin önüne zorunlu olmayan sınırlar konmamalı, engellemeler yapılmamalıdır.

Düşünce özgürlüğü şiddeti teşvik etmediği ve başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermediği sürece -ve bu sınıra kadar- serbest olmalıdır. Sınırı tecavüz edince ya “çatışma, huzursuzluk, kavga, mukabele, iç barışın bozulması” gibi kötü sonuçlarından şikayet edilmeyecek, yani barış ve huzur aşırı özgürlüğe feda edilecek veya bu ikincisini de var edebilmek için düşünce özgürlüğünün zorunlu sınırları olacaktır.

Devlet ve düşünce adamlarının bir kısmı konuşmalarında “düşünce özgürlüğü ve hoşgörüye” ağırlık veriyor, kutsallara hakaretin incittiği ve istenmeyen davranışlara sevkettiği büyük kitleleri yok sayıyorlar. Bu tavır geçici olarak bazı çevreleri memnun edebilir, ama barış ve huzur içinde yaşaması istenen çoğulcu bir toplum yapısına büyük zarar verir. 

İnsanların temel duygularını değiştirmek mümkün değildir. Kutsallara sahip çıkmak da bunların başında gelir. 

Buna karşı özgürlük aşıklarının inanç ve düşüncelerini sonuna kadar ifade edebilmelerine imkan tanımak da gereklidir; ancak bu özgürlük, şiddeti tahrik ve hakaret sınırına geldiğinde ona dur demek düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırmaz, aksine insanların iki temel ihtiyaçlarının bir arada var olmasını sağlar.

Kötü niyetli şahıslar ve çevreler, her değerliyi istismar ettikleri gibi bunları da kötü emelleri için kullanarak dünyada ve toplumda kaos oluşturmak, sonra da bulanık suda balık tutmak (kötü emellerine ulaşmak) istiyorlar. Bunu engellemenin yolu da akıllı, hikmetli, danışmalı ve dayanışmalı hareket etmektir.

Bu arada arı kovanına değnek sokarak kendini sokturmak, sonra da “yetişin, ben arıların zulmüne uğradım” diye bağırarak mağduru oynamak, sıfırlanmış itibarına puan almak isteyenlerin oyununa gelmemek de hayati derecede önemlidir.

YENİ ŞAFAK

HABERE YORUM KAT