Mülteci Krizi mi Yoksa İnsanlık Krizi mi?

07.03.2016 12:54

SİNAN ÖN

Göç olgusu; ekonomik, toplumsal ve siyasal sebeplerle insanların bireysel ve kitlesel olarak yer değiştirme eylemleri olarak tanımlanmaktadır. Ulusal sınırlar sonrası oluşan toplumlarda, toplumsal sistem içerisinde gerçekleşen göçe “iç göç”, toplumsal sistemlar arasında oluşan göçe ise “dış göç” denilmektedir.

İnsanoğlunun varlığından beri farklı şekillerde gerçekleşen göç hadisesi, toplumsal ilişkilerin karmaşıklaştığı zamanlarda daha grift bir hal almış ve sosyal bilimcilerin çalışmalarında daha sık yer almaya başlamıştır. Bugün dünya gündeminden bir türlü inmeyen, yakıcılığı her geçen gün artan göç sorunu hakkında gün aşırı çıkan açıklamalar, olgunun tek taraflı algılandığını ve bu algılamada modernizmin ürettiği kuramların hala etkisinin olduğunu görebilmek mümkün.

Bu kuramların neredeyse tamamı göçü ekonomik temelde ele almakta, toplumsal ve siyasal durumların yanında olağanüstü zamanların gerekçelerini ise gözardı etmektedir. Oysa göçler otoriter ya da doğal zorlanmadan ötürü “zorunlu” olabileceği gibi kişinin kendi iradesine bağlı olarak “gönüllü” de gerçekleşebilmektedir.

Kolonyalizm dönemlerinde istila, köle ticareti ve ekonomik gerekçelerle gelişmemiş veya azgelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru hızlı bir akışın olduğu, sonrasında ise insanların iş bulmak, daha iyi şartlar altında çalışmak, kendilerine ve ailelerine daha iyi yaşam imkanı sağlamak adına hareketi göçün gerekçesi olarak değerlendirmelere tabi tutuldu.

Bugün ise göç olgusu farklı açılardan değerlendirilmeye muhtaç. Amacı açısından ekonomik-ekonomik olmayan, sebebi açısından gönüllü-zorunlu, süresi açısından sürekli-geçici, yerleşim yeri açısından transit-yerleşik, yasal satatüsü açısından legal-illegal ve göç edenin özelliği açısından vasıflı (beyin)-vasıfsız göç olarak katagorize etmek mümkün.

Bugün yaşanan ve adına “mülteci krizi” denilen durumun ise, ismi kadar tanımlanması da problemli. Problemi mülteciye indirgeyen ve buna karşı “maliyet-fayda” hesabı yaparak yaklaşan ve “tedbirlerini” bu dorultuda alan küresel siyasetin aktörleri, yaşanan sancılar sonucu doğacak durumu kestiremeyecek oranda basiretsiz davranmaktalar. Bugün yaşanan dramın sorumlusu mülteciler değil onları bu duruma iten sebepler ve devletlerdir.

İnsan hakları evrensel beyannamelerinin; “yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır” ilkesinden Suriye’li mültecileri muaf tutan yaklaşımlar kontrol edemedikleri bu göçü refah toplumları için bir tehlike olarak algılamaktalar.

Oysa gerektiği zaman kapitalizmin devresel krizleri ve küresel olarak yeniden yapılanmaya zorlanan ekonomiler için göçü teşvik edenler göçün başlaması, şekillenmesi ve kontrolünde legal ya da illegal aktörler olabilmekteler. İşgücü arzı sıkışıklığında sonuna kadar açılan kapılar en temel hakları için yollara düşenlere insanlık dışı muamelelerle kapatılmaktadır.

Gelişmiş ekonomilerde işgücü piyasası ikili bir yapı arz etmektedir. Sermaye yoğun ve emek yoğun sektörler olarak tanımlanan bu yapılardan “birinci sektör” alanında işçiler, ileri teknoloji ve donanımla çalışan ve yaptıkları işler bilgi, maharet ve yetenek gerektiren nitelikli işçilerdir.

Bu işçiler istihdamın dalgalı olduğu düşük ücretli ve genellikle niteliksiz olan “ikinci sektör”  işlerinde çalışmayı “küçük düşürücü” olarak değerlendirip kabul etmezler. Bu işler için yerli işçi bulamayan işverenler düşük statülü ve ücretli işleri kabul etmeye hazır göçmenlere yönelirler.

Ancak kapitalizmin küreselleşmesi ile sınırları aşan yapısı artık bu ihtiyacı da ortadan kaldırmıştır. Kapitalizm işbölümünde niteliksiz, sağlıksız, düşük ücretli ve çevreye zararlı ikincil sektörlerini azgelişmiş ya da gelişmemiş toplumlara kaydırmıştır. Böylece hem ülkelerindeki yerli-göçmen çatışmasının önüne geçmiş, hem çevre kirliliğini dışarıda bırakmış, hem de varlığı için gerekli olan olumsuz koşullarda çalışacak ucuz işgücünü temin etmiştir.

Böylece göçe ekonomik temelli fayda mantığı ile yaklaşanlar için işgücü arzı ihtiyacı kalmamış ve yaşam hakkı için mücadele edenlere kapıların kapatılması toplumlarının geleceği için elzem olmuştur!

Bugün yaşanan göçün yönü öncelikle coğrafi olarak yakın ülkelere olmakla beraber daha iyi yaşam koşullarına kavuşmak için uzak ülkelere doğru da gerçekleşmekte. Bu durum ortaya “göç endüstrisi” diyebileceğimiz bir sektörün çıkmasına sebep olmuştur. İstisnalar hariç  illegal olan bu sektör yolculuğun organizasyonu, olanakları, iş bulma ve yeni çevreye adaptasyon sağlanması işlerini kapsamakta. Bu endüstride avukatlara, iş bulma örgütlerine, acentalara ve kaçakçılara rastlamak artık sıradan bir hal almış durumda. Bu işi yapanlar içerisinde Suriye’li simsarların olması ise işin en dramatik boyutu.

Krize ilişkin küresel aktörlerden gelen açıklamalarda; Mültecileri siyasal koz olarak kullananları, şantaj unsuru yapanları görmek ise mide bulandırmakta. Fransa’nın İngiltere’ye AB’den çıkarsa mültecileri salacağı tehtidi ve AB’nin tedbir almazsa Yunanistan’ı birlikten çıkarmak ya da Schengen bölgesi dışında tutmak gibi bir çok söylemi sıkça okuyabiliyoruz.

Gelinen noktada neredeyse tüm Suriye halkı mülteci durumuna düşürülmüş, sığınabildikleri ülkelere sığınmışlardır. Bunlardan en başta geleni ülkemizdir. Yetkililer ilerleyen süreçte daha vahim sonuçların doğmaması için Suriye’de acil olarak çözüm bulunması gerektiğini dillendirmekteler. AB ise çözümü mülteci akınlarını durdurması karşılığında Türkiye’ye 3 milyar euro yardım yaparak bulduğunu zannetmekte.

Göçe neden olan, onu şekillendiren ve devam ettiren faktörler ortadan kaldırılmadan ortaya konulan çözüm önerileri insanlığını kaybetmiş, tek dişi kalmış canavarların dünya kamuoyunu oyalama, zulmün üstünü örtme işlevi dışında bir işe yaramamakta.

 

Suriye halkının adalet temelli onurlu mücadelesinin yanında olduğumuzu bir kez daha yineliyor, onlar ile dayanışmanın islami ve insani sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha hatırlıyor ve hatırlatıyoruz. Allah’ın vaadinin hak ve yakın olduğunu, hak edene hak ettiği ceza ve mükafatı vererek muamale edeceğine iman ediyoruz. Allah’tan başka yardımcıları olmadığını haykıranlara ise Rabbimizden zafer niyaz ediyoruz...

 

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim