Mülke Endekslenmiş İbadetsiz Din

29.08.2011 14:16
Mülke Endekslenmiş İbadetsiz Din
“Mülk Allah’ındır!” hükmünden mülke endeksli bir din, sosyalizme entegre edilmiş bir İslam projesi dillendiriliyor. Bu proje hayata geçtikçe salt zenginlik ve refah düşmanı bir Müslüman tipi de yaygınlık kazanmış olacak.

Mülke Endekslenmiş İbadetsiz Din / Kenan Alpay

Ortalık kaynağını ve hedefini şaşırmış bir İslam söylemi ile piyasa yapanlardan geçilmiyor. Özellikle Ramazan ayı ile birlikte merkez medyanın da katkılarıyla konuya ilişkin PR yapanların sayısında ciddi bir artış gözleniyor.

Söylem düzeyinde ‘öz, hakiki, gerçek’ Kur’an ile bağlantı iddiası ne kadar çok vurgulansa da bu çıkışların Kur’an’la ciddi bir sağlamasının yapılmadığı, mütevatir sünnetle ve Müslümanların maslahatıyla aralarındaki mesafenin giderek açıldığı bir vakıa. Bu tür söylemler iddialarının tersine ne toplum nezdinde Kur’ana olan ilgi ve bağlılığı arttırıyor, ne de Kur’an’a uygun bir hayat modelinin amelleştirilmesine katkı sağlıyorlar. Neden böyle oluyor acaba?

Kılıçzade Hakkı, Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp gibi dönemin pozitivist-Türkçü şahsiyetleriyle temsil edilen İTC ve halefi Kemalist siyasi çizginin değişmez ve öncelikli ilgi alanı İslam’dı. İTC-Kemalizm siyasi çizgisi ulus devlet-ulusal kimlik inşa mücadelesini başarıya ulaştırmak için, halkın kahir ekseriyetinin dini olan İslam’ı modernize etmek, pozitif bilim anlayışına endekslemek üzere politikalar geliştirdiler. Hedef İslamsız, dinsiz veya ateist bir toplum değildi. Tersine iktidar sınıflarının belirlediği çerçevede kalan bir İslam kendisine yüklenen fonksiyonları icra eder ve devlet sınıfları namına fayda sağlar stratejisi belirleyici olmuştur.

Laik-Türkçü bir ideolojik temele de otursa devletin her zaman için kontrol altına almak ve meşruiyet kaynağı olarak yedekte tutmak gibi sıkı bir din politikası vardı. Cumhuriyet tarihi boyunca devletin bekası için her zeminde dinden istifade edilmesi yoluna gidildi. Devletin bu din politikası en temelde dinin itikat ve amel düzeyinde tahrifine, toplumsal huzursuzluklara ve çatışmalara yol açtı doğal olarak.

Toplum mühendisliği olarak bilinen çabalar, bila istisna resmi ideolojiye uygun bir İslam ve Müslüman tipi üretmek üzere yoğunlaştı. Bu ise devlet ve toplum, laiklik ve İslam arasındaki gerilimi artırdıkça artırdı. Yukarıdan gelen buyurgan, zecri tedbirlerin şiddeti giderek yükseldi fakat bu durum, beklenenin aksine, toplumdaki direnci ve dinin özüne sarılma yönelimini azaltmadı.

Devletin baskıları, darbe politikaları, sosyalizmden liberalizme kadar farklı ideolojik hareketlerin etkinliklerini artırması, akademik çalışma ve iletişim araçlarının kolay erişilebilirliği vb. gibi sebeplerle Müslümanların İslami anlayış ve yaşayışları düz ve istikrarlı bir çizgide sürmedi. Geri çekilmeler, yalpalamalar, değişim hatta dönüşüm emareleri, sentez veya entegrasyon arayışları, tepkisel aşırılıklar vs. az yaşanmadı. Bu sayılanlara sayısız örnek verilebilir.

1990’lı yıllarda daha çok Bahriye Üçok gibi ortodoks Kemalist kadrolar veya Turan Dursun gibi Psikolojik Harp Dairesi paralelinde kara propaganda vazifelileri üzerinden yürütüldü. Üçok’un devrim kanunları adına bir kimlik olarak herkese giydirmek istediği laiklik en başta tesettüre-başörtüsüne yönelik saldırgan tutumlarıyla öne çıkıyordu.

Yazının Devamı… 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim