1. YAZARLAR

  2. Eser Karakaş

  3. Mukayeseli millî eğitim
Eser Karakaş

Eser Karakaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Mukayeseli millî eğitim

A+A-

Türkiye, senelerdir buzlukta beklettiği sorunlarını bir ölçüde tartışma masasına getirme aşamasına gelmiş gibi görünüyor.

Kürt meselesi yani raf ömrü dolmuş yurttaşlık anlayışımız, sivil-asker ilişkileri, din-devlet ilişkileri, komşularımızla problemlerimiz (mesela Ermenistan açılımı) buzluktan çıkıp tartışma masasına taşınıyorlar.

Aklı başında bir vatandaşın bu gelişmelerden, yıllanmış problemlerin buzluktan çıkarılmasından memnun olması gerekiyor.

Ancak bu, buzluktan masaya taşınan konuların sağlıklı tartışılabilmesi, tartışmanın taraflarının, siyasi pozisyonları ne olursa olsun, sağlıklı bir düşünce sistemine sahip olmalarını gerektiriyor.

Bu sonuncu konu ise belki de tüm diğer konuların ortak paydasını oluşturuyor ve kaçınılmaz olarak projektörlerin milli eğitim sistemi üzerine, milli eğitim ideolojisine ve bütçesine çevrilmesini gerektiriyor.

Milli eğitim süreçlerinin üç temel problemi var: Milli eğitim yönetimi ve ideolojisi, bütçeden ayrılan kaynakların büyüklüğü ve eğitimin finansmanında özel-devlet dengesinin iyi oluşturulması.

Her sene eylül ayının başları milli eğitim sorunlarının tartışıldığı bir dönemdir; bendeniz de bugün bu tartışmaya mukayeseli bir açıdan mütevazı bir katkı yapmak istiyorum.

AB üyesi ülkeler içinde toplumda "okul" kavramına yüklenen anlamlar açısından muhtemelen Türkiye'nin okul kavramına yüklediği anlamın en çok benzediği ülke Fransa.

Türkiye'de de, Fransa'da da uzun seneler "okul" kavramı üzerinden toplumu dönüştürmek, bir yerlere taşımak amaçlanmış ve iki ülkede de mutlaka karşılaştırılması gereken sonuçlara ulaşılmış.

"Okul" kavramına yüklenen toplumsal anlam, misyon açılarından Fransa ile aramızda önemli bir benzerlik var ama sonuçlar açısından aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.

Bu farklılaşmanın çok çeşitli nedenleri var; milli eğitim ideolojisi kanımca bu açıdan çok belirleyici ama bütçe faktörünü, en kolay karşılaştırabileceğimiz faktörü de ihmal etmemek şart.

Aşağıda okurlara Türkiye'de ve Fransa'da milli eğitim süreçlerinde bakanlıkların sorumluluk alanına giren öğrenci ve öğretmen sayılarını ve bu süreçlere ayrılan bütçeleri vereceğim.

Vereceğim büyüklükler okulöncesi eğitim süreçlerini kapsamıyor; belki de başka bir yazıda tüm dünyanın en çok önem verdiği bu aşamanın üzerine özel bir yazı yazmak gerekebilir.

Türkiye'de ilköğretimin birinci sınıfından lise son sınıfa kadar yaklaşık 14,5 milyon öğrenci var; bu sayının ihmal edilebilir bir bölümü özel okullarda okuduğu için (yüzde iki dolayında) resmi okul-özel okul ayırımını bu yazıda kullanmayacağım.

Bu 14,5 milyon öğrencinin 10,7 milyonu ilköğretim aşamasında, 2,2 milyonu genel liselerde, 1,5 milyonu da mesleki ve teknik liselerde okuyorlar.

Toplam öğretmen sayısı ise 650 bin dolayında; 650 bin öğretmenin yaklaşık 450 bini ilköğretimde, 200 bini ise ortaöğretimde, mesleki ve teknik liseler dahil olmak üzere görev yapıyorlar.

Büyük bir dünya, yaklaşık 14,5 milyon öğrenci ve 650 bin öğretmen söz konusu.

Ve bu faaliyetlere Türkiye, 2009 bütçesinden yaklaşık 25 milyar TL kaynak ayırıyor.

Gelelim Fransa'ya...

Fransa'da aynı süreçlerde yaklaşık 11,9 milyon öğrenci bulunuyor; bu büyüklükte bir öğrenci kitlesi için ise yaklaşık 820 bin öğretmen görevlendirilmiş bulunuyor.

Söz konusu 11,9 milyon öğrencinin 6,6 milyonu ilk altı senelik aşamada 370 bin öğretmenle beraberler; 12 yaşından lise son sınıf aşamasına kadar ise 5,3 milyon öğrenciye 458 bin öğretmen düşüyor.

Yazıda kullandığım büyüklükleri hep yuvarlayarak kullandığımı bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Burada oranlar hesaplayıp okuru sıkmak istemiyorum ama isteyen okur hangi aşamada öğretmen başına kaç öğrenci düştüğü konusunu basit bölme işlemleriyle bulabilir ve biraz hayrete düşebilir.

İşin en can alıcı noktası ise Fransa'nın yukarıda temel büyüklükleri detaylar ihmal edilerek verilmiş milli eğitim süreçleri için ayırdığı bütçe.

Fransa, yaklaşık 11,9 milyon öğrencinin ve 820 bin öğretmenin içinde bulunduğu milli eğitim süreçleri için 60 milyar Euro bütçe ayırmış durumda; 60 milyar Euro TL cinsinden 130 milyar TL'ye yakın bir büyüklüğe tekabül ediyor.

Bir kez daha tabloyu özetleyelim: Türkiye'de yaklaşık 14,5 milyon öğrenci ve 650 bin öğretmenin dahil olduğu milli eğitim sürecine ayrılan bütçe 25 milyar TL (milli gelirin yaklaşık yüzde 2,4'ü); Fransa ise yaklaşık 11,9 milyon öğrencinin ve 820 bin öğretmenin içinde olduğu milli eğitim sürecine yine yaklaşık 130 milyar TL (milli gelirin yaklaşık yüzde 4,2'si) ayırıyor.

Doğrudur, Fransa, Türkiye'ye oranla çok daha zengin bir ülkedir, kişi başına gelir bizden çok farklıdır, bölgesel farklılıklar çok azalmıştır vs. ama yine de bu karşılaştırma önemlidir ama sadece bir başlangıçtır.

Sayısal verilerde görülemeyecek bir öğretim niteliği farkı kanımca bu mukayese sonuçlarını bizim açımızdan çok daha çarpık hale getirebilmektedir.

Öğretmen niteliğindeki düşüş Fransa'da da yaşanmaktadır ama bu düşüşün zaman içindeki hızı bize oranla çok daha yavaş olmuş ve olmaktadır; bunun sonucunda da Fransa, dünyanın belki de en nitelikli bakalorya sınavlarını (bizdeki eski olgunluk sınavları ile karşılaştırılabilir) yapan ülke durumundadır.

Fransa'da her sene haziran ayında gerçekleşen bakalorya sınavlarının soruları basında yayınlanmaktadır; bu sorular içinden mesela özellikle felsefe sorularının niteliği bizdeki örnekleriyle karşılaştırıldığında nitelik farkının ne demek olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

21. yüzyılda iktisadi büyümeyi büyük ölçekte beşeri sermaye yani eğitim-öğretim süreçleri, bu süreçlere ayrılan özel ve resmi kaynaklar, eğitimin niteliği belirleyecektir.

Bu sorunun ne anlama geldiğini Türkiye, önümüzdeki senelerde umarım çok da geç olmadan anlar diye düşünüyorum, umuyorum.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT