1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Muharrem İnce ve “Muhafazakar Çevreler”: Bir  Kıyas-ı Fasid
Muharrem İnce ve “Muhafazakar Çevreler”: Bir  Kıyas-ı Fasid

Muharrem İnce ve “Muhafazakar Çevreler”: Bir  Kıyas-ı Fasid

Yıldıray Oğur’un yapmış olduğu bu kıyas birkaç açıdan yanlış. Öncelikle bu samimiyet testlerinin, takiyye ithamlarının sonuçları bakımından bu kıyaslama yanlış bir kıyaslamadır.

A+A-

HAKSÖZ HABER

İktidar ve iktidarı destekleyen toplumsal kesimlerin bugün takındıkları birçok tavır ve tutumları geçmişte muhalefetteyken ya da “iktidarken ama henüz muktedir olamamışken” gösterdiği tavır ve tutumlarıyla çelişiyor. Bu yüzdendir ki hükümete geçmişteki söz ve davranışları hatırlatılıp adeta “dün bunu diyordunuz/yapıyordunuz bugünse eski sözünüzün/davranışınızın tamamen hilafına hareket ediyorsunuz” denilerek birçok konuda eleştiri getirmek mümkün. Aynı şekilde iktidarın ve iktidarı destekleyen toplumsal kesimlerin geçmişte maruz kaldıkları bazı haksızlıkları bugün başka toplumsal kesimlere reva gördüğü de söylenebilir.

Ancak iktidar ve muhalefetin dünleri ve bugünleriyle ilgili kıyaslamaların bazısı da Yıldıray Oğur’un bugünkü yazısında olduğu gibi kıyas-ı fasid şeklinde olabiliyor. Oğur, yazısında başörtülü Danıştay hakimi Aysel Demirel’in Muharrem İnce’nin başörtü meselesindeki eski beyanlarını hatırlatan bir açıklamada bulunmasını söze konu ediyor ve Demirel’in açıklamalarının sabık Danıştay başkanvekillerinden Tansel Çölaşan’ın görev yaptığı süre zarfındaki siyasi içerikli açıklamalarıyla benzerliğine işaret ediyor. Devamında “Büyük mücadeleler sonucunda önce üniversitede eğitim, ardından kamuda başörtülü hizmet hakkını almış ve Danıştay üyeliğine atanmış başörtülü bir hakimin bu tepkiselliği anlaşılmaz değil.”diyerek Demirel’in hakkını teslim ettiğini söyleyerek biz de Oğur’un hakkını teslim edelim. Ancak Oğur’un esas eleştirisi şu ifadelerinde beliriyor:

“Ama bu tepkideki bir itham, bir zamanlar kendilerine kapatılmış üniversitelerin, devlet kurumlarının kapılarını zorlayan başörtülü kadınların ve dindar siyasetçilerin hiç yabancısı değil; ‘Gizlemeye çalıştığınız gerçek niyetleriniz.’

Yıllarca bu samimiyet testlerinden, takiyye ithamlarından çok bunalmış muhafazakar çevreler bugün Türkiye’nin başörtüsü diye bir meselesi olmadığını, herkesin istediği yerde başörtüsü takabileceğini söyleyen CHP’nin Cumhurbaşkanı adayına benzer bir muamele yapıyorlar.”

Yıldıray Oğur’un yapmış olduğu bu kıyas birkaç açıdan yanlış. Öncelikle bu samimiyet testlerinin, takiyye ithamlarının sonuçları bakımından bu kıyaslama yanlış bir kıyaslamadır. Zira geçmişte insanlar samimiyet testlerine tâbi tutulurken bunun hukuki sonuçlarıyla da muhatap oluyorlardı, okullara alınmıyor, devlet dairelerinde ancak “hizmet alan” sıfatıyla ( O da bir görüşe göre öyleydi daha müfrit Kemalist ve solcuların hizmet veren-hizmet alan ayrımı gözetmeksizin bütün kamusal alanda başörtüsünü yasaklamak istediklerini biliyoruz.) bulunabiliyorlardı. Muharrem İnce’nin samimiyetsizliğine inanan insanlar ise en fazla Muharrem İnce’ye oy vermeyecek o kadar. İkincisi “muhafazakar çevreler ve siyasetçiler kendilerini bu isimle isimlendirmekten başlayarak bir takiyye kültürü geliştirmişlerse şayet, bunu yapma sebepleri karşılarındaki toplumsal kesimlerin onayını almaktan çok devletin kural ve kurumlarıyla bu “muhafazakar çevrelerin” kendi kimliklerini yaşamasına, kendi kimlikleriyle siyaset yapmasına engel olmasıydı. Yani muhafazakar çevreler takiyye yapıyorsa Cumhuriyet tarihinde gördükleri baskılar yüzünden takiyye yapmak zorunda hissediyorlardı kendilerini. Muharrem İnce hakkındaki takiyye ithamlarında ise böyle yasal bir zorunluluk, devletin herhangi bir zorlaması yokken karşısındaki toplumsal kesimleri ikna etmek üzere gerçek düşüncesini gizleme, adeta “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme” durumu söz konusu. Son olarak da söz konusu muhafazakar çevreler hakkındaki ithamların birçoğu sadece niyet okuma kabilinden ithamlarken diğerinde kişinin söze konu edilen mesele hakkındaki düşüncelerini ortaya koyan sarih beyanları mevcut.

Evet beyan esastır, ancak kişilerin beyanları çelişiyorsa hangi beyanını esas kabul edeceğimize nasıl karar vereceğiz? Farklı koşullarda söylenilen sözlerden kişinin kronolojik olarak daha yakın bir tarihte ifade ettiği beyanını niçin esas olmak zorunda olalım? Anlaşılan Yıldıray Oğur Muharrem İnce’nin başörtüsü hakkındaki en sonki sözlerinin seçim arifesinde olduğumuz, İnce’nin seçilebilmesi için başörtülülerden de oy almak durumunda bulunduğu bir vasatta söylendiği gerçeğini önemsiz görüyor.

Öte yandan Muharrem İnce’nin başörtüsü meselesine yönelik geçmişteki yaklaşımını değiştirdiğine veya geçmişteki sözlerinden dolayı pişmanlık duyduğuna dair herhangi bir beyanının olmamasına rağmen söyleminin farklılaşmasından hareketle Oğur tarafından sanki İnce’nin böyle bir beyanı varmış gibi kabul edildiğini görüyoruz. Unutmamalı ki beyan esastır!

Yıldıray OĞUR’un Yazısı:

Yine mi ‘takiyye yapıyorlar’ yine mi ‘samimi değiller’ / Yıldıray OĞUR

Yargı mensupları konuşacaksa emekli olduktan sonra konuşsunlar, ona engel yok.”

2008 yılındaki Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilerin karşısına geçen Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Danıştay Başkanvekili Tansel Çölaşan’ın rutinleşen siyasi açıklamalarından birine böyle tepki göstermişti.

O yıllarda muhtemelen haber bile olmayacak kadar rutin bir tartışmaydı bu.

Çünkü AK Parti iktidarı, uzun yıllar karşısında muhalefet olarak sadece partileri değil, askerleri, yargıçları, savcıları da bulmuştu.

Bazen doğrudan adlarıyla, kamuoyu önünde ateşli nutuklar atarak, “Devir teslim töreninde sert konuşan Kara Kuvvetleri Komutanı”, “Birinci Ordu Komutanı irtica tehdidine dikkat çekti” gibi haberlere konu olmaktan büyük zevk alan askerler, bazen de isimlerini vermeden “üst düzey komutan” adı altında siyasi açıklamalar yapar, uyarılarda bulunur, hükümetin uygulamalarını eleştirirlerdi.

Bu milli sporda askerler kadar yüksek yargı başkanları, savcılar, hakimler de iddialıydılar.

Ama keşke bütün bunlardan mazide kalmış kötü hatıralar olarak bahsedebilseydik.

Siyasi tweetler atan, tvlere çıkıp siyasi konuşmalar yapan HSYK üyelerine, hakimlere, savcılara, parti il başkanı gibi davranan valilere, siyasi hashtag kasan bürokratlara artık kimse şaşırmıyor.

Son olarak aynı zamanda bir partinin lideri ve cumhurbaşkanı adayı olan Cumhurbaşkanı’nın başka bir partinin cumhurbaşkanı adayını eleştirdiği konuşmasını alkışlayan generaller leveline ulaştık.

Bu kabul edilemez davranışın “askeri kahramanlığı” ve “onu eleştirmenin kimlerin işine yaradığı” demogojileriyle nasıl örtülmeye çalışıldığı da yine maziden epey tanıdıktı.

En son örnek de bir partinin cumhurbaşkanı adayını capsli tweetlerle eleştiren Danıştay üyesi oldu.

Tansel Çölaşan ruhunun reenkarne olması da diyebiliriz. Ama böyle diyebilecek bir maziye sahip olanların, bugün böyle demeyi tercih edenlerin sayısı epey az.

Eski günlerde hükümete karşı konuşan askerleri, yargıçları, savcıları hararetle manşetlerine çıkaranlar, şimdi siyasi demeçleri alkışlayan generalleri, siyasi tweetler atan Danıştay üyelerini eleştiriyor, bütün bunlardan çok çekmiş iktidar çevreleri ise bu kez kendilerini alkışlayan generallerin, alenen destekleyen yargıçların arkasında durmayı tercih ediyor.

Ana iskelet aynı kalıyor sadece pozisyonlar değişiyor, siyasi menfaat ve tarafgirlik, ilkelerin yerleşmesini, kurumsallaşmayı engelliyor.

Ama Danıştay üyesinin tweetinde maziyi hatırlatan sadece hakimlerin siyasi demeçler vermesi değil.

Capslerin de yer aldığı dört dörtlük siyasi tweetinde şöyle diyor hakime hanım:

“Evet çok şükür başörtüsü mesele olmaktan çıkmıştır bugün, gizlemeye çalıştığınız gerçek niyet ve çabalarınıza rağmen. Muharrem İnce zihniyetindekilerin yaşattıklarını unutmadık, unutmayacağız”

Büyük mücadeleler sonucunda önce üniversitede eğitim, ardından kamuda başörtülü hizmet hakkını almış ve Danıştay üyeliğine atanmış başörtülü bir hakimin bu tepkiselliği anlaşılmaz değil.

Ama bu tepkideki bir itham, bir zamanlar kendilerine kapatılmış üniversitelerin, devlet kurumlarının kapılarını zorlayan başörtülü kadınların ve dindar siyasetçilerin hiç yabancısı değil; “Gizlemeye çalıştığınız gerçek niyetleriniz.”

1994’te İstanbul’a Belediye Başkanı seçilirken, 2001’de AK Parti’yi kurarken Tayyip Erdoğan’ın karşısına 80’lerde yaptığı konuşmaların kasetleri çıkarılmış, “Bugün değişim, demokrasi, kimsenin hayat tarzına karışılmayacak dediğine bakmayın, takiyye yapıyor, gerçek niyetini saklıyor” denmişti.

Halbuki, içkili lokantaları kapatacağı, otobüsleri kadın erkek ayıracağı söylenen siyasetçinin iktidar yıllarında önce İstanbul Avrupa’nın en hip şehirlerinden biri oldu, ardından Başbakanlık döneminde Türkiye, demokratikleşme ve Avrupa Birliği’ne uyumu yolunda cesur adımlar attı.

Yıllarca bu samimiyet testlerinden, takiyye ithamlarından çok bunalmış muhafazakar çevreler bugün Türkiye’nin başörtüsü diye bir meselesi olmadığını, herkesin istediği yerde başörtüsü takabileceğini söyleyen CHP’nin Cumhurbaşkanı adayına benzer bir muamele yapıyorlar.

Onun beyanına güvenmiyor, yaşanan tecrübelerle fikirlerinin değişmiş olabileceğine bir şans vermiyor, gerçek niyetini gizlediğini, takiyye yaptığını iddia ediyor ve buna delil olarak da maziden eski kasetlerini çıkarıyor, hatta namazında bile samimiyetsizlik arıyorlar.

Halbuki, beyanın esas kabul edilmemesi, gizli niyet arama, esas amaç sorgu suali, bugün benzerini başkalarına yapan hakime hanıma, başörtüsünün yasaklanmasını isteyenlerin argümanlardan tanıdık gelmeliydi.

Siyasi pozisyonların sabit, asla değişmez hatta varoluşsal olduğunun düşünüldüğü, kavganın da ezeli ve ebedi olduğunun varsayıldığı bir ülkenin nasıl yerinde saydığının örneği de herkesin hafızalarında taze olmalıydı.

Halbuki toplumlar, insanlar ve siyasetler değişir. Dünün en hararetli tartışmaları bugün önemini kaybeder. Hatalardan dersler çıkarılır ya da bazı önyargılar, ayrımcılıklar artık bugün mümkün, işlevsel ya da faydalı olmadığı için terkedilebilir.

Toplumlar da samimiyet testleriyle değil böyle böyle ilerler ve değişirler.

CHP’nin cumhurbaşkanı adayının bu mesajları acıkça vererek, bunlarla seçimde sonuç almaya çalışması, Türkiye’nin değiştiğinin, bazı zor eşikleri aştığının da işaretidir.

Bu takiyye edebiyatı maziden geri çağrılıp, samimiyet testleri çıkarılarak kavga vesilesi yapılacak değil, ancak keyfi sürülecek bir başarıdır.

 

HABERE YORUM KAT

5 Yorum