“Muhammedi Sünnet’in Değeri ve Hadis Kültürü”

16.02.2015 00:47
“Muhammedi Sünnet’in Değeri ve Hadis Kültürü”
Edirne İslam Gençliği Derneği’nde aylık olarak yaptığı “İslam’ı Algılamada Sabiteler - Değişkenler” üst başlıklı konunun bu ayki oturumu da yapıldı.

Edirne’de Hamza Türkmen’in Edirne İslam Gençliği Derneği’nde aylık olarak yaptığı “İslam’ı Algılamada Sabiteler - Değişkenler” üst başlıklı konunun bu ayki oturumu da yapıldı.

Üniversitedeki sömestre tatili sonucu işlenen ikinci dönemin ilk konusu  “Muhammedi Sünnet’in Değeri ve Hadis Kültürü” başlığını taşıyordu.

Kendisine Kitap, Hikmet ve Resulluk verildiği bildirilen Hz. Muhammed’in herkesi kendine değil Allah’a kul olmaya çağıran Araf Sûresi’nin 39. ayetiyle konuya giren Hamza Türkmen; zaten bu ayette de hayatın içinde bir Kur’an öğrenimi istendiği için Rabbimiz “Talim ve tedris ettiğiniz Kitab’a göre Rabbaniler olunuz” buyuruyor dedi. Bu eğitimi de Resul, kendisiyle gecenin önemli vakitlerinde birlikte olan mü’minlerle tertil üzere, yani ayetleri hayatın içinde kavrayarak gerçekleştirdiğini ilk sûrelerden olan Müzzemmil’den öğrendiğimizi belirtti. Ayrıca bu eğitimi yapan kişilerle aynı terkip ile insanları uyarmak için Yusuf Sûresi’nde de “Basiret üzere Allah’a davet etmek”ten bahsedildiğini hatırlattı.

Kur’an’ın mesajının bilinmesinin yetmediğini onun tedebbür, teakkul, tefekkür, tezekkür, tefakkuh edinerek tanıklaştırılması gerektiğini bu konuda da Müzemmil süresinde belirtildiği gibi ilk şahid’in Resul yine Bakara Sûresi’nde belirtildiği gibi ilk şehid’in de yine Resul olduğunu belirtti. O zaman vahyin yaşanmasında ilk tanıklığı yapan Resulullah’ı ve Örnekliğini neye göre anlayacağımız sorusunu sordu . Zanni rivayetleri, sufi eğilimlilerin Resul’le rüya yoluyla iletişim kurma iddiasını, felsefecilerin sudur veya Nur’u-Muhammedi yaklaşımlarını; Resul’ü vahyin aracısı olarak görüp günümüzdeki rolünü silikleştirenleri veya aşırı yüceltmeci-kutsayıcı Resul algılarını hatırlatarak Resulullah’ı Rabbimizin ilettiği vahye yani “yakîn” ve “hak” ifade eden kesin bilgi kaynağımız Kur’an’a göre mi anlayacağız; yoksa sınırlı insan aklının yorumlarına ve sezgilerine göre mi anlayacağız deyip konuyla ilgili örnekler verdi. Kur’an’ın muhkem ayetlerini Resulullah’ı anlamada ve onun Sünnet’ini kavramada ölçü edinenlerin sabitelere; rivayet ve yorumlarla oluşan zan ve sanılarına tutunanlar ise değişkenlere tutunduğunu ama dinin aslının değişmediğini belirtti.

Zan ve sanılarını önceleyen insanların yorumlarına yanlış demekle bunlar uyduruyor demek arasında çok önemli bir fark olduğunu belirten Türkmen; Kur’an’a, kıyamete ve ahiret gününe, Resul’e inanan ve bilinen haramlardan Allah rızası için kaçınan kişilerin gaybi veya ameli yorumlarındaki yanlışlarından, gafletlerinden dolayı yanlış yaptıkları söylenip ıslah edilmeye çalışırlar; yoksa bunlar Allah adına, din adına bile bile uyduruyorlar denilemez dedi. Nimetten uzaklaşma halinde yaşayan bu insanları itmeye değil, ortak değerlere çağırmaya, onların azanıcı bir üslupla ıslah etme becerisi göstermeye çalışmamız lazım geldiği üzerinde durdu.

Resulullah’ın Kur’an’ı anlama konusunda diğer insanlara öncü ve daha donanımlı olduğunu; onun Kur’an hıfzını başından beri telfiki olarak taşıdığını; kendisine “hikmet” verildiğini, vahiyle ilgili “ismet” sıfatına sahip olduğunu; Maide Sûresi’nde belirtildiği gibi insanlardan korunacağını; nüzul ortamını en iyi onun bildiğin; Rabbimiz tarafından şahidliği, şehidliği belirtilmekle beraber aynı zamanda “üsvetun hasene” yani vahyi yaşama konusunda “en güzel örnek” olduğunu; azim bir ahlak üzerinde bulunduğunu hatırlatıp bu vurguları izah etti.

Kur’an’da Allah’ın, diğer resullerin ve atalar dini mensuplarının sünnetinden bahsedildiğini; ama resulullah’ın sünnetinden bahsedilmediğini, bunun yerine onun “üsvetun hasene”  olduğu bununda vahyin uygulamasıyla ilgili en güzel örneklik anlamına geldiğini belirtti. Sahabe sünnetlerinden de bahsedildiğini belirten Türkmen; Hz. Muhammed’in öncü rolünü ifade etmek için kullandığımız Sünnet kavramını diğer kullanımlardan ayırmak için Muhammedi Sünnet olarak kullanmanın daha değerli olacağını belirtti.

Türkmen,Muhammed-i Sünnet, aslı Kur’an’da olan bir konunun uygulaması veya Kur’an bütünlüğünden  çıkartılacak bir uygulamada Rasulullah’ın örnekliğine; söz, fiil ve sukutlarına denileceğini belirtti. Hadis’in ise ortaya konan ve aslı Kur’an’da olan Muhammed-i Sünnet’ten bir haber veya bir iz taşıyacağını; Hadis’in Muhammed-i Sünnet’in tümünü kuşatamayacağını örnekleriyle değerlendirdi.

Sünnet’in gaybi konularda yeni bir haber taşıyamayacağını çünkü Resulullah’ın akaid kitabının Kur’an-ı Kerim olduğunu; ancak Muhammed-i Sünnet’in helal-haram, ahlak, ibadet gibi uygulamalarla yani amelle ilgili olabileceğini belirtti. Hadisler ise o vakıadan mana üzere bir haber getirdiğini; buna ahad, yani kesin yolla gelmeyen bu nedenle de galip zanna göre bir rivayet olacağını; Muhammed-i Sünnet’i anlamaya yardımcı ikinci kaynak olacağını belirtti. Buna salat yani Türkçe, Farsça kullanımıyla namaz’dan örnek verdi.

Namaz’ın aslı Kur’an’da var; ama kaç rekat veya vakit olduğu, erkânının ne olduğu  bizler için tartışma konusu olacağını, bu konuda Resulullah’ın örnekliğine ihtiyacımız olduğunu belirtti. Aslı Kur’an’da olan namaz’ın ifasıyla ilgili Muhammed’i Sünnet’in bize mütevatir-kesin haber anlamında gelen bölümünün, yani Mütevatir Mahummed-i Sünnet’in bağlayıcı; zanni rivayetlerle yani hadislerle gelen bölümünün ise ihtilaflar taşıyabileceğini belirtti. Örneğin aslı Kur’an’da bulunan namazların vakitleri, rekatları ve kıyam-kıraat-rükü-sücud gibi erkânının bizlere kadar mütevatir-kesin uygulama yoluyla gelen bağlayıcı Muhammedi Sünnet olduğunu belirtti. Namazda ellerin pozisyonuyla ilgili hadislerle gelen bilgilerin ise ahad ve galip zanna göre olduğu için ihtilaflı bulunduğunu, bu konuda muhayyerlik olduğunu, bu ihtilafın tali bir konu olduğunu ve gerektiğinde maruf örf olarak algılanıp ihtilaftan kaçınacak davranışlar gösterilebileceğini belirtti.

Bu tür örneklerle Muhammed’i Sünnet’in bağlayıcı ve bağlayıcı olmayan yanı ve hadislerin değeri üzerinde duran Hamza Türkmen, hadis ekolünün homejen olmamakla beraber bazısının zanni rivayet olan hadislerle muhkem ve konunmuş olan Kur’an ayetlerini nesh yani iptal edebilme cüretini gösterdiğini; bazısının Kur’an’ın muhkem ayetleri ve Mütevatir Muhammedi Sünnet’i ölçü alarak -ki bu konuda hiçbir İslami ekolün ihtilafı olamaz- hadis diye aktarılan rivayetlerin İmam Ebu Hanife gibi metin tenkidini yapan insanları uydurulmuş veya zayıf kabul edilebilecek ve sahih bilinen bazı hadis kitaplarındaki rivayetlerle dışladıklarını belirtip buna da “derinlik” ve “koltuk” rivayetlerini örnek verdi.

Gelecek ay da devam edecek olan konuyla ilgili dinleyicilerden yöneltilen sorulara verilen cevaplarla program bitti.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim