Muhalif en asil duyguların insanı mıdır

06.12.2011 11:19

Melih Altınok

Konumuz, çok haklı olduğu ve “kutsal” vazife gördüğü halde bir türlü başaramayan “muhalefeti” eleştirenlerin kötülükleri.

Merkez medyadakilerin yanı sıra solcu kalemler de uzunca bir süredir bu temayı işliyor.

Çünkü çarpıklıklara, haksızlıklara karşı durmayı değil, “iktidara gelememeyi” muhaliflik sanıyorlar.

Zira muhalif olmak, mücadele edilen durum sonlandığında bile terk edilmemesi gereken bir yaşam biçimi onlar için. Konjonktürle falan alakası yok, kararlılıkla sürdürülmesi gereken ulvi bir pozisyon bu.

Mesleği, uzmanlığı olmayan azımsanamayacak sayıda vatandaşın tek titrinin muhalif kişiliği olması ve onunla tanınması da bu yüzden.

Türkiye muhalif kişiliğiyle tanınanlar cenneti adeta.

Atmosfer bu olunca da modern çağın çilecilerinin nezdinde, reform sürecine fiilen engel olan “muhalifin” arkaik teorilerini ve şiddet yöntemlerini eleştirmek siyasal iktidarı meşrulaştırmak olarak algılanıyor.

PKK sivilleri mi katletmiş, BDP bir tarafın şiddetine karşı sessiz mi kalıyormuş, sol referandumda “hayır” mı demiş, “devrimciler” Ergenekon ve balyoz davalarında suspus mu olmuş?

Susacaksın, söylemeyeceksin. Çünkü iktidarda değiller. Onlardan büyük Ak Parti var ve o iktidarda. Sözün varsa ona sakla.

İyi de bu saydıklarımı Ak Parti değil, bizimkiler yapıyor. Hükümeti de kendi politikaları ve edimleri için eleştiriyorum, sayılmaz mı? Kaldı ki siyasal iktidara solun, muhaliflerin yaptıkları hataları görmezden gelerek nasıl muhalefet edilebileceğinin formülünü de henüz bulamadım.

Sormanız bile gereksiz. Elbette ki sayılmaz. Çünkü arkadaşlara göre muhalifler bir şeyi yapamıyorsa ya da yanlış yapıyorsa, siyasal iktidar engellediği ya da manipüle ettiği içindir.

Ülkedeki siyasal hayatı modern çağın çileciliğinin büyüsünde değerlendirince de Nuh Nebi’den kalma siyaset teorilerinin şablonlarıyla bugünü okumaktan başka yolumuz kalmıyor haliyle.

Kürt sorununu öncelikle demokrasimizin güdüklüğüne değil de, PKK çevresinin ulus inşası girişiminde engellenmesine ve demokratlarca pışpışlanmasına bağlayanlara bir bakın.

Ya da solun burjuva demokrasisine yaklaşımıyla bizler portakalda vitaminken hesaplaştıklarını ima edip, demokrasiden korktuğumuzu iddia edenleri okuyun.

Ama kuşkusuz en vahimi, Kemalist devletin kuruluş pratiklerini nerdeyse harfiyen uygulayan PKK çevresinin şiddet fetişizmini eleştirimizi, ulusların kendi kaderini tayin hakkı “ayetinin” hikmetine varamamamızdan kaynaklandığını söylemeleri.

Kendi adıma, tabanının arşa dayanmış dünyevi sorunları bırakıp, para basma gibi jestlere soyunan, lider kültünün etrafında bütünleşip Kuva-yi Milliye geleneğine atıflarda bulunarak ulus inşa etmeye çabalayan PKK çevresini muhalif diye desteklemenin demokratlığın alâmetifarikası olduğunu sanmıyorum.

Ne kadar ulus-devlet varsa köküne kibrit suyu derken bir yenisinin kurulması için mi heba edeceğim kendimi.

“Hey farkında mısınız, Avrupalılar muhalefeti değil iktidarı eleştiriyor” diyerek bizlere örnek gösterdikleri AB kurumlarının hükümete yönelik şerhlerinin, muhalefete dair eleştirilerimizle alakasını da kurabilmiş değilim.

Zira Avrupalı demokratlar ve Sosyalist Enternasyonal, Türkiye solunun referandumdaki tutumunu ve Kürt siyasal hareketinin siyaset kanalları açıkken silahı reddedemeyen tavrını hep eleştiriyorlar. Daha geçenlerde Türkiye’deki reform sürecini övüp muhalefete çıkışmadılar mı? Avrupalı demokratların bir yandan devleti ve hükümeti eleştirirken, muhalefeti de muaf tutmayan tavırları kızdığınız tutumumuzun simetriği değil mi? E siz örnek alın o zaman Avrupalıları.

Muhalefete, Çankaya’daki bir taksi durağında gördüğüm Atatürk imzalı “Türk şoförü en asil duyguların insanıdır” sözündeki gibi anlamsız payeler yükleyenler bakalım daha ne kadar şaşırtacaklar bizleri.


Ben de saçlarımı kestirdim Sayın Savcı

Ozan Gündoğdu ve Metin Lokumcu isimli Mülkiye öğrencileri, Ankara’daki bir eylemde tutuklanarak cezaevine koyuluyorlar ve uzun saçları kesiliyor.

Arkadaşları da Ozan ve Metin’e moral desteği vermek için saçlarını kestirip fotoğraf çektiriyorlar ve cezaevine gönderiyorlar.


Radikal’den Pınar Öğünç’ün haberine göre davaya bakan Sayın Savcı, gençlerin bu jestini tehlikeli bulmuş. İddianamesinde demiş ki: “tanınmamak için saçlarını kestirdiler, tiz boyunları da vurula”... Arkadaşlarına destek için saçlarını kestiren Çağrı Yılmaz, Hikmet Tanıl ve Can Kaya şimdi cezaevinde.

Tamam, şimdi diyecekler ki Çağrı, Hikmet ve Can’ın tutuklanması için elimizde ciddi deliller var, saçlarını kestirmeleri bir ayrıntı.

Sayın Savcı, bu dava da bitip gidecek, o gençler hayatlarına dönecek, saçları da uzayacak. Ama size garanti ederim ki, saçlarınızı kestirseniz de uzatsanız da siz ve davanız bu kara komediyle anılacaksınız; yani tanınacaksınız.

Bu arada hakikaten yıllardır uzun olan saçlarımı kısacık kestirdim. Gençlere destek için yapmamıştım ama sayın ki öyle olsun Sayın Savcı. Yolda tanımazsanız diye buradan yazıyorum.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim