1. YAZARLAR

  2. Ayhan Aktar

  3. Muhalefetin sefaleti...
Ayhan Aktar

Ayhan Aktar

Yazarın Tüm Yazıları >

Muhalefetin sefaleti...

A+A-

12 Eylül referandumuna doğru yol aldığımız bu günlerde, içimi bir hüzün kaplamaya başladı. Özellikle, HAYIR kampanyasını yürüten cenahta izlediğim çapsızlık ve çaresizlik sanki sokakta topal köpek veya kör kedi görmüş gibi bende acıma ve şefkat duygusu uyandırıyor. Bazı gazetelere göz attıkça, yüksek sesle “vah vah” diye söylenir oldum.

Hele akşam haberlerini seyrederken, gülmekten kırılıyorum. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Sevgili Malatyalılar, referandumun Malatya’nın kayısısına bir faydası var mı?” seviyesindeki analizlerini duyunca dayanamıyorum. Eminim, sıradan CHP’liler de şu tip laflar ediyorlardır: “Yahu, bu referandum benim kel kafamda saç çıkmasına, hanımın yirmi yaş gençleşmesine, bizim salak oğlanın üniversiteyi kazanmasına yaramıyor ise, ben bu referandumun ...” Kemalist muhalefetin sefaleti burada.

Hele, son günlerdeki ‘havuzlu villa’ tartışmasına bayıldım. Kılıçdaroğlu, meydanlarda toplanan vatandaşlara “Recep Bey’in havuzlu villası var. Ama sizde mal-mülk nanay!” düzeyinde bir laf ettiydi. Hemen hazretin Ege sahillerindeki kendi kooperatif villasının fotoğrafını burnuna dayadılar. Garibimin nutku tutuldu. Yahu, madem senin de havuzlu villan var, ne uğraşırsın elâlemin villasıyla?

Açıkçası, CHP’nin referandumu AKP politikalarının oylanması noktasına getirmesini Kılıçdaroğlu’na atılmış bir kazık olarak görüyorum. Mesela, 13 eylül sabahı Başbakan Erdoğan, “seçmenlerin yüzde 50’den fazlası AKP politikalarını onaylıyor” derse ne olacak? CHP’liler ne diyecekler? “Ama bu sadece bir anayasa değişikliği referandumuydu, AKP politikalarıyla bir alakası yok!” diyebilirler mi? Bence, hayır! Siyaset sahnesine Harbiye Marşı ile düşen Kılıçdaroğlu, referandumdan sonra 10. Yıl Marşı ile gidebilir.

TV’deki tartışma programlarında, neden HAYIR oyu verdiğini açıklamaktan âciz bir tartışmacı grubu var. İşin ilginç tarafı, bunlar kendilerini solcu, ilerici vs. zannediyorlar. Göğüslerini yumruklayarak “sivil faşizm geliyor!” çığlıkları atıyorlar. Aslında bu sivil faşizm lafına ben biraz takıldım. Herhalde, bu kaygıyı dile getirenler, “Biz bunun askerî olanına alışığız. Sivil olanı bizde kaşıntı yapıyor!” demek istiyorlar.

Gelelim “HAYIR çünkü yetmez!” takımına... Efendim, bu taslak yeni bir anayasanın yerini tutmazmış. Bize hakikaten sivil, yepyeni 2010 model bir anayasa lazımmış. Tabii ki dediklerinde haklılık payı var! Ama “Anayasa Mahkemesi’nin kendisini Senato yerine koyduğu, TBMM’de yapılan her anayasa değişikliğini esasa girerek iptal ettiği bir memlekette gerçekten dört başı mâmur bir anayasa taslağı nasıl hazırlanır” sorusunu sorduğunuz zaman, cam gibi gözlerle size bakıyorlar. Laf aramızda, AKP yönetimi, Prof. Özbudun ve arkadaşlarının hazırladığı anayasa taslağını virgülüne bile dokunmadan referanduma sunsaydı bu arkadaşlar EVET oyu verecekler miydi? Benim ciddi şüphelerim var!

Geçenlerde, 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde kalmış bir Kürt arkadaşımla konuşuyorduk. Kendisine BDP’nin BOYKOT politikasını sordum. Cevap şöyle:

“Hocam, düşün ki bir haftadır açsın. Boğazından bir şey geçmemiş. Bir kapıyı çalıp, açım diyorsun. Ev sahibi sana bir tas çorba ve bir dilim ekmek veriyor. Bende bu var, diyor. Sen bunu elinin tersi ile itip, ‘Ben bunu yemem! Bir buçuk porsiyon tereyağlı, yoğurtlu iskender kebap isterim’ diyorsun. Durum aynen böyledir” dedi.

Son günlerde ilginç şeyler oldu: PKK Ramazan’da ateşkes ilan etti. Apo’nun ailesi ile açık görüşe çıkmasına izin verildi. BDP, Kürtlere şirinlik olsun diye Diyarbakır’da eskiden almış olduğu “demokratik özerklik” kararını tekrarladı. İşler değişiyor! Galiba, “boykotçular” da sokağa söz geçiremiyeceklerini anladılar. Referandumda rezil olmamak için yavaş yavaş, kısa adımlarla ve küçük kalça hareketleri ile dansöz gibi dönüyorlar. BDP’lilerin dans konusunda ne kadar marifetli olduklarını zaten anayasa oylamaları sırasında görmüştük.

BDP döndüğüne göre, Kürtlere bakıp devrimci tavır geliştiren İstanbullu solcu dostlarımız ne yapacaklar acaba? Örneğin, Osman Kavala, geçen hafta siyasi tavrını şöyle açıklıyordu: “Referandum deneyiminin kendi üzerimdeki etkisini asgariye indirebilmek için o gün evimden çıkmamayı düşünüyorum. 12 Eylül’le hesaplaşmak için 12 Eylül’ün gelmesini bekleyen arkadaşlarıma sabır ve teenni [?] diliyorum” (Radikal 2, 8 ağustos).

İşte devrimci tavır budur! Gerçek sosyalist evinde; karısının dizinin dibinde oturur. Referandum gibi kıytırık işlerle uğraşmaz! Kitlelerden yana, maksimalist ve sol siyaset böyle olur! Eminim, Osman Kavala’ya hak verenler de vardır. Bendeniz bunları okuyup “acıma ve şefkat” duyguları içinde hüzünlenip duruyorum. Elimde değil, n’aapiym?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT