Muhalefetin kaos planı ayağına dolandı...

29.06.2011 13:34

Lale Kemal

12 Haziran seçimlerinde parlamentoya giren muhalefet partilerinin, dün açılan Meclis’te yemin krizine yol açmış olmalarının arka planında yatan çok vahim bir tablo var. Bu tablo, derin devletle bağlarının izlerini taşıyor. Bir türlü, onlarca yıl ülke yönetimine hükmeden atanmış ama siyasi sorumluk taşımayan, yeri geldiğinde kişisel çıkarları uğruna ülkeyi kaosa sürükleyen kimi çevrelerin etkisinden tamamıyla kurtulup, Türkiye adına yeni bir sayfa açmayı denemek zahmetine katlanmadılar, katlanmıyorlar. Bu pozisyonlarına kanıt olarak yakın tarihten bir örnek vereyim. 12 Haziran seçimlerinde, rakiplerinden açık ara farkla üçüncü kez halkın iktidara taşıdığı AK Parti’nin girişimiyle, Soğuk Savaş döneminden kalma, 30 yıllık geçmişi olan darbe anayasasında en kapsamlı değişiklik önerileri geçen yıl Meclis’e getirildi. Muhalefetteki CHP ve MHP ile Kürtlerin inkâr edilen haklarının tanınması yolunda bu anayasal değişiklikten en fazla yararlanabilecek konumda olan BDP, bu kapsamlı reform paketini daha da ileriye götürecek katkı sunmadıkları gibi bazıları Meclis oturumlarını boykot dahi ettiler.

Ne gariptir ki, partileri sürekli kapatılan BDP ile keza CHP, parti kapatmayı zorlaştıran maddenin veto yemesini bile önlemediler. Cunta lideri Kenan Evren, geçenlerde verdiği ifadede, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesine dayanarak, 12 Eylül darbesini yaptıklarını söylemişken, örneğin, CHP, Anayasa paketine katkı sunup, bu maddenin kalkmasını da talep edebilirdi. Kılını kıpırdatmadığı gibi kapsamlı reform paketinin geçmesini önlemek için Meclis oturumlarının uzaması için elinden geleni ardına koymadı.

Gerek MHP lideri Devlet Bahçeli gerekse diğer muhalefet partisi liderleri, bugün kararlarını hukuk dışı bulup, yerden yere vurdukları YSK’nın kuruluş yasası bir darbe ürünüyken, milletin iradesinin tecelli ettiğini nedense şimdi hatırladıkları Meclis’te, yepyeni bir Türkiye için adım atmamayı tercih ettiler. “Eski Türkiye kalsın,” tercihini yaptıkları, 12 Haziran seçimleri öncesi gösterdikleri kimi adaylardan belliydi zaten.

Muhalefetin köstek olduğu kapsamlı Anayasa değişiklik paketi, iktidarın oylarıyla geçti ve geçen yılki 12 Eylül referandumunda halkın yüzde 58 oylarıyla kabul edildi. Demek ki seçmenin önemli bir bölümü artık küresel dünya ile bütünleşen, demokratikleşme hamleleriyle dünyada saygın bir yere sahip olmak isteyen bir Türkiye’den yana oylarını kullanmışlardı. Kimi partiler, milletin bu tercihini görmezden geldiler, darbe zihniyeti ile bağlarını koparamadılar bir türlü.

Devlet Bahçeli, partisinden milletvekili olmasını sağladığı Balyoz şüphelisi emekli General Engin Alan’ın mahkeme tarafından tahliyesinin reddedilmesini, “Hukuk skandalı,” diye tanımlıyordu. Türkiye’de vesayetin devamını sağlayan ama yapılan yasal düzenlemelerle ancak kısmen iyileştirilebilen hukuk sistemindeki çarpıklıkları, işine geldiği zaman yerden yere vurursan inandırıcılığın da kalmaz.

Hukuk sisteminde yapılacak köklü reformlar zaten, bir anayasal suç olan darbe planları yapmakla suçlanan şüphelilerin vekil adaylığı bile yapılmasına engel teşkil ederdi. Arka planındaki bu zihniyetledir ki büyük ihtimalle kimi siyasi partiler, demokratik hukuk devletinin tesis edilmesi yolunda çaba harcamadılar, katkı sunmadılar.

12 Haziran seçimlerinde partinin oylarını ancak yüzde 5 oranında arttırıp yüzde 26’ya çıkartabilmiş olmasını başarısızlık sayan geleneksel hizipçiler işbaşı yapıp, CHP’yi bölme arayışlarına girdiler bile. Kendi içinde kargaşa yaşayan bir CHP’nin, zaten yeni anayasa yapımına katkı sunması hayal olurdu. CHP, bazı Ergenekon ve Balyoz sanıklarını aday gösterip vekil olmalarını sağlayarak, kanımca darbe planı iddiaları üzerine odaklanan bu iki davayı da sulandırmak istiyor. Bir CHP’li milletvekili, darbe şüphelisi iki kişinin vekil adayı gösterilmiş olmasını o tarihlerde bana yorumlarken, “Ergenekon davalarını parti olarak siyasi (linç) bir dava olarak görüyoruz ve iki şüpheliyi vekil adayı yapmış olmamız, bu bakış açımızı sembolize ediyor,” diyordu.

BDP desteğinde bağımsız milletvekili olan Hatip Dicle ile birlikte yine KCK tutuklusu ve vekil olan dört sanığın tahliyesini de mahkeme kabul etmedi. BDP de bu mahkeme kararına tepki olarak dünkü yemin törenini boykot edeceğini açıkladı.

Anayasa’daki kapsamlı değişiklikleri boykot eden BDP de şimdi her nedense adalet arıyor. BDP’nin ikircikli politikasından bağımsız olarak, kimi Kürt kökenli aydınların açıkladıkları fikirlerinin örgüt propagandası kapsamına alınmasına karşı yasal düzenleme yapılması gerektiğini söylemeliyim. Böylece, şiddeti teşvik beyanları ile fikir özgürlüğü niteliğindeki beyanlar arasındaki ince çizgiyi ayırt edebilme olgunluğuna erişebilelim.

Sosyal antropolog Prof. Tayfun Atay, dün Habertürk gazetesinde yer alan söyleşisinde, AK Parti’nin yüzde 50 oy ile 12 Haziran seçimlerinin (açık ara farkla) galibi çıkmasının nedenini şu sözlerle özetliyordu;

“Türkiye'nin geleceğini temsil ettiği için kazandı.”

Türkiye’nin geleceğini temsil etmenin yolu, derin devletle bağı kopartıp ileri demokrasiyi savunmaktan geçiyor.

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim