1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. 'Muhalefet' muhalefeti baltalıyor
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

'Muhalefet' muhalefeti baltalıyor

A+A-

Hükümetin "demokratik açılım" girişimiyle ilgili TBMM'deki öngörüşmenin 10 Kasım'da gündeme alınması üzerine CHP ve MHP sözcülerince söylenenler ve yapılanlar giderek daha iyi anlaşılmakta olan bir gerçeğe ışık tuttu.

O gerçek şu: Türkiye'de "muhalefet" demokratik düzenin temel unsurlarından biri olan muhalefet kurumunu katlederek, demokrasinin etkin işleyişini baltalıyor.

Hatırlayalım: Türkiye'yi 1999-2002 arasında yöneten koalisyon partileri ülkeyi öyle ağır bir siyasi ve ekonomik krize soktular ki, 2002'de seçmen hepsini barajın altına itti; Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), oyların yalnızca % 34'ünü alarak tek başına iktidar olabildi. Hükümetin icraatı başarılı bulundu ve 2007 seçiminde AKP oyunu % 47'ye çıkararak iktidarını korudu. Bu yıl Mart ayındaki yerel seçimlerde oy oranı % 39'a indi.

AKP hükümeti, iktidara gelmesinden bu yana, üç tür "muhalefet" ile karşılaştı. Birincisi, demokrasi üzerindeki bürokratik vesayetin başlıca kurumu olan TSK'nın saflarından gelen "muhalefet". Bu muhalefetin başlıca tezahürleri, Ergenekon davasıyla ortaya çıkan çeşitli cunta-darbe girişimleri, en vahimi "İrticayla Mücadele Eylem Planı" olan "andıçlar" (yani iftira ve yalan üzerine kurulu psikolojik savaş faaliyetleri) ve, tabii, Genelkurmay'ın askeri müdahale tehdidini içeren 27 Nisan 2007 e-muhtırası oldu. Seçmenin ezici çoğunluğu nezdinde bu tür muhalefetin hiçbir meşruiyeti bulunmuyor. Demokrasiye ve hukuk devletine hiçbir şekilde sığmayan bu tür "muhalefet", TSK'nın saygınlığını zedeliyor, saflarını bölüyor, asıl işini gereği gibi yapamaması sonucunu doğuruyor.

Öteki "muhalefet", demokrasi üzerindeki bürokratik vesayetin ikinci ayağı olan yargı organından geliyor. Anayasa Mahkemesi ünlü "367 kararı" ile, anayasayı çiğneyerek, Cumhurbaşkanı seçimini engelledi; TBMM'nin yaptığı usulden ve esastan meşru anayasa değişikliklerini iptal etti. Bununla kalınmadı: İktidar partisi, ne hukuka, ne de hakkaniyete sığan bir iddianame ile kapatılmak istendi. Vasıflı çoğunluk bulunamadığından kapatma kararı çıkmadı, ama Mahkeme'nin 11 üyesinden 10'u ne hukuka, ne laikliğe sığan bir gerekçeyle iktidar partisini "laikliğe karşı odak" ilan etti; burası bir demokrasi midir, yoksa jüristokrasi mi diye sordurdu.

AKP iktidarının karşı karşıya kaldığı üçüncü tür "muhalefet" ise parlamentodaki, esas olarak CHP ve MHP tarafından temsil edilen, yerel seçimlerden sonra daha da hırçınlaşan, bugüne kadar izlenen ve başarısızlıkları ülkeye çok pahalıya patlamış politikalarda ısrar eden, ülke sorunlarının çözümü için hiçbir ciddiye alınacak öneri getiremeyen, bu nedenle kendi seçmenlerini bile hayal kırıklığına uğratan "muhalefet."

Netice itibarıyla ne yazık ki Türkiye'de, iktidarın yanlışlarının gündemin geri planına düşmesine yol açan, icraatının doğru dürüst eleştirilmesini engelleyen, dolayısıyla demokrasinin iyi işlemesi açısından vazgeçilmez olan muhalefet kurumunu katleden türden "muhalefet"ler var. Buna karşı yegane tesellimiz, bu hususun halk tarafından giderek daha iyi anlaşılıyor olduğuna dair umudumuz.

Söz konusu, ters tepen türden muhalefetin başvurduğu araçlardan biri de 10 Kasım dolayısıyla yine acıklı tezahürleriyle karşılaştığımız Atatürk sömürüsü. Bu konuda düşündüklerimi Ahmet Altan çok iyi ifade etti: "Atatürk 'kutsal' biri mi? 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' diyen birini beğeniyorsanız, seviyorsanız, onun çok önemli olduğuna inanıyorsanız, onun düşüncelerini kendinize 'mihmandar' seçiyorsanız, 'ilmin en hakiki yol gösterici' olduğuna da inanmak zorundasınız. İlimde 'kutsallığın' yeri var mı? Atatürk'ü 'kutsallaştırmaya' çalışanlar ya onun ne dediğini bilmiyorlar ya da ciddi bir çarpıtmayla onu kendilerine siyasi bir kalkan yapmaya çalışıyorlar. Ben ikincisinin daha muhtemel olduğunu düşünüyorum." (Taraf, 11 Kasım)

Ahmet Altan'dan ayrıldığım tek nokta, ikincisinden emin olmam.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT