Müflislerin Feryadına Hazırlıklı Olun

27.03.2014 06:04
Müflislerin Feryadına Hazırlıklı Olun
Mustafa Kemal’in Askerleri’yle Fethullah Gülen’in Fedaileri kucaklarına oturttukları liberallerle birlikte seçimsiz, sandıksız, halksız bir siyasal iktidar kurmak üzere bildik ihtilal taktikleriyle kavgaya soyunuyorlar.

Kenan Alpay’ın yorumu:

İyiden iyiye tırmandırılan gerilim kaçınılmaz olarak 30 Mart’ı kiminin rüyası kiminin de kâbusu olarak tecelli ettirecek. Her şey orada bitmeyecek veya başlamayacak elbette. Ama yakın siyasi tarihte yaşadığımız ciddi kırılma noktalarından biri olarak kayıtlara geçecek, bu kesin.

En temel vasfı ‘Erdoğan karşıtı olmak’ olan cephenin hedefi 30 Mart’a varmadan, seçime fırsat tanımadan Erdoğan Hükümeti’ni düşürmekti. Balyoz’la, Sarıkız ve Ayışığı’yla, 27 Nisan e-Muhtırası’yla, Cumhuriyet Mitingleriyle, 367 Kriziyle, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma davasıyla, Danıştay ve Dink cinayetleriyle, Oslo görüşmelerinin sızdırılmasıyla, 7 Şubat kriziyle, Gezi Ruhu’yla hedeflenen fakat yarım kalan operasyonları 17 Aralık’ta kesinlikle kemale erdireceklerini düşündüler.

Meydan Alerjisi ve Sandık Korkusu

Hesaplar tutsaydı seçimle gelen fakat bir türlü seçimler yoluyla gönderilemeyen Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükümeti 30 Mart’ı göremeyecekti bile. Sandığı göstermeden, seçime eriştirmeden işini bitirmeye her zamankinden daha çok niyetliydiler. Üstelik bu sefer cephe çok genişti. Yıkım ekibi sabırla, azimle her türlü mühimmatı işaret fişeğini gördüğü anda kesin zafer kazanıncaya kadar düşman üzerine yağdırmak üzere yığmıştı.

Gözlerden kaçırılmak istenen hususlardan biri de ideolojik-sınıfsal manada hemen herkesin fabrika ayarlarına dönüşüydü. Kemalist iktidar sınıfları küstürüp “Siyasal İslamcı AKP”ye yanaştırdıkları liberal sol çevreleri de Fethullah Gülen camiasını da tekrar aslına yani laik-devletçi reflekse rücu ettirmeyi başarmışlardı.

Kemalizme angaje olmuş ulusolcu ve liberal cenahlar bu kez de Fethullah Gülen’e bağlı bürokratik kadrolar marifetiyle toplumsal tercihlere ve siyasal iktidara haddini bildirmeye soyunmuşlardı. Tapeler, ses kayıtları, gizli çekimler eşliğinde yazılan senaryoları psikolojik harekât taktikleri eşliğinde inşa edilmek istene atmosfer şuydu: “Hükümetin derhal istifası Başbakan Erdoğan’ın ya hapse ya da helikopterle yurt dışına kaçması.” Başka bir seçeneğin gündeme dahi alınmasına tahammül edecek gibi değillerdi.

Madem eski-yeni bütün darbeciler safları sıklaştırmış, madem Mustafa Kemal’in Askerleri’yle Fethullah Gülen’in Fedaileri kucaklarına oturttukları liberallerle birlikte seçimsiz, sandıksız, halksız bir siyasal iktidar kurmak üzere bildik ihtilal taktikleriyle kavgaya soyunuyorlar o zaman “öncelikli tehdit konsepti” dâhilinde yok etmek istedikleri Başbakan Erdoğan ve Hükümeti’ne nasıl bir karşılık vermek düşer?

Savaşın tarafları mücadelelerini en güçlü oldukları sahada gerçekleştirmek ister” ilkesi mucibince bürokratik oligarşi cephesindekiler Başbakan Erdoğan’ı sicili boğazına kadar kanlı-kirli “yüce Türk Adaletine” boyun eğmeye davet ettiler. Doğal olarak Başbakan Erdoğan da topluma ve toplumsal iradenin tecelli ettiği meydanlara ve seçim sandığına yöneldi. Çünkü Başbakan Erdoğan hem meydanlara çıkan ‘cahil halk’ın hem de sandığa giden ‘koyun sürüsü’nün yine oyunbozanlık yapacağını gayet iyi biliyordu!

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim