Müdahaleye 'hayır' diyememek; İbret olsun

31.08.2013 14:36

Özlem Albayrak

Dünya, Esed'in kendi halkına karşı kimyasal silah kullanıp kullanmadığının kanıtlanmasını bekleyedursun, Anadolu Ajansı bu saldırı sırasında görev alan Suriye Ordu Birliklerinin detaylı listesini açıkladı bile. Saldırının iki ayrı merkezden koordineli ve eşzamanlı gerçekleştirildiği söylenen habere göre, kimyasal başlıklı füze-roketleri atanlar Şam'ın kuzeyindeki Kuteyfe'deki 155. numaralı füze tugayı ile 4. zırhlı tümene bağlı 6 farklı tabur. Detayları merak edenler gazetelere, ajanslara göz atabilir.

Bu yazıyı okuduğunuz saatlerde BM denetçilerinin raporlarını sunmuş olma ihtimali yüksek. Bu sayede dünya; derisi dökülmüş insanların çığlıklar atarak sağa sola koşuşturduğu videolarda gördüğümüz şeylerin doğru olup olmadığından, yani yapılanın kimyasal saldırı olup olmadığından, rejim güçlerince gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinden emin olacak.

İngiltere Başbakanı David Cameron BM raporu olmadan herhangi bir müdahalaye katılmayacaklarını açıklamıştı. Fransa biraz daha istekli gözükürken, Obama yönetiminin ne tür bir saldırıda karar kıldığı ise henüz net değil gibi... ABD, İngiltere, Fransa üçlüsünün, 'üçü bir yerde' tadında, her bir araya geldiklerinde dünyanın başına ne kanlı çoraplar ördüğüne şahitlik etmiş kuşaktanız, dolayısıyla sözkonusu müdahale fikri de; Esad'ın bombalarıyla vücudu kavrulmuş insanların acıdan kıvranışını, titreyerek inlemelerini izlemek kadar can acıtıyor doğrusu.

Zira Suriye'de bugün bunlar oluyorsa; uluslararası kamuoyunun Suriye'de 150 bine yakın insan 2 yıllık bir zamana yayılarak yok edilirken kınamaktan öte bir tepki geliştirmemesi, BM'nin Suriye'deki Baas Partisi Hükümeti'ni hala meşru otorite olarak tanıması, şimdiye dek Suriye'ye yönelik sonuç odaklı reel hiçbir diplomasinin gerçekleştirilmemiş olması da etkili. ÖSO'nun içinde bugün, El Nusra'nın da, PYD çatısı altındaki kürt grupların da, demokrasi isteyen Suriyelilerin de aynı anda bulunmasının sebebi de aynı gerekçeye dayanıyor: Suriye'de 2 yıldır çok açık bir sürek avı yaşanıyor ve zaman sadece ölü sayısını arttırmıyor; Suriye, Suriye dışında ve içinde bulunan unsurların açık bir mücadele alanı haline geliyor.

Üstelik, durum giderek kötüleşiyor. Başlarda tanklar ve keskin nişancılarla halkını öldüren Esed'e neredeyse kerhen karşı çıkan, asla gerçek bir öfkeyle insan hayatının yanında durmayan uluslararası kamuoyu, 3 Şubat 2011'de Humus'ta 200'den fazla kişi aynı anda öldürülünce kötü bir sürprizle karşılaşmış gibi yaptı. Ardından Hula'da 30'un üstünde çocuk 115 kişi Esed'in bombalarına hedef oldu. Mayıs ayında Bayda'da 150 kişinin idam edilmesinden de Esed rejimi sorumlu tutuldu. Bugün tartıştığımız, Suriye'ye müdahalaye gerekçe olacak denli ağır katliamın bilançosu ise yaklaşık bin 500 ölü.

Dünyanın gözünün içine baka baka her seferinde el yükseltmiş, toplu kıyımlara başlamış Esed'e bu cesareti veren sadece Çin'in ve Rusya'nın BM'deki vetosu, sadece İran'ın sonsuz desteği değildi aslında; dünyanın duyarsızlığı, umursamazlığı, acizliği oldu biraz da. Sonuç ortada, bir diktatör tarafından yönetilen, halkı Müslüman bir ülkeye ABD müdahalesi. Yine.

Bana sorarsanız, bunu tek başına bile olsa gerçekleştirecekmiş gibi gözüken ABD'nin, Mısır'da darbeye darbe diyememesiyle yerle yeksen olan yüzyıllık imajının, yerlere serilmiş karizmasını toparlama peşinde olma ihtimali çok yüksek. Zira, artık tüm dünya biliyor ki, ABD'nin Ortadoğu'daki pasifist dış politikasının tek sebebi sonuçları pahalıya patlayan Irak işgali ve ABD ekonomisinin o gün bugündür darboğazda oluşu değil, korkunç bir değer kaybı var Batı'da ve bu moral kayıp sadece ABD'nin baş aşağı gidişini simgelemiyor, dünyanın da ilkelliğe dönüşün eşiğinde olduğunu gösteriyor.

Kendimize, Müslümanlara gelirsek; Allah'tan korkusu olmayan acımasız bir diktatörün şahsi ikbal ve iktidar hırsının sonuçları o denli ağır ki, Irak işgali ihtimali ortaya çıktığında avazının yettiği kadar bağırıp, gücü yettiğince karşı koyanlar eli kolu bağlanacak, sesi kısılacak, müdahaleye itiraz itiraz edemeyecek noktaya gelmiş bulunuyor.

İkisinden ne nefret ettiğiniz iki seçenekten birini kerhen dahi olsa seçmek zorunda kalmak, üstelik bundan sonra da zul sayılan bu zorunluluğun ağırlığıyla yaşayacak olmak. Ne diyeyim, bu da kendi kendilerini yönetmeyi bile bilemeyen Müslüman toplumlara ders olsun, dert olsun, mümkünse ibret olsun!

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim